Sözlükte “az ya da çok süren müddet” gibi anlamlarla açıklanan zaman, vakit kavramı ölçülmüş veya ölçülebilen bir dönem, uzaysal boyutu olmayan bir süreklilik olarak da tanımlanmaktadır (TDV İslam Ansiklopedisi, Vikipedi). Böyle tanımlanmasına rağmen yaşanılan zamanı algılarımız şekillendirir. Gün 24 saat, ay 30 gün olmasına rağmen öyle anlarımız olur ki zaman ya çok hızlı ya da çok yavaş geçiyor hissiyle yaşarız. Hoşlandığımız birisiyle sohbet ederken, hoşumuza giden bir kitabı okurken, bir filmi izlerken, bir işi yaparken zamanın su gibi akıp gittiğini, hoşlanmadığımız bir derste, hastanede, bir sınavın, bir iş başvurusunun sonucunu beklediğimiz günlerde, üşümek, korkmak, açlık gibi zorluk ve sıkıntı durumlarında ise zamanın bir türlü geçmediğini hissederiz. Zaten göreceli bir kavramdır, izafidir ama bunlar ayrıca zamanı algılayışımızın da izafi olduğunu göstermektedir.
Bir çocuğun ilk bisiklete bindiği anı hiç unutmaması, bir annenin çocuğunu ilk kucağına alma anını hatırlaması, bir öğrencinin çok sevdiği hocasıyla yaptığı konuşmaları, hocasının söylediklerini kelime kelime aklında tutması, kişinin (muhafaza buyur Allahım) geçirdiği acı bir kaza anını saniye saniye hatırlaması gibi yaşanmışlıklarda yaşadığımız derinlik kadar bıraktığı iz büyür. İnsan bazen saatlerce Tv karşısında zaman geçirmesine rağmen ne izlediğiyle ilgili bir fikri olmaz çünkü yapılan işte doğru iz bırakacak bir derinlik yoktur, sadece zaman kaybıdır. Bu durum normal günlük yaşantıdaki algı için böyledir.
Derinlik bağ kurmayla yani yönelimle ilgilidir ve insan idrakına göre bağ kurar, ilintiler, ilişkilendirir, yönelim yaşar. Öyle olunca gelin biz bunu idrakımız açısından düşünelim. Dünya yaşantısında her ne kadar kahır ekseriyetle dunihi algı dediğimiz Allah’tan uzaklık algısı, kendini Allah’ın dışında ve gerçekten var sanma idrakı hakimse de temel iki ana idrak vardır: Billahi Anlamada İmanın oluşturduğu idrak ve dunihi algı. İşte bu iki idrakla yaşayan insanların zamanla ilişkisi de mekanla ilişkisi de çok farklı hayat tarzları olarak karşımıza çıkar. Dunihi algıyı inanmayanların veya İslam dışı inanışlarda olanların algısı sanmayın lütfen, kendini çok dindar bilen bir müslüman kardeşimiz de çok büyük ihtimalle bu algıyla yaşıyor olabilir. Bu algıyı tanımlayan ana tarifin kişinin kendisini müstakilen var ve muhtar zannetmesi, bu zannıyla da yaşaması olduğunu biliyoruz. Bir inanan da eğer yaşantısında "müstakilen var ve muhtarım" diyerek karşısındakileri de öyle görerek ilişkiler geliştiriyorsa, kurduğu bağlar kesinlikle dunihi algıyla olacaktır.
