Elif Çaylıoğlu

İmtihan Dünyası

Elif Çaylıoğlu

Kur'an ayetlerinde geçen "imtihan, bir şeylerle deneme, sınama" anlamlarına gelen "fitne" kelimesi, altın gümüş gibi değerli madenleri saflığını anlamak amacıyla eritmek anlamındaki "fetn" sözcüğünden köken alır (TDV, İslam Ansiklopedisi).  Bu durumda fitne; saf, temiz, orijinal olanı olmayandan ayrıştırma görevi olan, bu kapsamda insana ikilem sunan her şeydir.

Dünya imtihanındayız. Diğer bir deyişle imtihan dünyasındayız. İmtihanın gerçekleşebilmesi için kul hem Ahseni Takvim özellikte hem de Esfele Safilin vasıfta olmalı; ayrıca Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisine de sahip olmalıdır. Böylece, bu dünya yaşantısına mahsus olarak Hak ve Batıl arasında kullanması için kendisine verilen “tercih” yetkisini ya Billahi manadaki hürriyetiyle hür olarak kullanıp kendisine Hak yolda yön belirleyebilsin veya dunihi algı ve zanlarını kullanıp batıl idrakla yaşamayı tercih etsin. Yönünü (yönelişini) belirlerken ikilem (fitne) ile karşılaşmalı ki Hak ya da Batıl bir tercihte bulunabilsin…

Kula dünya hayatıyla sınırlı olarak verilmiş olan Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisi, kulun kendisine ulaşan Hüda ile (yani vahy/kitaplar, rasuller ve nebilerle ona ulaşan hidayet bilgisi ile) Hakk'ı ve Batıl'ı ayırt etmesi, sonra da Hakk ya da Batıl bir tercihte bulunması içindir. Bu durum her birimizin ölünceye kadar her anımızda yaşadığı devam eden bir süreçtir. Yani imtihan devamlıdır, hani “beşikten mezara kadar” denir ya, imtihan da öyledir. Her nefeste ve her an devam eden bir imtihandayız... İşte fitne, hayat boyu devam eden bu imtihandaki kul için ikilem oluşturan her türlü hal, fikir ve düşüncedir; yaşarken Hakk ya da Batıl bir tercihe açık olan her konuda karşımıza çıkan ikilemlerdir.

Değerli madenlerin saflığını ortaya çıkarma işlemi olan fitne (ikilemler), halifetullah vasıflı insanın saflaşması ve saflığını tercihleriyle gösterebilmesi için fırsattır, aslında halifetullah vasıflı insanın ilerlemesi için bir imkândır. Böyle olduğunu bize Rabbimiz öğretiyor:

“Yoksa siz; Allah sizden mücahede edenleri (dünyaya gelirken kendini içinde bulduğu dȗniHİ algıdan kurtulmak için gereken her türlü mücadeleyi yapanları, daima Hakk'ı tercih edenleri), O’nun Rasulü ve mü’minler dışında, dȗniHİ (algı sonucu müstakilen var ve muhtar kabulüyle) veli edinmeyenleri bilmeden (ortaya çıkarmadan) terk edileceğinizi (işin biteceğini) mi sandınız? Allah yapmakta olduğunuz şeyleri Habiyr'dir." (Tevbe-16) 

Ahseni Takvim özellikteki insan dünya hayatı imtihanı için Esfele Safilin'e indirilince kendisini "dȗniHİ algı" (bir Allah var bir de dışındakiler var algısı) içerisinde buldu ve onda bu dȗniHİ algısından kaynaklanan zannlar belirdi. O artık bu algıyla ilgili fikirler üretecek, kullara ve olaylara bu algıyla bakacak ve bu algıyla tercihler yapacak demektir. Eğer bize hüda (hidayeti, Hakk'ı öğreten, gösteren ayetler ve rasuller) gelmeseydi, bir de bizde Ahseni Takvim donanım olmasaydı her insan tercihlerini hep bu zannlarla yapacaktı. Yani bu zannı Allah bildirmese, onu bize öğretmese bilemez ve o zanla yaşar geçer giderdik… Dünya hayatının temelini oluşturan en önemli ve en tehlikeli zan işte budur: İnsanın kendisine ait neleri varsa ve dışında neler varsa bunların hepsini Allah’ın dışına taşımasıdır. Tabi, eğer Allah'a inanıyorsa!  
İnsanın dünya hayatında "dȗniHİ algı" ile ürettiği ve kurtulamadığı bu zannın kuvvetini, şiddetini anlamak ve anlatmak kolay değil. Bu zannın kuvveti yüzünden insan kendisini, bedenini, ruhunu, aklını fikrini, her şeyini Allah’ın dışında algılıyor! Hatta bu zandan kurtulması için yapacağı tercihlerde kullansın diye ona emanet edilen Muhtariyeti Tercih Gücünü de Allah’ın dışına taşıyor. Dolayısıyla, iklim/fitne ile karşılaştığındaki hayatın he anı böyledir, tercihlerini de duniHi algısı ile ürettiği zanla yapıyor (Dündar Y., Aşağıların Aşağısı).

