27 Mart 2012 Salı 03:00:00
Basına kapalı toplantılara oldum olası temkinli yaklaştım. Çünkü yeri geldiğinde basın mensuplarına hitaben “Siz 4’üncü kuvvetsiniz. Olup bitenleri kamuoyuna iletmekle mükellefsiniz” diyen kişiler, yeri geldiğinde “Arkadaşlar, bu toplantı basına kapalı” diyebiliyor.
Hatta çoğu kez toplantıyla ilgili daha sonra bir açıklamanın yapılacağı söylense de o açıklama bir türlü gelmiyor.
Burada bir tezat durum yok mu? Bir tarafta demokrasiden, demokrasinin gereği şeffaflıktan bahsedilecek; diğer tarafta bir toplantı odasında yer alan basın mensupları, apar-topar toplantı salonuna çıkarılacak.
***
Gözden kaçırılıyor: Basının bilgilendirme ve aktarma görevi ne zaman kısıtlansa, kısıtlanan durumla ilgili akla-hayale gelmeyecek birçok dedikodu yayılıyor. En azından toplantı başında ve sonunda toplantının yapılış sebebi, minvali ve neticesi hakkında fazla değil, 3 satırlık bir açıklama yapılabilir.
Tartışmalar, tartışanların olsun…
Magazin peşinde değiliz.
Kimin ne söylediği, ne tür diyalogların geliştiği de öncelik sıramızda değil.
Mühim olan netice…
Tabii belirtmek gerekir ki; esas olan, toplantıların tam anlamıyla şeffaf ve basına açık olmasıdır.
Afyonkarahisar’daki toplantıların hiçbirinde devlet sırlarının konuşulmadığını, açıklanmaması gereken bir belgenin gündeme gelmediğini biliyoruz. Buna rağmen “ince” konu başlıklarında basına kapalı toplantılar yapılması, bazen büyük, bazen küçük soru işaretlerinin oluşmasına yol açıyor.
***
Basına kapalı toplantılarda aşağıda okuyacağınız şu durum, “basın özgürlüğü”, “demokrasi” vurgularıyla hiç mi hiç bağdaşmıyor:
-Arkadaşlar, hadi çıkıyorsunuz…
-Sebep nedir?
-Bu toplantının basına kapalı olması talimatı geldi…
-Peki o talimat neden geldi?
-Bu sorunun cevabını ben bilemem…
-Kim bilir?
-Ben bilemem!
***
“Basına kapalı” toplantıların bir de “Sizi biz çağırmadım ki” boyutu var. Basına kapalı toplantıların “Sizi biz çağırmadım ki” yönü, şöyle tezahür eder:
Bir ziyaretçi heyetin programı basına bildirilir. O heyetin programı, basın kuruluşları tarafından takip edilir. Ancak bir kurumda ziyaretle ilgili, gündemle ilgili ya da vatandaşın sorunlarıyla ilgili doğrudan veya dolaylı bir soru karşısında o makamın en yetkilisi birden kızar… “Sizi biz çağırmadık ki” cümlesi, ağızdan çıkıverir…
Bu bir bakıma bilinçaltının yansımasıdır. “Basın mensupları da nereden çıktı, ne güzel konuşacaktık yahu” düşüncesi, “Sizi biz çağırmadık ki” şekline dönüşerek telaffuz edilir.
***
“Basına kapalı toplantılarla ilgili ille de birkaç örnek ver” diyorsanız, bir çırpıda aklıma gelen örnekleri vereyim:
-Valilik’te, taş ocaklarını protestolarla gündeme gelen Beyyazı Kasabası sakinleriyle bir araya gelinmesi…
-AFJET’in Olağanüstü Genel Kurulu…
-Valilik’te Gazlıgöl ile ilgili belde belediye başkanları ile yapılan toplantı…
-Belediye’de Yol Mağdurları Grubu ile bir araya gelinmesi…
-Son olarak, Valilik’te Ömer-Gecek-Gazlıgöl havzalarıyla ilgili firma sahipleri ve belediye başkanları ile yapılan toplantı…
***
Bir de hatırlatma:
Basın mensupları, “yatırımların”, “ziyaretlerin”, “olumlu gelişmelerin” reklam yapılmasına aracı olarak görülmemeli.
