Nevzat Algan

Türk Yurdunda Yoksulluk O Kadar Azalsın Ki Fakirlik Suç Sayılsın!

Nevzat Algan

Devletin en temel görevlerinden biri vatandaşlarının insanca yaşayabileceği bir düzen kurmaktır. Bu düzenin en önemli unsurlarından biri de insanların sağlıklı beslenebilmesi ve hiçbir vatandaşın açlıkla karşı karşıya kalmamasıdır. Sosyal devlet anlayışı tam da bu noktada anlam kazanır. Devlet, vatandaşını yardıma muhtaç bırakmayan; çalışabilecek durumda olanlara iş imkânı sağlayan, çalışamayacak durumda olanlara ise insanca yaşayabilecekleri bir gelir güvencesi sunan bir sistem kurmakla yükümlüdür.

            Ancak özellikle Ramazan aylarında kamu kurum ve kuruluşları tarafından düzenlenen iftar davetleri ve yardım kampanyaları, sosyal devlet anlayışı açısından yeniden düşünülmesi gereken bir tablo ortaya koymaktadır.

            Ramazan ayı, paylaşmanın ve dayanışmanın sembolü olarak görülür. Bu nedenle birçok kamu kurumu geniş katılımlı iftar programları düzenlemekte ya da yardım kolileri dağıtmaktadır. İlk bakışta bu uygulamalar toplumda yardımlaşmayı teşvik eden olumlu faaliyetler gibi görünebilir. Fakat işin özüne bakıldığında bu uygulamaların önemli bir kısmının kalıcı çözümler üretmek yerine geçici ve çoğu zaman sembolik adımlar olduğu görülmektedir.

            Örneğin kamu kurumlarının düzenlediği iftar davetlerine baktığımızda çoğu zaman toplumun küçük bir kesiminin bu sofralarda yer aldığını görürüz. Bürokratlar, protokol üyeleri, davetliler ve belirli çevreler bu organizasyonlara katılırken toplumun büyük çoğunluğu bu etkinliklerin dışında kalmaktadır. Üstelik bu davetlerin maliyeti doğrudan ya da dolaylı olarak vergi veren vatandaşların bütçesinden karşılanmaktadır.

Burada temel soru şudur: Kamu kaynakları gerçekten toplumun tamamının yararına mı kullanılmaktadır, yoksa sınırlı sayıda kişinin katıldığı organizasyonlara mı harcanmaktadır?

            Ramazan ayında kurulan büyük iftar sofraları çoğu zaman bir dayanışma ortamından çok gösterişli bir organizasyon görüntüsü vermektedir. Masa düzenleri, protokol konuşmaları, sahne programları ve geniş organizasyon giderleri bu etkinliklerin maliyetini ciddi ölçüde artırmaktadır. Aslında aynı kaynaklar kalıcı sosyal politikalar için kullanılabilir.

            Benzer bir tartışma yardım kolileri konusunda da ortaya çıkmaktadır. Ramazan aylarında dağıtılan yardım kolileri genellikle ayçiçek yağı, şeker, makarna ve benzeri temel gıda ürünlerinden oluşmaktadır. Bu koliler ekonomik güçleri zayıf olan vatandaşlarımızı seçtiğimiz temel ve besleyiciliği düşük gıdalara mahkûm etmeye çalışmaktır bir bakıma. Bununla birlikte bu koliler ilk bakışta ihtiyaç sahiplerine destek gibi görünse de aslında çok daha büyük bir sorunun üzerini örten geçici çözümlerden ibarettir.

İnsanları sürekli yardım kolilerine muhtaç bırakmak, gerçek anlamda bir sosyal politika değildir

            Aksine bu durum, insanların üretimden kopmasına ve yardıma bağımlı bir yaşam biçimine itilmesine yol açabilir. Oysa sosyal devlet anlayışının temel amacı, insanları yardımlarla ayakta tutmak değil; onların kendi ayakları üzerinde durabileceği bir ekonomik düzen kurmaktır.

