Elif Çaylıoğlu

Fatiha -2

Elif Çaylıoğlu

Fatiha Suresi’nin ilk ayetinin “Bismillahir rahmanir rahiym” olduğunu, Efendimizin kendisine gelen vahyi anlatışından anladık ama belki namazlarda imama efendilerimiz sesli okumadıkları için olsa gerek halk arasında surenin ilk ayeti “Elhamdülillahi rabbil alemin”ayetiymiş gibi bir algı var. Bu yüzden “Elham suresi” denir, “Üç kulhü bir elham okuyalım”denir. “Hamd” kelimesini birbirimize hal hatır sorarken de cevaben sık kullanırız ve “Hamdolsun” deriz. “HAMDOLSUN” ne demek acaba?

Bu soruyla “Hamd” kelimesinin ülkemizdeki kullanımı sırasında sık yapılan bir hataya dikkat çekmiş olduk aslında. Evet, birisine “Nasılsın, işler nasıl?” denildiğinde “Hamd olsun” cevabını sık duyarız, bu dilimize çok yerleşiktir. Ama “Hamd olsun” doğru bir ifade değildir,hatta yanlıştır çünkü “Hamd olsun” demenin bir mânâsı yoktur. Hal hatır sorana böyle bir cevap vermek doğru değil. Neden? Çünkü “Hamd” olacak bir şey değil; “Geçmiş olsun” der gibi bir şey değil o. Kur’an meallerinde de bu yanılgı bazen yazılıyor olabilir ama “Hamdolsun” diye bir anlam ve ifade doğru değil. Bu yüzden biz hadisi biiznillah Türkçeleştirirken o ayetimizi şöyle yazdık: “Kul ‘ElHamdü Lillahi Rabbil Âlemiyn’ deyince, Allah ‘kulum Hamd’ın bana ait olduğunu bildi’ der.” Bu durumda “ElHamdü Lillahi Rabbil Âlemiyn” ayeti “Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir” şeklinde meallendirilmelidir. Bu meali, yani bu manayı fark eden zaten “Hamd olsun” demenin mânâsız olduğunu anlar. “Hamd olsun” ifadesi anlam hatası taşıyan bir ifadedir, bu yüzden kullanmamak güzel olur.

Peki, buna dikkat etmek edip doğru ifade kullanmak isteyene ne önerirsiniz, bir duygumuzu, bir halimizi ifade edeceğimizde nasıl ifade edelim?

Billahi Anlamda İman etmiş bir inanan için çok önemli şeylerden birisi yaşarken ayet ve hadis kullanma alışkanlığıdır, yani duygu ve düşüncelerini ayet ve hadislerle öğretilen şekilde ifade etmeye istekli hatta sevdalı olmasıdır. Bu bizim için öyle önemlidir ki…
Bunu günlük yaşantıda nasıl pratik hale getirebiliriz sevgili hocam?

Kendimize sormalıyız: Hayatımda, konuşmamda ne kadar Kur’an ayeti ve hadis kullanıyorum? Yani konuşmalarım ayet ve hadislerde öğretilen idraka, kasta ne kadar uygun?Buna dikkat eder de yaşadığımız bir olayda o olayla ilgili bir ayeti, bir hadisi kullanmayı ilke ve alışkanlık hâline getirebilirsek hem yaşarken kullandığımız ayetleri artırmış hem de ayetlerden hadislerden uzak yaşamak gibi bir hatadan kurtulmuş oluruz.Mesela bunu “Hamd” kelimesi ile ilgili olarak uygulamaya nasıl başlamalıyız?Eğer yaşarken kullanacağınız ayetler artsın istiyorsanız, “Hamd”ı ayette geçtiği şekliyle kullanarak! Yani “Hamd” kelimesini ayet ve hadislerdeki orijinal ifadesiyle söyleyerek! “Hamdolsun” demektense “ElHamdü Lillahi Rabbil Âlemiyn” veya “Elhamdülillah” demeliyiz. Hem hata yapmamış hem de ayeti kendi nuruyla söylemiş oluruz. Lütfen şunu çok ama çok önemseyin: Ayetlerin orijinallerinde ayetin kendi nuru var, çünkü o Allah’ın sözü; Kelâmullah. Allah’ın Sözü’nün kendine has bir nuru vardır. Ayetlere Allah’ın Sözü olarak bakar ve oniyetle söylerseniz o nur çok farklıdır. Şöyle bir gerçekliği de hatırlatayım: Ayetlerin bir nuru vardır; Efendimizin (SAV) söylediğinin nuru ayrıdır; insanların normal konuşmalarının şekli, enerjisi farklıdır. Dolayısıyla, ayette geçen orijinal ifadeyi kullanıp “Elhamdülillah” demeye özen gösterirsek hata yapmamış oluruz. “Hamd” kelimesini Türkçe kullanmak istiyorsanız“Hamd Allah’a aittir” deyin, “Hamd olsun” demeyin.

