Murat Arısoy

Çivi

Murat Arısoy

Önce “memurluk” sınavında soruların çalınması ve kopya şüphesi gündeme geldi.
Sonra üniversiteye giriş sınavında şifre hazırlandığı belirtildi. Ama ne iddia sahipleri bunu tam ispatlayabildi, ne de makam sahipleri “Yok kardeşim böyle bir şey” diyebildi.
Daha evvelki Polis Meslek Yüksek Okulu sınavlarında da kopya olduğu savunulmuş ancak ciddi bir tahkikat başlamamıştı.
Tatmin olduklarını açıkladı yetkililer, bununla yetindik.

Bir seçim yapalım dedik. Pusula ihalesini gerçekleştiremedik.
Seçim meydanlarına indik, belaltı kasetler ve fıkralarla uğraştık.

Öyle bir hâl aldı ki siyaset, kaseti olmayana, el öpmeyene ikbal vermiyorlar.
550 milletvekilinin 350’sine ait suç dosyasının bulunduğu belirtiliyor.
350’den 100’ü aşkın kişinin suç dosyasında yolsuzluk, evrakta sahtecilik yazdığı söyleniyor.

Adaletin “mülkün” temeli olduğuna inandık.
Ancak “mülk” sathında 49 yeni cezaevi yaptık.
Vatandaş, mahkemenin sonucunu bekleyeceğine kendisi verdi cezasını.
Kestirme yol buydu zira.
Düşünceyi suç kabul ettik.
Adaletsizlik yapıp ağzını açanı kodese gönderdik.
Silah tutmaktan pişman olmayanları ise zorla pişmanmış gibi gösterip devlet töreni ile karşıladık.

Bıraktım, Türk-İş’in, Türkiye Kamu-Sen’in “açlık-yoksulluk” sınırı rakamlarını.
Hükümete yakın Bem-Bir-Sen’in açıkladığı rakamı vereyim:
“Açlık sınırı 897 lira, yoksulluk sınırı 2 bin 500 lira.”
Peki asgari ücret?
Brüt 796 lira.
Yılın ikinci yarısında asgari ücret brüt 837 lira olacak.
Yılın ikinci yarısının net rakamı ise 655 lira.

Özelleştirdik KİT’leri.
Yabancılaştırdık.
Müdahale edilmesi gereken bir hâl olunca da “Kusura bakmayın, yabancı sermayeye karışamı-yoruz” deyiverdik.
Tershanelerimize dolarlarla girmişlerdi anlaşılan.

Yağmur yağdı, sel bastı.
Biz Japonya’daki tsunamiye üzüldük kendimizi unutup.

Deprem oldu, kanun çıktı, binalar güçlendirilecek ve doğal afet sigortası yapılacaktı.
Kamu kurumlarının çoğu, zikredilen sigortayı yaptırmadı.
Binalar çürük.

Milyon dolar harcayıp metrobüs aldık İstanbul’a.
Yolda kaldı, metrosüs oldu.

Yüksek hızlı trenden önce hızlandırılmış tren faciası yaşadık.
İki gün izledik, yüksek hızlı tren gelince kanal değiştirdik.
Hesap sormadık.

Törenler yaptık, bayramları kutladık.
Ama yıl geçtikçe ne stadları doldurabildik ne de sevincin içeriğini.
Hatta bir belde belediye başkanı, 23 Nisan kutlamalarında “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” tanımı dışında 5 ayrı tanım kullandı 10 dakikada.
Tepki göstermedik.
Güldük, geçtik.

Çivisi çıktı yani memleketin.
19 Mayıs günü bu yazılır mı diyebilirsiniz.
Yazılır elbet.
Memleketi bırakıp gitmek için değil…
Memleket meselelerine kafa yormak için yazılır.
Herkesin evvela kendi Samsun’una çıkması için…

Yazarın Diğer Yazıları