3 Kasım 2015 Salı 03:00:00
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin seçim zaferinden sonra bir seçmen olarak bekledim: “Bu sefer” dedim, “başarılı olamayan partilerin genel başkanları istifa ederler”…
Saatler geçti, önce CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir açıklama yaptı. O açıklama yapmadan, 2007 seçimlerinden iki gün sonra CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın basın karşısına geçip “Oylarımızı yüzde 1 artırdık” dediğini hatırladım.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da ne anlattığı belli olmayan böyle bir açıklama yaptı. Özetle şöyle dedi Kılıçdaroğlu:
“Demokrasiyi bu ülkeye getiren bir partiyiz. Bizim zaten kurultay sürecimiz devam ediyor. Kurallar neyi gerektirirse o kurallar aynen çalışır. Bizim oyumuz arttı ama biz kendimizi başarılı görmüyoruz. Milletvekili sayımız arttı diye kendimizi başarılı görmüyoruz. Başarının ölçüsü iktidar olmaktır. Bunu yetkili kurullarımız zaten değerlendirecektir.”
Başarının ölçüsü iktidar olmaksa bu ölçüte ulaşamayanların da bir bedel ödemesi gerekmez mi?
Milliyetçi Hareket Partisi ve Halkların Demokratik Partisi yöneticileri de seçim sürecinde zorluklarla ve kumpaslarla mücadele ettiklerini, buna rağmen görece başarılı olduklarını söyledi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında kalan partilerde de söylem ve tarz farklı değil. Meselâ Vatan Partisi, ‘CHP ile MHP, AKP’yi iktidar yaptı’ tezi üzerinden siyaset yürütüyor. Ama Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in, seçime 3 gün kala ‘yandaş’ olarak nitelendirilen A Haber’de CHP ile terör örgütünü bağlantılı göstermesindeki ‘operasyon’dan kimse söz etmiyor.
İktidar partisi dışındaki tüm partilerde bir sorgulama süreci başlamalı. Kadrolar gözden geçirilmeli, gençleştirilmeli, heyecanlı hâle getirilmeli.
Özeleştiri sürecinin, istifa eyleminin yalnızca iktidar partisine yönelik bir sorumluluk olduğunu düşünmek ve iddia etmek, 2019 seçimlerinde de muhalefet partilerinin muhalefette kalacaklarına kanıttır.
AK Parti’den de bahsetmek gerekir:
Parti olarak çalışıldı, bir bütün görüntüsü verildi. Propaganda malzemeleri iyi belirlendi ve hedef tutturuldu.
Ancak seçimden hemen sonra bazı yetkililerin söylemlerinde, hâl ve hareketlerinde kibir hissediliyor.
Meselâ şu sözler, “Nazik bir çağrı” gibi görünse de büyük bir kibri ihtiva ediyor:
“Eğer AK Parti’nin, yani sizlerin sağladığı bu başarıyı CHP ya da MHP sağlasaydı, inanın bugün Türkiye’nin dört bir yanı inlerdi. Onlar, belki bizim parti binalarımızın önünde, işyerlerimizin önünde gösteri yaparlardı. Ama biz yapmayacağız.”
Kibir, oy veren kitleye de sirayet ediyor.
Kibir insanı bitiren unsurlar arasında. Bu kibre nefis dayanmaz, bilginiz olsun.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin seçim zaferinden sonra bir seçmen olarak bekledim: “Bu sefer” dedim, “başarılı olamayan partilerin genel başkanları istifa ederler”…
Saatler geçti, önce CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir açıklama yaptı. O açıklama yapmadan, 2007 seçimlerinden iki gün sonra CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın basın karşısına geçip “Oylarımızı yüzde 1 artırdık” dediğini hatırladım.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da ne anlattığı belli olmayan böyle bir açıklama yaptı. Özetle şöyle dedi Kılıçdaroğlu:
“Demokrasiyi bu ülkeye getiren bir partiyiz. Bizim zaten kurultay sürecimiz devam ediyor. Kurallar neyi gerektirirse o kurallar aynen çalışır. Bizim oyumuz arttı ama biz kendimizi başarılı görmüyoruz. Milletvekili sayımız arttı diye kendimizi başarılı görmüyoruz. Başarının ölçüsü iktidar olmaktır. Bunu yetkili kurullarımız zaten değerlendirecektir.”
Başarının ölçüsü iktidar olmaksa bu ölçüte ulaşamayanların da bir bedel ödemesi gerekmez mi?
Milliyetçi Hareket Partisi ve Halkların Demokratik Partisi yöneticileri de seçim sürecinde zorluklarla ve kumpaslarla mücadele ettiklerini, buna rağmen görece başarılı olduklarını söyledi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında kalan partilerde de söylem ve tarz farklı değil. Meselâ Vatan Partisi, ‘CHP ile MHP, AKP’yi iktidar yaptı’ tezi üzerinden siyaset yürütüyor. Ama Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in, seçime 3 gün kala ‘yandaş’ olarak nitelendirilen A Haber’de CHP ile terör örgütünü bağlantılı göstermesindeki ‘operasyon’dan kimse söz etmiyor.
İktidar partisi dışındaki tüm partilerde bir sorgulama süreci başlamalı. Kadrolar gözden geçirilmeli, gençleştirilmeli, heyecanlı hâle getirilmeli.
Özeleştiri sürecinin, istifa eyleminin yalnızca iktidar partisine yönelik bir sorumluluk olduğunu düşünmek ve iddia etmek, 2019 seçimlerinde de muhalefet partilerinin muhalefette kalacaklarına kanıttır.
AK Parti’den de bahsetmek gerekir:
Parti olarak çalışıldı, bir bütün görüntüsü verildi. Propaganda malzemeleri iyi belirlendi ve hedef tutturuldu.
Ancak seçimden hemen sonra bazı yetkililerin söylemlerinde, hâl ve hareketlerinde kibir hissediliyor.
Meselâ şu sözler, “Nazik bir çağrı” gibi görünse de büyük bir kibri ihtiva ediyor:
“Eğer AK Parti’nin, yani sizlerin sağladığı bu başarıyı CHP ya da MHP sağlasaydı, inanın bugün Türkiye’nin dört bir yanı inlerdi. Onlar, belki bizim parti binalarımızın önünde, işyerlerimizin önünde gösteri yaparlardı. Ama biz yapmayacağız.”
Kibir, oy veren kitleye de sirayet ediyor.
Kibir insanı bitiren unsurlar arasında. Bu kibre nefis dayanmaz, bilginiz olsun.