Süleyman Güneş

Yarım Asırlık Hasret Ve Bir Soyağacının Mirası, İki Büyük Adamın Gölgesinde Babalar Günü

Süleyman Güneş

Kamu Yönetim Uzmanı ve Kamu Muhasebe Yetkilisi Süleyman Güneş yeni bir yazı kaleme aldı. Güneş kaleme aldığı yazısında " Yarım Asırlık Hasret ve Bir Soyağacının Mirası İki Büyük Adamın Gölgesinde Babalar Günü, konulu yazısında önemli bir konuyu aktardı.

Güneş’in yazısına şöyle devam etti. Bugün Babalar Günü... 

Her yıl olduğu gibi yine birçok insan babasına sarılacak, telefon açacak, birlikte sıcak bir çay içecek ya da eski bir fotoğrafa bakıp tebessüm edecek.

Ben ise yıllardır olduğu gibi bugün de hayatımın yönünü çizen, ruhumu şekillendiren iki büyük adamı düşünerek duruyorum hayata karşı.

Birincisi, sesini bile hatırlayacak kadar uzun yaşayamadığım babam...

İkincisi ise bana hem büyük babalık, dedelik hem babalık yapan, hayattaki en büyük şansım dedem...

Dünyevi Bir Görev Değil, İlahi Bir Emanet: Babalık yalnızca dünyevi bir soy bağı ya da alelade bir kelime değildir; o, omuzlara yüklenmiş ilahi bir emanet, gökyüzü gibi kuşatıcı kutsal bir makamdır. İnancımız bize öğretir ki: “Rabbin rızası, babanın rızasındadır; Rabbin öfkesi de babanın öfkesindedir.” İşte bu yüzden baba; bir evin sadece direği değil, evlatların ahiretine uzanan o sessiz köprü, duaların en saf ve en makbul olduğu sığınaktır.

Büyük düşünür Cemil MERİÇ, babayı anlatırken onun sarsılmaz doğasına atıfta bulunur ve der ki: “Baba, evladın ilk sığınağı, dünyayı karşısına aldığı ilk kalesidir. O kale yıkıldığında, insan ömrü boyunca açık arazide savaşan bir askere döner.”

Baba demek; evladının boğazından geçecek tek bir helal lokma için ömrünü tüketen, kendi gençliğini ve hayallerini evladının geleceğine feda eden gizli bir kahraman demektir. Onun varlığı ardında sarsılmaz bir dağ, gölgesi ise fırtınalardan koruyan bir cennet bahçesidir.

Bazı Özlemlerin Takvimi Yoktur; Babamı kaybedeli yaklaşık 54 yıl oldu. Dile kolay, yarım asırdan fazla bir zaman... İnsan böyle söyleyince, sanki zaman geçtikçe özlem de eskir, azalır sanıyor. Oysa bazı özlemlerin takvimi yoktur. Yıllar geçer, mevsimler değişir, saçlar ağarır ama insanın içinde eksik kalan o ilk günkü yer, olduğu gibi durur. 

Psikiyatrist ve yazar Kemal SAYAR’ın dediği gibi: “Babanın ölümüyle insanın içindeki o çocukluk coğrafyası solar. Geriye dinmeyen bir rüzgâr uğultusu ve her neşenin kenarına iliştirilmiş görünmez bir eksiklik duygusu kalır.” Omzuna yaslanıp dert anlatacak, elini tutup sokaklarda yürüyecek, hayata dair karşılıklı konuşacak kadar vakit vermedi kader bize. Fakat insan bazen, tanımaya fırsat bulamadığı birini bile bir ömür boyu özleyebiliyormuş. Ben bunu babamın yokluğunda, içimde büyüyen o sessiz uğultuda öğrendim.

Kan Bağından Öte Bir Sığınak Dedem Büyük Babam Aksakallım benim, hayatımda devasa bir baba boşluğu vardı, evet. Ama Rabbim beni o fırtınanın ortasında tamamen kimsesiz, tamamen yetim bırakmadı. Babalığın o şefkat dolu makamını boş bırakmayan, o kutsal emaneti canıyla, kanıyla üstlenen koca bir çınar gönderdi bana: Dedem Büyük Babam 

Hz. Mevlânâ, kalpteki ve hayattaki boşlukların ancak ilahi bir şefkat bağıyla dolabileceğini anlatırken şöyle buyurur: “Kökünü unutan ağaç kurur. Fakat bir ağaca su veren, onu yeşerten el kiminse; ağacın gerçek velisi ve aslı odur. Sevgi ve emek, kan bağından daha derin bir neseptir.”

İşte Dedem Büyük Babam benim sadece dedem değildi; o beni yeşerten, köklerimi toprağa bağlayan eldi. Düştüğümde elimden tutan, doğruyu yanlışı zihnime kazıyan, hayatın sert rüzgârlarına karşı gövdesini bana siper eden kişiydi. Bir çocuğun dünyaya ve Yaradan’ın adaletine güvenebilmesi için muhtaç olduğu o sarsılmaz güven duygusunu bana o verdi. İnsan bazen bir dedenin merhametinde, babalığın en kutsal, en nurani yüzünü bulabilirmiş.