Her olay bir fitnedir, bir ikilemdir, tercihte bulunmamızı gerektirir. Dünya hayatında girdiğimiz her sınavdaki tüm sorular böyle değil midir? Her soru karşısında bir tercihte bulunur, yanılır veya doğru olana ulaşırız. Sorulara kızmayız. Sorular ve sınavlar eleme ve gelişme sürecinin gereğidir. 

İkilem (fitne)  insanları ikiye ayırır: Hakk'ı tercih edenler, Batılı tercih edenler. Yani ahseni takvim vasıflarına dönenler, esfele safilin hallerine aşkla yapışanlar. Yani Billahi anlamda imanında sıdk üzere olanlar, duniHi algılarına sadık olanlar. İkilem; Kur'an'ın sağ ve sol dediği manaya göre sağcılar solcular; teslim olanlar reddedenler, "işittik itaat ettik" diyenler, “işittik ve isyan ettik" diyenler, nefslerinin hakikatine uygun davrananlar, nefslerini örterek ilahlık hissiyatıyla yaşayanlar. Nihayet salihler ve gayr-ı salihler... 

Bütün bunlara rağmen son nefese kadar hep bir Hakk tercih umudu, imkânı da vardır ki ona Kur'an tövbe diyor. Makbul bir tövbe ve onun geri dönüşsüz hali olan hicret öyle bir tercihtir ki daha önce yaşanmış tüm yanlış tercihleri biiznillah siler süpürür…

Anladık ki: 

Kur'an'da geçen fitne/ikilem kızacağımız bir şey değilmiş. Tam aksine, fitneler, imtihan soruları olarak yaşadığımız her bir olayda (her an) inananları arındırıyor, temizlenmemize, gelişmemize, kazanılmış bir değişimle ahirete geçmemize imkân veriyor, yol açıyor. Billahi Anlamda İman edenler için bu böyledir.  İnsanlar için de ya Hakk veya Batıl istikamette fırsat kapıları ve yolları açıyor. Yine anladık ki, fitne günlük yaşantıdaki olaylar karşısında karar verememek, zorlanmak, bilememek, hangisi karlı acaba, hangisine yatırırsam daha çok kazanırım gibi tercihler için bir ikilem değilmiş. 
İşin aslı Hakk veya Batıl tercihlerdir... Yani fitne, imtihan, ikilem bu tercihleri ortaya çıkarmak içindir. Kişinin Hakk tercih yapmış olması esastır. Hakk ve helal olan iki iş fikrinden, iki meslekten, iki davranıştan birini seçmek fitneye düşmek değildir, bunlar bir karardır. İmtihan dünyasındaki kişi dünya açısından kazanmış veya kazanamamış olabilir. Çevrenizde, Batıl tercih yaptığı halde dünya kriterlerine göre kazananlar yok mu? 

Günlük yaşantıdaki “fitne” manası, Kur'an'daki anadan ziyade kişiler arası ilişkileri, toplumsal barışı bozabilecek, mevcut anlayış ve davranışları tehdit eden fikir, kişi ve olaylar kastedilir; "fitne" bir kişinin diğer bir kişi veya bir olay hakkındaki tespitidir. “Bu hareket çok fitne” veya “Bu kişi çok fitne” gibi karşı taraf hakkında ileri sürülen tespitler veya zanlardır. Batılda olanlar için de Hak düşünce ve yaşantıda olanlar "fitne"dir. O dönemde müşrikler Efendimiz (sav)’e ve inananlara böyle demiyorlar mıydı? Bugün de böyle demiyorlar mı? Kıyamete kadar da böyle olacak…

Mümin için ikilem bir rahmet iken Batıl'a talip olan için ikilem, şeytanın en önemli silahıdır. Şeytanın işi ikileme düşürmektir. İşte Nas Suresi bize “insanların sadırlarına sürekli vesvese (fitne, ikilem) veren" şeytaniyetin bu vasfından sığınmayı öğretmektedir. Ne güzel bir sığınağımız var elhamdülillah. Şeytan fitneyle yani ikilemle Allah’ın dışı olmayan bir şey olmasına rağmen sanki dışı varmış gibi zanları kişinin aklına sunarak kafasının karışmasını, sıkıntıya düşmesini, yani Allah'tan ayrı kalmasını hedeflemekte ama Rabbimiz Allah inananlara güçlü, sağlam, emniyetli ve huzur veren koruyucular lütfetmektedir Elhamdülillah…

Allahım lütfen bizi Hakkı Hakk bilip Hakkı tercih eden, Batılı Batıl bilip batıldan kaçınan, uzak duran, korunan kullarından eyle (âmin). 

Yazarın Diğer Yazıları