Elif Çaylıoğlu

Adalet Allah'ın Yarattığı Ve Yönettiği Sistemin Temelidir

Elif Çaylıoğlu

Enam Suresi 152: "Rüştüne erişinceye kadar yetimin malına, hayrına olmadıkça el sürmeyin. Ölçü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz nefse ancak vüs'atinin (gücünün) yettiği kadarını teklif ederiz (yükleriz). Söz söylediğinizde, yakınlarınız hakkında bile olsa, adaletli olun. Allah’a verdiğiniz sözü yerine getirin. Öğüt alasınız diye Allah bunları size tavsiye etti."

Adalet; bir şeyi hakkıyla yani Allah’ın razı olduğu şekilde yerine getirebilmektir, tarafların eşitliğini sağlamak değildir; var olan durum ve olayda Allah’ın razı olacağı şekilde davranabilmektir. Onun için, davranışlarımızda arayacağımız tek nokta bu: Davranışımdan Rabbimiz razı mı? Adaleti bu kapsamda her davranışımıza yerleştirmemiz gerekiyor. Adalet için böyle net bir referans noktasının olması, inanan kullar için çok rahatlatıcıdır. Referans noktamız Rabbimizin razılığı olduğunda, aldığımız kararları gönül rahatlığıyla uygulayabiliriz. Referans noktamız muhataplarımızın memnuniyeti olsaydı, adaleti sağlamak imkânsızlaşırdı; birinin memnun olduğundan diğerinin şikâyetçi olduğu dünya yaşantısında bu mümkün olmazdı. Bu yüzden, adalet için tek referans noktası var; “Bu davranıştan Rabbim razı mı?” Bu soru bizi adaleti tesis etmede, kulluk bilincimizi, “iyyake na'budu ve iyyake nestaiyn” çizgisine oturtmada ve daim Rabbimizden yardım görmede önemlidir. 

Rabbimizin bizden istediği adaleti yaşantıda neden sağlayamıyoruz, sebebi ne olabilir? Sebep, referans noktamızın yanlış olmasıdır. Rabbimizin razılığı yerine ilahlık hissiyatlarımızı referans alarak verdiğimiz kararlar bizi adaletten mahrum eder. 

Bir iş yerinde müdür olduğumuzu, sorumluluğumuzda yüz kişilik bir çalışan olduğunu düşünelim. Onlar içinden nefsimizin şerrini besleyen, ilahlık hissiyatlarımızı tatmin etme çabasında olan kişilere farklı davranıyorsak adalet nasıl olabilir? İlahlık hissiyatımızın geleceğe yönelik beklentileriyle bir karar verirsek, "Buna şu görevi verirsem şirket içindeki gücümü artırır” beklentisiyle davranmak adalet midir? İlahlık hissiyatımızla her davranış adalet değil zulümdür; bizi dünyada ama mutlaka ahirette hüsrana düşürür; dolayısıyla temelinde Rabbimizin razılığının olmadığı davranışlar adalet süzgecinden geçemez.   

Ayetimize dönelim ve Rabbimizin bize misallerle verdiği adalet örneklerini inceleyelim. “Rüştüne erinceye kadar yetimin malına, onun iyiliğine olmadıkça el sürmeyin” kısmı bize yetim malına göstermemiz gereken adaleti, “ölçü ve tartıyı adaletle yapın” önerisi bir yönüyle ticarette adaleti anlatıyor. “Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz” kısmı Rabbimizin biz kullarına “El-Adl” ismiyle adil muamelesini söylüyor. “Söz söylediğinizde yakınlarınız hakkında bile olsa, adaletli olun (haksız yere kayırmayın). Allah’a verdiğiniz sözü eksiksiz yerine getirin" kısmı verdiğimiz sözü tutma adaletini hatırlatıyor. Ayetimiz "İşte düşünüp öğüt alasınız diye Allah size bunları tavsiye etti” diyerek tamamlanıyor. Dikkatimizi çekmesi gereken husus, ayette "Allah size (bunu) önerdi, vasiyet etti” denilmesidir. Öneren kim, önerilen kim? Buna ne kadar önem verdiğimize bakalım lütfen. Elbette, Muhammedi idrakla yani bir hristiyan veya bir yahudinin yapamayacağı şekilde düşünmek, anlamak ve yaşamak için...

 Rabbimize verdiğimiz sözü hatırlayalım. A’raf Suresi 172: “Rabbin Âdemoğullarından, bellerinden zürriyetlerini alıp onları nefslerine şahit tutarak "Rabbiniz değil miyim?" (dediğinde) "Elbette, şahidiz" dediler. Böyle yaptık ki kıyamet gününde, “Bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz.” 

Evet, “Allahım Rabbimizsin, şahidiz” dedik. İşte bu sözümüzü unuttuğumuz her davranışımız bizi Rabbimizden ayrı düşürür ve Rabbimizin razı olduğu hali yaşayamadığımız için adaletle davranmamış oluruz. Bir kul olarak öncelikle yapmamız gereken Rabbimize verdiğimiz sözü unutmamaktır. Bu bilinçle yaşayan bir inanan Rabbine kulluk eder ve Rabbinden yardım diler; Allah'ın hakkını korur. Yaratılmış her şeye adaletli olmanın anahtarının Rabbine verdiği sözü unutmamak olduğunu bilir.

İki taraf arasında nasıl adaletli olunabileceğini Efendimiz (sav)’den öğrenelim. Bazı yerleri selden yıkılan Kâbe’yi Mekkeliler tamir etmeye başladılar. Sıra “Hacerü’l-Esved” taşını yerine koymaya gelince, her kabile bu şerefi kendileri kazanmak isteyince aralarında anlaşmazlık ve kavga çıktı. Sonunda, gerçekten emin (güvenilir ve doğru) olduğuna inandıkları Efendimiz (sav)’i hakem yapmaya, vereceği hükme razı olmaya karar verdiler.

Efendimiz (sav) “Hacer’ül-Esved”i bir yaygı üzerine koyup, yaygının uçlarından kabile başkanlarına tutturdu, taşı birlikte kaldırdılar, Efendimiz (sav) de mübarek elleriyle duvardaki yerine koydu. O’nun adalet hissini tatmin eden bu davranışı onları memnun etti, büyük bir anlaşmazlık ortadan kalkmış oldu. 

Efendimiz (sav)’den öğrendiğimiz duayla Rabbimize sığınıyoruz: “Allahım! Ben senin kulunum, kullarının da çocuğuyum. Alnım (her şeyim) elinde, benim hakkımda senin hükmün geçerlidir. Senin hakkımdaki takdirin adâlettir. Kendini isimlendirdiğin yahut Kitabında indirdiğin yahut kullarından birisine öğrettiğin yahut indindeki gayb ilminde kendine has kıldığın sana âit her ismin hakkıyla; Kur’ân’ı kalbimin sevinci, sadrımın nuru, hüznümün ve kederimin gidericisi kıl. Ve Allahım, kavuşacağımız Recep ve Şaban'da bizim için bereket eyle ve bizi Ramazan'a da ulaştır (âmin).

Yazarın Diğer Yazıları