Büyük Babam Dedem bana miras olarak hanlar, saraylar, mal mülk bırakmadı belki; ama bu dünyada taşınması en zor, en kıymetli serveti bıraktı: Onur bıraktı, dürüstlük bıraktı, çalışkanlık ve kul hakkını gözeterek insan olmanın o yüce değerini bıraktı. Bugün hayatta başım dik yürüyebiliyorsam, taşıdığım en değerli manevi hazine işte bu mirastır.

Bir Yanım Hasret, Bir Yanım Minnet, Babalar Günü geldiğinde içimde hep bu iki farklı duygu çarpışır. Bir yanım hiç doyamadığı, yüzünü hayal meyal bildiği babasının hasretini taşır; diğer yanım ise beni bir babadan geri koymayan dedesine sonsuz bir minnet duyar. Bugün mezarlarının başında olamasam da kalbim, dualarım ve ruhum onlarla...

Canım Babam seni tanımaya ömrüm yetmedi ama inan seni özleyebilmek için bana bir ömür yetmedi. Rahmet-i Rahman yoldaşın olsun.

Büyük Babam Dedem, Sen bana sadece dedelik yapmadın; sen bana bu dünyada babalık makamının hakkını vererek rehberlik ettin. Yolumu kaybetmeden, doğruluktan ayrılmadan yürüyebildiysem bunda senin nasırlı ellerinin, helal alın terinin ve o seccade başında benim için ettiğin gizli duaların payı büyüktür.

Hayat Bize Öğretiyor bu Babalar Günü'nde, arkasındaki o koca manevi dağın gölgesinde dinlenebilenlere, o güven veren ellere hayattayken sıkı sıkı sarılabilenlere ne mutlu... Babasını toprağa vermiş, o sığınaktan mahrum kalmış yetim kalplere ise dinmeyen bir sabır diliyorum. Çünkü insan kaç yaşına gelirse gelsin, saçlarına karlar yağsa, ömrü nihayete erse bile babasının duasına, onun o içini ısıtan sıcak nefesine duyduğu o çocuksu ihtiyaç hiç bitmiyor, hiç azalmıyor. Biz büyüyoruz ama içimizdeki o yetim çocuk hep aynı yaşta, aynı kapı eşiğinde bekliyor. Bazı insanlar aramızdan ayrılsalar da içimizde bıraktıkları o derin, sessiz uçurumlar asla kapanmıyor.

Büyümek meğer yaş almak, askere gitmek ya da bir iş sahibi olmak değilmiş. Gerçek büyüme, o güne kadar adını bile bilmediğin sorumlulukların bir gecede senin omuzlarına kalmasıymış. Babam gittiğinde, evdeki sessizliğin ağırlığı üstüme çöktüğünde anladım bunu. O varken ardını düşünmediğim her şeyin, şimdi tam merkezindeydim. Artık sığınacak bir limanım yoktu, fırtınada gemiyi yürütmesi gereken kaptan bendim. İnsan çocukluğunu babasının cenazesinde gömermiş; ben hayata karşı yapayalnız kaldığım o ilk gün, bir gecede büyüdüm, baba evin direğidir derler ve öyledir de bizler her zaman kıymetini bilelim.

Giden babalara Rabbim rahmet eylesin sevdikleri ile cennetinde buluştursun, Kesinlikle böyle biliyor musunuz ve bu acıyı yaşamayan babası yaşayan kimse bunu anlayamaz. Yıllar önce kaybettim sanki dün gibi özletti kendisini, bir ateştir babanın yokluğu, sadece yanmaya alışırsın ve o ateş hiç asla sönmez ancak bazen varken de "yok" olabiliyor. O zaman bahsettiğiniz duygular için, böylesi de varmış dedirtiyor. Hep bir yanı eksik devam eden bir yaşamdır babanın yokluğu her sevinciniz yarım kalır. Babanın yerini hiçbir şeyin doldurmayacağını hayat öğretiyor insana babasızlığı en iyi küçük yaşta babasını kaybedenler anlar bu satırlarımı yazılanları babaya duyulan özlemi onun eksikliğini onun yokluğunda olanlar anlar.
            Bu hüzünlü günde, kalbimizden göğe yükselen sessiz feryatlar ve dualar sadece kendi kayıplarımıza değil; vatanımızın bağımsızlığı uğruna evlatlarını yetim bırakan, gözünü kırpmadan canını feda eden tüm aziz şehitlerimize ve henüz babam bile dünyaya gözlerini açmamışken Doğu'nun o soğuk dağlarında şehadet şerbeti içen, hasretini içimize miras bırakan ceddimizedir. Onlar bu toprakların sarsılmaz direkleri, bizlerin ebedi hamileridir.