İnşaAllah ben de okurlarımız da “Hamdolsun” ifadesini dilimizden ve zihnimizden çıkarmaya, kullanmamaya dikkat edeceğiz sevgili hocam. Çünkü insan, günlük yaşantıda farkında olmadan yaptığı bir yanlışın, fark etmeden kullandığı yanlış bir malzemenin “doğru bilinen yanlışlar” kapsamında olduğunu fark ettiğinde onu hemen terk ediyor; bu bir ilaç olabilir, bir yöntem olabilir, bir arkadaş bile olabilir, hiç tereddüt etmeden onu bırakıyor. Buna dikkat edeceğiz ama aklıma şimdi ülkemizde yapılan bir başka yaygın yanlış geldi: Allah’a tanrı demek, Rasulullah (SAV) Efendimiz’e peygamber demek. Gerçi “tanrı” kelimesi çok kabul görmüş bir ifade değil ama “peygamber” dilimize o kadar yerleşmiş ki… “Tanrı”kelimesine değil ama buna o kadar alışmışız ki, sizin kitaplarınızda okuyana kadar o kelimenin böyle bir “yaygın yanlış” olduğunu hiç fark etmemişim. Bu konuda biraz tefekkürünüzü almak isterim?
Şehâdetimize nasıl başlıyoruz? “La ilahe illallah Muhammedün Rasulullah” Bu kelime-itevhidi bir cümleyle manasal olarak açacak olursak; “La ilahe illallah” demekle “Müstakilen VAR ve MUHTAR olan ancak Allah, başka müstakilen var ve muhtar YOK” diyoruz. Hemen peşine “Muhammedün Rasulullah” derken de “Hz. Muhammed (SAV) Efendimiz, SENinKulun ve Rasûlündür” ikrarında bulunuyoruz. Yani dünyanın neresinde hangi dili kullanıyor olursa olsun bir müslüman kardeşim ““Muhammedün Rasulullah” ifadesine yabanco değildir.

Ayrıca şehâdetin bu “Muhammedün Rasulullah” kısmı öyle bir deryadır ki… Kur’an ayetlerinde “Muhammedün Rasulullah” olarak geçiyor olması başlı başına bir nurdur zatenama bir de şu önemli yanlarına biraz bakalım.

Fussilet-6 “(Rasûlüm) de ki, ben sizin misliniz beşerim. Ancak, ilâhınızın (yaratıcınızın) İlâhun Vâhid (Müstakilen VAR ve Muhtar olan TEK) olduğu bana vahyolunuyor. O halde O’na yönelin ve O’ndan mağfiret dileyin. Müşriklerin (bu uyarıyı anlamayarak müstakilliğini ilan edenin) vay haline.”

Rasûlüm onlara “Sizin gibi bir beşerim” de.” “Onlara ‘Sizin gibi bir beşerim’ de” cümlesini duyan bazıları ne yapıyor bakın. Maalesef bu yanlış günümüzde çok yaygın. İsimleri çokönemli bilinen zatlar bile buradan yanlış mânâlar çıkarıyorlar, âyetin bu kısmını kendilerince delil zannederek yanlış anlatımlar yapıyorlar. Diyorlar ki, siz Hz. Muhammed’i (SAV) -o belki yalnızca Muhammed diyor- gereksiz yere yüceltiyorsunuz, bakın o ben de bir beşerim diyor,âyet de öyle söylüyor, hadis de. Böyle düşünüp kaybedenlerden olmaktan bizi daimkoruyuver Allahım. Onun “Ben de misliniz bir beşerim” demesi böyle zannetmemiz için değil.Böyle bir düşünce ve bu tarz tartışmalara girmek, bırakın Rasûlullah’ın özelliklerini anlamış olmayı, Rasûlullah’ın ne demek olduğunu kavrayamamaktır. Şunu söyleyeyim:

Ben daha Efendimiz’in (SAV) imzasını idrak edemiyorum, kendisini hiç düşünemem bile! Henüz O’nun imzasını “Muhammedün Rasulullah” diye imza sahibi oluşunu idrak edemiyorum. Düşünün, Birisi var ki, “Rasûlullah” diye imza atıyor… Evreni, tüm galaksileri, kara delikleri, kara deliklerden sonra açılan evrenleri, onların ve bilmediklerinizin tümünü düşünün; yani tümüyle ef’al âlemini düşünün ki yok olup gidecek bir şeydir, onu bile aklımız tam alamıyorken Efendimiz işte o ef’al alemini ilminde yaratanın Rasûlü: Muhammedün Rasulullah… Efendimizin imzası bu! Akıl alır mı? Rasûlullah imzasını aklımız almıyor ama hiç olmazsa Rabbimizin O’na seslenişi olan bu ifadeyle, imzası olan bu ifadeyle O’na seslenmek, O’nu bu ifadeyle tanımaya talip olmak için ona “Peygamber” demeyelim. O “Muhammedün Rasulullah”tır. İmzasını bile kavrayamazken kişiliğiyle ilgili olarak en azından doğru ifadeyi kullanmakta ısrarcı olmalıyız. O peygamber değil; O Muhammedün Rasulullah. Buna rağmen ısrarla “peygamber” demek Allah’a “tanrı demek gibidir ki; Rasulullah’ı anlayamamaktan, kavrayamamaktan kaynaklanır. Efendimiz (SAV)’e neden “peygamber” değil de “Rasulullah”dememiz gerektiği biraz anlaşıldı mı? Lütfen Rasulullah (SAV) Efendimize Rabbmizin O’na hitap etmediği kelimelerle yani O’na ait olmayan “peygamber” gibi vasıf ve isimlendirmelerle seslenmeyelim. Bir çuval inciri heba ederiz de haberimiz olmaz, muhafaza buyur Allahım.

