Elif Çaylıoğlu

Duamız Evet Duamız…

Elif Çaylıoğlu

Şu cümlenin her birimiz için tek tek ona özel bir cümle olduğunu görüp de ayetimizi o heyecan, o muhataplık, o sevinç ve o özel muamele hissiyle okuyalım mı?

Bakara Suresi 186: "(Rasulüm) kullarım sana beni sorduklarında (söyle onlara; bilsinler ki) şüphesiz ben yakınım (kullarım bende, benimle ve benden), bana dua ettiğinde dua edenin duasına karşılık veririm (Elif kulum sana da öyleyim). (Rasulüm, onlar) benim davetime gelsinler ve bana (Billahi anlamda) iman etsinler ki rüşt yolunu (doğru yolu) bulabilsinler (sen de öyle Elif)."

Ayet-i kerimede Rasulüm sana söylüyorum, kullarım siz de dinleyin ve anlayın denilen husus;, dualarımıza, RABBİMİZ Allah’a yönelişimize icabet kesin ama bunu hemen her istediğimizin istediğimiz şekliyle "kabulü" gibi anlamayın; iş o değil.

Çok duyarız "Dua ettim ama olmadı" denildiğini. Oysa hiç kimse ona duan “illa senin istediğin şekilde kabul olacak” demedi. Bu özellik müminlere ancak cennette verilecek, orada ne isterlerse, akıllarından ne geçerse olacak, biiznillah, elhamdülillah. Bu yüzden, ayetten öğrendiğimiz edeb gereği biz alacaklı gibi "Hemen ver, şunu ver, şöyle ver Allah’ım" diye isteyişlerin hemen olmasını veya sonra bile olmasını beklemek doğru değil. Evet, biz hayrlı ve güzel olanı istemeliyiz ama sonucuna karışmamalıyız. Bir kere bilmeliyiz ki duamıza icabet haktır ama o duanın bizim istediğimiz şekliyle kabul olması veya olmaması, eğer biz Billahi Anlamda İmanlı bir kul isek bizim için hayırdır, lütuftur. Rabbim bizi göremediğimiz bir şeyden koruyordur veya ahiret boyutunda o duanı değil de ona mukabil bunu verdim diyeceği bir nimeti görünce bizim iyi ki dünyada o istediğim verilmemiş diyeceğimiz bir sürprize dönüştürülüyordur; imanlı isek kesin… Hadis-i şerifte belirtildiği gibi: "Allah'a dua eden herkese Allah cevap verir. Bu cevap ya dünyada peşin olur ya da ahirete saklanır yahut da dua ettiği miktarca günahından hafifletilmek suretiyle icabet olur. Yeter ki günah (isyan, şikayet, nefret vb) talep etmiş olmasın, mesela sıla-ı rahimi koparacak bir şey istemiş olmasın ya da acele etmiş olmasıun." (Tirmizî, Daavât 145)

Öğreniyoruz ki; duada günah olan bir şeyi talep etmeyeceğiz, sıla-i rahimin kopmasını istemeyeceğiz, duanın gerçekleşmesi için acele etmeyeceğiz. Bu üç maddenin de çok tefekkür edilmesi ve bu tefekkürlere uygun idrakla da yaşanması lütfedilir inşaAllah.

Dua aslında Rabbimize doğru bir akıştır, bir şey istemek duanın bahanesidir. Dua ederken kulun en büyük kazancı, istediği şey üzerinden Rabbine yönelmesidir; Rabbimize münacatımızdır. "Allah’ım ben geldim, tüm kusurlarımla, günahlarımla sana geldim. Gidecek hiçbir kapım yok, lütfen merhametini esirgeme benden…" diye başlayan bir duada biz bildiğimiz bilmediğimiz tüm kusurlarımızı Rabbimize itiraf eder, "Müstakilen var olan, gerçek var olan Allah'tır" sığınışıyla acizliğimizi kabul ederiz. Sonra bu hissedişle Rabbimize aşkla hamd eder, şükür eder, her türlü sıkıntımızı anlatmaya başlarız. 

Dua ile ilişkimiz, şimdiye kadar dualarımızı beş vakit salatın akabindeki birkaç dakika ile sınırlı kalmamalı. Oradaki dua yani farzlardan sonra yapılan dualar elbette çok ama çok önemli ama bir görevi ifa etmek, oraya bir dua sıkıştırmak veya ne dua ettiğimizi bilmeden orayı yaşamak şeklinde olmamalı. Allahım deyip elimizi açıp da dua etmeye başladığımızda ne söylediğimizi bilmiyor, bilemiyor ve tıkanıyorsak, lütfen "dua"yı yukarıdaki ayet ve hadislerimizin nuruyla ele aldığımız haliyle idrak etmeye, güncellemeye çalışalım.