Gök Kubbeye Yükselen Sessiz Feryat Son Veda Şimdi duaların, gözyaşlarıyla yıkanıp göğe yükseldiği o çaresiz vakitteyiz... İçimde bir ömür büyüttüğüm o büyük boşlukla ve köklerime duyduğum sonsuz minnetle diz çöküyorum. 

Bir Fatiha; sesini hiç duyamadığım, kokusunu bilmediğim, içimin en ince sızısı, hasretim babam’ a tek bir kez sarılmayı, yokluğunla açılan o ilk yaram hâlâ kanıyor canım babam...

Bir Fatiha; o yokluk fırtınasında beni kanatları altına alan, babasızlığımı unutturmak için ömrünü ömrüme siper eden ama gidişiyle beni ikinci kez yetim bırakan koca çınarım, büyük babam dedem’e nasır tutan o ellerini, seccade başında benim için ağlayan o nur yüzünü çok özledim be canım dedem...

Birer Fatiha; soyağacımızın her bir yaprağını oluşturan, baba ocağımdan ve ana kucağımdan ahirete göçmüş tüm akrabalarımıza, can bağımız olan büyüklerimize yollarını gözlediğimiz, hatıralarıyla büyüdüğümüz sevdiklerimize ve bu hayatta bizi karşılıksız seven, dualarında yer veren, şimdi sessiz kabirlerinde bir selam bekleyen tüm güzel canlara...

Ve birer Fatiha; bu aziz vatanın bağımsızlığı, bayrağımızın göklerde özgürce dalgalanması, ezanlarımızın susmaması ve milletimizin huzuru için gözlerini kırpmadan canlarını feda eden tüm kahraman şehitlerimize...

Onlar yalnızca birer evlat, eş, baba ya da kardeş değildi; onlar bu milletin sarsılmaz iradesi, istiklalimizin yaşayan destanı, üzerinde özgürce yürüdüğümüz bu mukaddes toprakların sessiz muhafızlarıydı. Her birinin emaneti bugün omuzlarımızda, her birinin hatırası yüreğimizdedir.

Birer Fatiha da onların geride bıraktığı aziz emanetlerine; şehit eşlerine, boynu bükük analarına, yüreğinde evlat acısını bir ömür taşıyan babalarına ve babalarının yolunu gururla izleyen şehit çocuklarına, çünkü şehadet yalnızca toprağa düşen bir canın hikâyesi değildir; aynı zamanda geride kalanların sabrının, vakur duruşunun ve sessiz fedakârlığının da adıdır. Bir şehit annesinin gözyaşı, bir şehit babasının içine akıttığı hasret, bir şehit eşinin taşıdığı onurlu yalnızlık ve bir şehit evladının büyürken içinde taşıdığı özlem; bu milletin ortak vicdanına emanet edilmiş kutsal birer hatıradır.

Bugün Babalar Günü vesilesiyle, babasına sarılabilenlerin sevincine ortak olurken; babasını kaybetmiş evlatları, evladını toprağa vermiş babaları ve vatan uğruna can veren kahramanlarımızın kıymetli ailelerini de dualarımızda unutmuyorum.

Rabbim başta canım babam'a, büyük babam canım dedem’e, aile büyüklerimize, ahirete irtihal etmiş tüm sevdiklerimize ve bu vatan için can veren aziz şehitlerimize rahmet eylesin. Geride kalanlarına sabr-ı cemil, metanet ve gönül huzuru ihsan buyursun.

Ruhları şad, mekânları cennet, makamları âli olsun. Rabbim bizleri onların dualarına, hatıralarına ve emanetlerine layık evlatlar olabilenlerden eylesin.

Geriye dönüp baktığımda, doğduğum günden bugüne hayat yolculuğumu şekillendiren çok büyük değerler görüyorum. Bizlere hayatı öğreten ve duruşuyla her zaman örnek olan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman silah arkadaşları olmak üzere, bu toprakları vatan yapan aziz şehitlerimizi, Başbuğum Alparslan Türkeş’i ve hayatımıza ışık tutan öğretmenlerimizi minnetle anıyorum. Bu kutlu yolun kamuda kesiştiği andan itibaren bana hep bir baba gibi sahip çıkan, tecrübeleriyle yolumu aydınlatan değerli büyüklerime de en kalbi teşekkürlerimi sunarım. 

Bu vesileyle; bizlere sadece hayatı değil, dik durmayı, vefayı ve vatan sevgisini öğreterek yolumuzu aydınlatan ve ebediyete irtihal etmiş tüm kahramanlarımızı, üzerimizde babalık hakkı ve emeği olan değerli büyüklerimizi rahmetle anıyor; yüreğinde bir çocuğa, bir gence veya bu vatana siper olacak bir babalık şefkati taşıyan herkesin Babalar Günü’nü en kalbi duygularımla kutluyorum.

Yazarın Diğer Yazıları