Kelime-i şehadetimizdeki “Abduhü ve rasuluhu” yani “Muhammed (SAV) Efendimiz SENin kulun ve rasulün” deyişindeki “abduhu” vurgusu neden acaba?

Hristiyanların Hz. İsa (a.s.)’ı yaptıkları gibi Efendimizi dunihi bir ilah yapmamamız için! Aksi halde Efendimiz’i “Normal insandı” gibi anlatmak için değil. Rasulullah (SAV) Efenndimizle ilgili olarak öyle bir dunihi algı tuzağına düşmeyelim diye.

Evet, Yılmaz Hocam anlıyorum ki; demek ki kişi nefse zulüm halinden (dunihi algıdan) kurtulmadan sadece bir ayeti okuyup yorum yapmaya kalkarsa bu detayları fark etmesi çok zor hatta belki de imkânsız. Çünkü Vakıa Suresi son ayetlerinde “O Kur’an’a temizlenmeyenler dokunmasın” ayeti gereği dunihi algıyla yani nefsin şerriyle yaşayanlar ayetlerin manasına vakıf olamıyor, ayetlere dokunamıyorlar. Dine dunihi algıyla yaklaşanlar (Yahudi ve Hristiyanlar) gibi olmayalım, onları helak eden idrak hatasına düşmeyelim diye Rabbimiz bize Rasulunü (SAV) ““Muhammedün Rasulullah” diye ve ““Muhammedün AbduHU ve RasuluHU” diye tanıtıyor.

Elif hanım kardeşim, zaten ayetin devamında uyarılıyoruz: “İlâhınızın (yaratıcınızın) İlâhun Vâhid (Müstakilen VAR ve Muhtar olan TEK) olduğu bana vahyolunuyor. O halde O’na yönelin ve O’ndan mağfiret dileyin. Müşriklerin (bu uyarıyı anlamayarak müstakilliğini ilan edenin) vay haline.” Bunu önceki ayetle birlikte düşünürsek Allah’tan başka bir ilah olmadığı ve billahi anlamda imanın önemi ayette ayan beyan vurgulanıyor.

Yılmaz Hocam, “Muhammedün Rasulullah” ifadesinin içerdiği çok yüksek manayı, anlaşılamaz nur ve cazibeyi hissettirebilecek bir örnek verip açmak mümkün olabilir mi?
Allah bir emir buyurduğu zaman onu normal bir kulun dinleyebilmesi mümkün değilmiş, dayanamaz imiş. Onu ancak Rasûlullah (SAV) Efendimiz dinleyebilir imiş, maneviyatta...Düşünün, o emri yaşayabilmemiz için merhametiyle çeşitli basamaklardan geçiriyor. O basamaklardan sonra anlayabileceğimiz ve vücudumuzun kaldırabileceği bir enerji seviyesine gelince onu anlayabiliyoruz. Rasûlullah’a vahyin geldiği zamanları hadislerden ve siyer bilgilerinden okumuşsunuzdur. Efendimiz (SAV)’in söylediklerini yazarken Vahiy Kâtiplerinin kollarının çok ağrıdığı, eğer vahiy Efendimiz (SAV) devedeyken gelirse devenin dayanamayıp çöktüğü, Efendimiz’e vahiy gelmeden önce vücudundan onu anladıkları, bu halleri gören yaşayan sahabeler tarafından anlatılır. Şu an da öyleymiş; Efendimiz (SAV) manada bir emri ilettiğinde normal maneviyattaki zatların dinleyemediği, ancak Gavs-ı Âzam’ın dinleyebileceği söylenir, Ehlullah öyle anlatır. Bunları hissedince kendiliğinden kalbimiz ve dilimiz “Şehâdet ederim ki; Hz. Muhammed (SAV) Efendimiz SENin Rasûlündür.” Diyor elhamdülillah. “Rasûlullah” öyle anlatılamaz önemde ki…
 

Yazarın Diğer Yazıları