Kısa bir zaman önce kalp krizi geçirdikten sonra hayatını kaybeden Karaman Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreteri Ayhan Erenoğlu’nu, Afyonkarahisar’daki görevinde tanıdım. Hastane yönetimi ile ilgili teşkilat yapılanmasının değişmesinin ardından “Genel Sekreterlik” görevini Afyonkarahisar’da ilk kez Ayhan Erenoğlu yürütecekti. Değer verdiğim bir daire müdürü ve büyüğüm, “Murat Bey, yeni bir teşkilatlanma var. O teşkilatlanmanın Afyonkarahisar’daki sorumlusu ise Ayhan Bey oldu. Uygun görürsen tanışmanı isterim” dedi.
“Tabii ki” dedim ve Ayhan Erenoğlu’nun telefon numarasını aldım.
Alıştığımız bir haber olacaktı. “Daire müdürü” konumundaki bir kişi, göreve başlamıştı. Biz de “Göreve başladı” diye haber yapacaktık.
Ayhan Erenoğlu’nun belirlediği saatte makam odasına gittim. Beni ayakta karşıladı. 40 yıllık ahbaplık varmış gibi ağırladı, bilgi verdi. Haberi bitirmeden “Murat Hocam, biz buraya tek başımıza gelmedik. Ekibimizle güzel işler yapacağız” deyip çalışma arkadaşlarının da fotoğraf karesinde yer almasını istedi.
İlk intiba önemlidir. Ayhan Erenoğlu bende “Mütevazı ve ekibiyle güçlü” izlenimini bıraktı.
Nice sonra öğrendim ki Refah Partisi’nin eski Milletvekili Şevki Yılmaz’ın akrabasıymış. Bunu da kendinden öğrenmedim.
Ayhan Erenoğlu ile “haber”le başlayan iletişimimiz, haber dışında da gelişti. Bu sohbetlerin çoğu da yine Kamu Hastaneleri ile ilgiliydi. “Sen dışarıdan bir gözle nasıl görüyorsun, hangi eksiğimiz var” diye sorardı.
Ben de zaman zaman başıma gelen, şahit olduğum ya da tanıdıklarımın bana “Bunu ne olur söyle” dediği sorunları Ayhan Erenoğlu’na iletirdim. İlettiğim sorunların nereden kaynaklandığını, yapabileceği bir şey varsa ne kadarını yapabildiğini yapamayacağı bir şeyse neden yapamayacağını çok zaman geçmeden, açık yüreklilikle paylaşırdı.
Ayhan Erenoğlu, kalbindekiyle dilindekini birleştirebilen bir insandı.
Karşısındakinin de öyle olmasını isterdi.
Hakkında o kadar iddia ortaya atıldı, bu iddiaların hiçbiri ispatlanamadı.
Benim yüzüne karşı rahat eleştirdiğim, eleştirirken çekinmediğim daire müdürlerindendi.
Böylesine bir izlenim, sadece bana ait değil.
“Ayhan Bey, şöyle bir durum var” diyen kim varsa, o “durum”un nihayete erdirilmesi için gayret gösterirdi.
Meselâ dün bir meslektaşım anlattı:
“Denizli’ye gittim. Bu fotoğrafı da sosyal medyada paylaştım. Ayhan Bey, telefonla aradı, ‘Bizlik bir hizmet var mı, bizden istediğin bir şey var mı’ diye sordu. Ben kendisine teşekkür ettim, ama bu davranışı hoşuma gitti.”
Ayhan Erenoğlu, dava adamı olduğu kadar vefa adamıydı.
Kendi adıma unutamadığım iki konu var ki paylaşmak isterim:
Birincisi düğünüm, 21 Haziran’da havuz kenarında yapılacaktı. Nikah saatinden hemen önce güzel bir yağmur yağdı. Bizim moralimiz bozuldu. Aynı zamanda nikah şahitliğimi yapmak için orada bulunan Ayhan Erenoğlu, eşim Elif Arısoy’un yanına gelerek “Allah inancı olan herkes bilir ki yağmur bereket demektir. Bu düğün burada yapılacak” dedi.
O telaşe içinde bu sözlerin ne kadar büyük bir ağabeylik olduğunu siz düşünün.
Düğünden 6 ay sonra geçirdiğim fıtık ameliyatında da beni yalnız bırakmamıştı Erenoğlu. Ameliyatın olduğu akşam geceye dönerken eşiyle birlikte çıkageldi hastaneye. “Murat Hocam, hastanemizden memnun musun” dedi, “Memnunum, hiçbir sıkıntı yok. Ama sizi görünce mutlu oldum” dedim.
Ayhan Erenoğlu’nu bütün bunların dışında, randevusuz gittiğimizde makam odasında bulamayışımızla sevdik.
Çünkü biliyorduk ki Ayhan Bey, ya bir ilçedeydi; ya da hastaneyi inceliyor, eksikleri not alıyordu.
Ayhan Bey’i bu çalışkanlığı ile de sevdik.
Mekanı Cennet olsun.