            Çalışma gücü olan insanlara iş imkânı sağlamak devletin öncelikli görevi olmalıdır. İnsanların düzenli bir gelire sahip olması, bir koli makarna ya da birkaç litre yağ almaktan çok daha değerlidir. Çünkü insan onuru, başkasının yardımıyla değil, emeğiyle kazanılan bir yaşamla korunur.

            Çalışma gücü bulunmayan, yaşlı, engelli ya da bakıma muhtaç vatandaşlar için ise devletin doğrudan ve yeterli gelir desteği sağlaması gerekir. Düzenli ve yeterli sosyal yardım sistemleri, insanların hayatlarını sürdürebilmeleri için çok daha doğru bir yöntemdir.

Bir başka önemli gerçek ise şudur: Yapılan iftar organizasyonlarında gerçekten ihtiyaç sahiplerinin ağırlandığı varsayalım

            Eğer bir insan Ramazan ayında iftar yapacak imkâna sahip değilse, büyük ihtimalle yılın geri kalanında da aynı sıkıntıyı yaşamaktadır. Ramazan ayında kurulan bir iftar sofrası o kişinin hayatındaki temel sorunu çözmez. Bir ay boyunca verilen iftar yemekleri, kalan on bir ayın gerçekliğini değiştirmez.

Bu nedenle Ramazan ayında yapılan yardım kampanyalarının önemli bir kısmı zamanla bir tür gösteriş ve şekil unsuruna dönüşebilmektedir

            Fotoğraflar, törenler, dağıtım organizasyonları ve kamuoyuna sunulan görüntüler çoğu zaman sorunun özünü çözmekten uzak kalmaktadır. Hatta bazı durumlarda bu tür uygulamalar, toplumsal eşitsizlikleri görünmez kılan bir vitrin işlevi bile görebilmektedir. 

Samimi olarak yardım kolisi hazırlayanlar ve iftar verenler de farkında olmadan, vardım etmenin vicdani hazzını yaşamak adına, yoksulluk sorununu büyüten adımlar atmaktadırlar.

            Elbette devlet kurumları tamamen temsil ve protokol faaliyetlerinden vazgeçmek zorunda değildir. Ramazan ayında sınırlı sayıda ve sembolik nitelikte programlar düzenlenebilir. Ancak bu faaliyetlerin kamu bütçesi üzerinde ciddi bir mali yük oluşturacak boyutlara ulaşmaması gerekir.

Asıl önemli olan ve amaç edinmemiz gereken ilke, halkın onurunu korumak yardıma muhtaç hale getirmemektir. 

            Bunun yolu ise sosyal devlet anlayışının gereği olan kalıcı politikaların hayata geçirilmesidir. İstihdamı artıran ekonomik politikalar, iş gücü piyasasını güçlendiren programlar ve düzenli sosyal destek sistemleri toplumun refahını artırmanın en doğru yoludur.

Yöneticiler, geçici yardımlarla değil; adil bir ekonomik düzen ve güçlü bir sosyal devlet yapısını oluşturarak halkını yüceltir

            İnsanların yardıma muhtaç olmadığı bir düzen kurmak, yardım dağıtmaktan çok daha büyük bir başarıdır. Ramazan ayı, yalnızca sofraların kurulduğu bir dönem değil; aynı zamanda sosyal adaletin, dayanışmanın ve insan onurunun yeniden hatırlanması gereken bir zamandır. Kamu kurumlarının da bu ruhu yaşatacak politikalar üretmesi gerekir. Gösterişli iftar sofraları ya da yardım kolileri yerine, insanların onurlu bir yaşam sürdürebileceği kalıcı çözümler üretmek gerçek anlamda dayanışmanın ve sosyal devlet anlayışının gereğidir.

Yazıma, Bilge Kağan’ın günümüze 1300 yıl öncesinden ışık tutan temennisiyle başladım ve yine aynı temenniyle noktalıyorum.  

 

TÜRK YURDUNDA YOKSULLUK O KADAR AZALSIN Kİ FAKİRLİK SUÇ SAYILSIN!

Yazarın Diğer Yazıları