Basına kapalı toplantılara oldum olası temkinli yaklaştım. Çünkü yeri geldiğinde basın mensuplarına hitaben “Siz 4’üncü kuvvetsiniz. Olup bitenleri kamuoyuna iletmekle mükellefsiniz” diyen kişiler, yeri geldiğinde “Arkadaşlar, bu toplantı basına kapalı” diyebiliyor.
Hatta çoğu kez toplantıyla ilgili daha sonra bir açıklamanın yapılacağı söylense de o açıklama bir türlü gelmiyor.
Burada bir tezat durum yok mu? Bir tarafta demokrasiden, demokrasinin gereği şeffaflıktan bahsedilecek; diğer tarafta bir toplantı odasında yer alan basın mensupları, apar-topar toplantı salonuna çıkarılacak.
***
Gözden kaçırılıyor: Basının bilgilendirme ve aktarma görevi ne zaman kısıtlansa, kısıtlanan durumla ilgili akla-hayale gelmeyecek birçok dedikodu yayılıyor. En azından toplantı başında ve sonunda toplantının yapılış sebebi, minvali ve neticesi hakkında fazla değil, 3 satırlık bir açıklama yapılabilir.
Tartışmalar, tartışanların olsun…
Magazin peşinde değiliz.
Kimin ne söylediği, ne tür diyalogların geliştiği de öncelik sıramızda değil.
Mühim olan netice…
Tabii belirtmek gerekir ki; esas olan, toplantıların tam anlamıyla şeffaf ve basına açık olmasıdır.
Afyonkarahisar’daki toplantıların hiçbirinde devlet sırlarının konuşulmadığını, açıklanmaması gereken bir belgenin gündeme gelmediğini biliyoruz. Buna rağmen “ince” konu başlıklarında basına kapalı toplantılar yapılması, bazen büyük, bazen küçük soru işaretlerinin oluşmasına yol açıyor.
***
Basına kapalı toplantılarda aşağıda okuyacağınız şu durum, “basın özgürlüğü”, “demokrasi” vurgularıyla hiç mi hiç bağdaşmıyor:
-Arkadaşlar, hadi çıkıyorsunuz…
-Sebep nedir?
-Bu toplantının basına kapalı olması talimatı geldi…
-Peki o talimat neden geldi?
-Bu sorunun cevabını ben bilemem…
-Kim bilir?
-Ben bilemem!
***
“Basına kapalı” toplantıların bir de “Sizi biz çağırmadım ki” boyutu var. Basına kapalı toplantıların “Sizi biz çağırmadım ki” yönü, şöyle tezahür eder:
Bir ziyaretçi heyetin programı basına bildirilir. O heyetin programı, basın kuruluşları tarafından takip edilir. Ancak bir kurumda ziyaretle ilgili, gündemle ilgili ya da vatandaşın sorunlarıyla ilgili doğrudan veya dolaylı bir soru karşısında o makamın en yetkilisi birden kızar… “Sizi biz çağırmadık ki” cümlesi, ağızdan çıkıverir…
Bu bir bakıma bilinçaltının yansımasıdır. “Basın mensupları da nereden çıktı, ne güzel konuşacaktık yahu” düşüncesi, “Sizi biz çağırmadık ki” şekline dönüşerek telaffuz edilir.
***
“Basına kapalı toplantılarla ilgili ille de birkaç örnek ver” diyorsanız, bir çırpıda aklıma gelen örnekleri vereyim:
-Valilik’te, taş ocaklarını protestolarla gündeme gelen Beyyazı Kasabası sakinleriyle bir araya gelinmesi…
-AFJET’in Olağanüstü Genel Kurulu…
-Valilik’te Gazlıgöl ile ilgili belde belediye başkanları ile yapılan toplantı…
-Belediye’de Yol Mağdurları Grubu ile bir araya gelinmesi…
-Son olarak, Valilik’te Ömer-Gecek-Gazlıgöl havzalarıyla ilgili firma sahipleri ve belediye başkanları ile yapılan toplantı…
***
Bir de hatırlatma:
Basın mensupları, “yatırımların”, “ziyaretlerin”, “olumlu gelişmelerin” reklam yapılmasına aracı olarak görülmemeli.