Kuldaki müstakillik hissi, muhtariyet zannı ondaki İlahlık Hissiyatını oluşturur. Bu hissiyatla yaşamanın adı nefse zulümdür. Nefsine zulüm halini yaşayan kişi inansın veya inanmasın bir dunihi ilah olarak yaşıyor olacağından, kurduğu bağlarla oluşan iz de dunihi ilahlığına ait olacaktır. Kesin! Çok korkunç ve bir o kadar da gizli bir tehlikedir ki bu normal hayat 7/24 kesintisiz bu Batıl izi oluşturmakla geçiyor! Ve iz gittikçe derinleşiyor! Bu izin derinliği bu algıyı ve onun hayat tarzını derinleştiriyor, kalıcı hale getiriyor. Kul bir gün bu halini fark edip de o izle oluşan algıdan ve hayat tarzından sıyrılmak istediğinde, işte bu sebeple ısrarlı, azimli yüksek bir gayret ve mücadele etmesi gerektiğini bilmelidir. Eğer kul fark etmiş de dünyadaki algısal akıntıya sırtını dönüp vechini Hanif olarak Dine yöneltmişse, yani Billahi idrak ve onun yaşantısı gayretine girmişse (ki bu hale nefs-i levvame denir), onda yeni bir hayat, yeni bir bağ kurma (nesnelerin, olayların kendisi dahil her şeyin Rabbiyle bağını kurma) başlar. Bu süreçte oluşan izler artık Biiznillahtır, Hak izlerdir. Bu Hak İz’in derinliği ile yaşantısına yön veren bu inanan dünyada kula bir nimet olarak verilen zamanı (asrı, ömrü) ahiretteki cennet zamanına dönüştürmek üzere yepyeni, tertemiz bir sayfa açmış ve onun gayretindedir, elhamdülillah.
Zamanın göreceli oluşunu, zamanla oluşan izlerin derinliğini ve algımıza göre değişen önemini yaşadığımız hayattan tefekkür etmeye çalıştık. Şimdi Rabbimiz bize "zaman, asr, vakit" konusunda ne diyor, bunu Asr Suresi üzerinden bir dua ve zikrullah olarak ele almaya çalışalım. Çünkü bu sure aynı zamanda bize zaman yönetiminin Billahi iman ve algı ile nasıl yapılacağını da öğretmektedir.
“Yemin ederim o Asr’a ki, muhakkak insan hüsran içindedir. Ancak iman edip salih amel işleyenler, birbirlerine Hakk’ı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesna!”
Bir ayette yemin varsa bilmeliyiz ki, o konuyu tefekküre, tedebbüre, tezekküre yani çok önemseyerek ders yapmaya, o konuda algımızı ve hayat tarzımızı onarmaya, geliştirmeye davet ediliyoruz demektir. Bir müslüman olarak yemin edilen konuda en azından ilmel yakin bir gayrete girmemiz gerekiyor, çünkü Rabbimiz yemin ederek bize bunu tavsiye ediyor.
Asr Suresindeki yeminin bir manası da bize "dünya ve ahiretiniz için yapacağınız gayretleri yani kendinize Hakkı ve Sabrı önermeyi, zaman konusunu tam anlayınca yaparım diyerek ertelemeyin" uyarısıdır. Çünkü insan zaman konusunu inceledikçe onu tam olarak idrak etmekten aciz olduğunu görür. Bu sebeple sure yemin ediyor: Hüsrandasın, kendini kurtarmak için geç kalma, bir an önce Hak nedir öğren ve ona uygun algıyla yaşama gayretine başla!
Asr Suresinde kastedilen ve üzerine yemin edilen zaman diliminin taşıdığı manasal açılım şöyle tanımlanmaktadır: İnsan için "asr" Halifetullah Yetkili Zaman Dilimidir, bu yetkiyle yaşanan dünya hayatı sürecidir. Asr: Halifetullah yetkili zaman dilimi süreci! Bir zaman dilimi var, oraya Halifetullah yetkili bir süreç konulmuş; insan için Asr'ın fark edilmesi gereken yönü budur. Halifetullah vasıflı insana tanınmış bu sürecin kullanabildiği kısmına insan ömür demektedir. Ancak bu "ömür" tarifini yapanlar algılarıyla iki ana kategori oluştururlar: Billahi iman ve algıyla Biiznillah "ömür" diyenler, bir de "Müstakilen Varım ve Muhtarım" iddialarıyla "ömür" diyenler (Dündar Y, Velinin İlmi Fıtrat Üzere Manalardır).