Dua etmek tek başına bir ibadettir hatta ibadetin kulluğun özüdür, rasulullah (SAV) Efendimizden böyle öğrendik. Dua bu yönüyle oruç tutmak, namaz kılmak, hacca gitmek gibi çok özel başlı başına bir ibadettir. O ibadetleri yaparken nasıl uymamız gereken bazı kurallar varsa; örneğin salat ikamesi için abdestli olmak gibi bir şart varsa, dua ibadetini gerçekleştirirken de Rabbimize ihlasla yani şirksiz yönelmemiz gerekiyor, şart budur. Çünkü ayetler, kafirin duası boşadır, batıldır diyor. Şirksiz dua, "Müstakilen var ve muhtar" olanın ancak Allah olduğunu idrak etmiş, ikrar etmiş bir bilinçle yapılan duadır; böyle dua eden bir inanan olabilmek Rabbimizin bize bir lütfudur. Bu idrakda olan bir inanan için bu dünyada sıkıntı ve darlık yoktur. Elhamdülillah... Şu da Rabbimizin bir lütfudur ki dua etmek inanana kolaylaştırılmıştır. 

Yunus Suresi 12: "İnsanın başına zararlı bir şey geldiğinde yan üstü yatarken veya otururken ya da ayakta iken hemen bize dua etmeye koyulur (sen de mi öylesin Elif?)" 

Bu ayet bize her halimizde Rabbimize yönelebileceğimizi öğretiyor. Bir hata ettik ve pişmanız, hemen o an Rabbimize yönelelim. "Ya Rabbi, hata ettim, merhamet et de bir daha bu hatayı bana yaptırma Allah’ım" diyerek, gecikmeden hemen o an Rabbimize yönelelim. 

Bir inanan olarak elbette dualarımızın kabul olmasını isteriz, istiyoruz. Bir duanın nasıl olursa kabul olacağını Rasulullah (SAV) bize hadis-i şerifi ile öğretiyor. Efendimiz (SAV) buyuruyor ki: "Bir Müslümanın, yanında bulunmayan din kardeşine yapacağı dua kabul olunur. Bir kimse din kardeşine hayr duasında bulundukça, yanında bulunan görevli bir melek ona, "Duan kabul olsun, aynı şeyler sana da verilsin." diye dua eder." (Müslim, Zikir 87, 88; İbni Mâce, Menâsik 5)

Dikkat edin; yanında bulunmayan din kardeşine yapılan dua günahsız ağızla edilen duadır. Bir inanan bir din kardeşinin günahını bilmeden onun hayrına dua ediyorsa, inananın o duayı yapan ağzı ve idrakı din kardeşi için temiz bir ağızdır, temiz bir idraktır. Diğer müminin haberi olmadan yapılan bu dua gösteriş ve riyadan uzaktır. Böyle olduğu için Rabbimiz katında çok makbuldür.

Şunu fark edelim ki dua süslü cümlelerle, kafiyeli sonlarla yapılan bir edebiyat değildir. Diğer ibadetlerimizde olduğu gibi kul ile Rabbi arasında bir sığınıştır, bir yöneliştir. Gönülden bir teslimiyetle "Allahım sen benim Rabbimsin, lütfen bana merhamet eyle" diyen bir inananın din kardeşi için edeceği duada Rabbinden başka birinin duymasına ve şahitliğine ihtiyacı yoktur. Bu hisle o din kardeşi için dua ederken, melekler de onun için "Rabbim bu kuluna da ver" diye ona eşlik ederler.

Müminin silahı, ibadetin özü olan dua inanan için bir hedefti değil mi? Şimdi gelin hedefimizi, duamızı Hz. Adem (AS)'dan öğrenelim, bir ayet olarak:

"Rabbena zalemna enfüsena ve in lem tağfirlena ve terhamna lenekünenne minel hasirin." (Araf-23)

"Rabbimiz biz nefislerimize zulmettik! Eğer sen bizi bağışlamazsan, bize merhamet etmezsen biz hüsrana uğrayanlardan oluruz. Bizi bağışla ve bize merhamet ediver Allahım (amin)...

Yazarın Diğer Yazıları