Dünyada geçen zaman dilimine “ömür” diyen akıllı bir insan için ömrünü, ahiret sürecine götüreceği idrakının gelişim ve kazanılmış değişimi için kullanması önemlidir. İkan olarak yani kesinlikle iman ettiğimiz ahiret hayatı için zaman yani ömür çok önemli in’am ve ikramlardandır. Çünkü; ömür dediğimiz zaman diliminde inşa edilen Billahi veya dunihi idraklar ve onların hayat tarzları, ahiretteki hayat tarzları olan cennet veya cehennemin oluşturucularıdır. Rabbimizin yüksek bir merhameti ve ikramı olan ve hep ileriye aktığını düşündüğümüz zamanı doğru değerlendirebilmek ancak Billahi idrak ile mümkündür. Eğer algı yani inanış yanlışsa yaşantının (amellerin, hayatın) boşa gideceğini Zümer 65 ve Kehf 105. ayetlerden öğreniyoruz.
Zamanı yaşarken geçmiş, şimdi ve gelecek diye adlandırır, idrakı şimdiki zamanla, hatırlamayı geçmiş zamanla, beklentiyi gelecek zamanla ilişkilendiririz. Geçmişe ait hüzün, geleceğe ait korku yaşamayacak olanların şimdiki anlarını nasıl yaşamaları gerektiği de Asr Suresinde bize anlatılanlar arasındadır. Günlük normal yaşantıda geçmişi şimdi gibi yaşamaya kalkmak depresyona, şimdiyi ise gelecek zaman gibi yaşamaya kalkmak kaygı bozukluklarına yol açmaktadır. Yaş almış, geçmişinde yaşadığı olayları kabullenememiş insanlarda bu durum çok görülür. Evleneli 30 yıl geçmiştir ama hala kayınvalidesinin düğün günündeki davranışını konuşur. Oysa bu onu ruhsal sıkıntıya götürür. Geçmişin bittiğini, ondan ders alması gerektiğini fark edemeyen zihin şimdiki zamanını zulmette geçirir. Bunu fark etmiş İslam âlimleri ayet ve hadislerden çıkardıkları dersle, inanan insanın geçmişten ders alarak, geleceğe yüksek bir umut besleyerek “an”ı yaşaması gerektiğini öğütlemekte, "İbnü'l Vakt olmalısın” yani “Zamanın Oğlu olmalısın" demektedirler.
"Zamanın oğlu" olmayı Asr Suresiyle anlamaya çalışalım: Asr bir şeyi sıkıp suyunu çıkarırcasına değerlendirilmek manasına da gelmektedir. Bu manasıyla ayet bize demektedir ki, sana ikram edilen zaman nimetini gücün yettiğince, son damlasına kadar değerlendir! Fırsatı kaçırma, zamanı kaçırma, zaman ilacını doğru kullan! Fıtratına uygun manaları aç, aktif hale getir de öyle öl! Bu uyarı öyle önemli ki! Bakın yazıp, konuşup, tefekkür etmeye çalıştığımız halde hala bu mananın hissiyatıyla hislenebilmiş değiliz. Zaten bu yüzden yemin var! Allah'a sığınmamız, O'ndan yardım, destek, müdahale talep etmemiz, O'nun bu yöndeki emrini, hükmünü beklememiz gerekiyor. Yaklaşan Muharrem ayı ile birlikte yeni hicri yılımız başlayacak. İnşaAllah yeni yılımız zamanı Billahi anlamda değerlendirmek için yeni bir fırsat olur.
Ey Allahım, bize merhamet ediver de göz açıp kapayıncaya kadar bile bizi nefsimizin şerrine bırakma ki dehre (zamana) küfrederek yaşamayalım. Zaman ilerlediği gibi, ikram ediver de imanımız da hep ileri gitsin, artsın, reddedilmesin. Allahım, hüsran kapsamında bir ömür yaşamaktan bizi kurtarıver ve o hallerden bizi daim koruyuver (âmin).