Türk tarım ve hayvancılığını matematiksel hesapların ötesinde, Türkiye için beka meselesi olarak ele aldığım “Yabancı Çoban” yazı dizisinin altıncı bölümündeyiz. Bugün son yıllarda yaşanan gelişmelere göz atacağız.
24 Ocak 1980’de Turgut Özal hükümetince alınan, içinde tarım ve hayvancılık sektörünün başarı ve istikrarını sağlayan kurumların kapatılması hükümlerinin de olduğu kararların darbe sonrası askeri yönetimin de baskısıyla uygulandığını, Kenan Evren’in, “kararları uygulamak için her türlü tedbiri alacağız” diyerek “görevini yaptığını” anlatmıştık.
Anavatan partisi 1983-1991 yılları arasında tek başına iktidardı. 1991 sonrası kurulan ortak hükümetlerin ömrü kısa sürmüş, halk koalisyon hükümetlerinden sıkılmıştı. Halkın bu hissiyatı seçim sandıklarına yansıdı. Siyasette yeni bir dönem başladı. 3 Kasım 2002 genel seçileri sonrası AK parti tek başına iktidar oldu.
Yeni kurulan hükümet 24 Ocak kararları doğrultusunda ilerleyen ANAP hükümetlerinin liberalleşme politikasını aynen ve fazlasıyla sürdürdü.
2004 yılı Şubat ayında gerçekleşen bir toplantıdan sonra gazetecinin; Kemal Unakıtan’a özelleştirmelere atıf yaparak; “Nereye kadar devam edecek” sorusuna cevaben Unakıtan şöyle demişti. ''Nereye kadar? Devleti ekonomik faaliyetlerden arındırıncaya kadar. Ne banka bırakacağız, ne fabrika, ne enerji dağıtımı. Kar edeni de zarar edeni de satacağız. Hepsini özelleştireceğiz, ne banka bırakacağız, ne fabrika, ne de işletme. Liman da bırakmayacağız, hepsini satacağız.'' demişti.
Bakan sözünün eriymiş gerçekten! Bankalar, limanlar, fabrikalar 1923 ten itibaren hatta bazıları Osmanlı’dan kalma olan ne varsa satıldı. Devlet bir bakıma piyasadan elini tamamen çekti. Hayvancılık desteklemeleri, siyasilerin vaatleri ve fiiliyatta hayvancılığa faydalı olması için yapılan çalışmalar üreticiyi köyünde tutmaya yetmiyordu. 2008 yılı ve günümüze kadar farklı zamanlarda yaşanan süt fiyatı krizleri damızlık hayvanların mecburen kesime gitmesine neden oldu. Damızlık hayvan kesimi kanunen yasaktı ama her gün zararına çalışmak zorunda kalan köylü binbir emekle yetiştirdiği hayvanını iflas etmemek için kestirmek zorunda kalıyordu.
İthalat 2010 yılında patlama yaptı. Birlikler ve şirketler ithalat için yarışa girdi.
Kesilen hayvanların yeri 2010 yılından itibaren ithal damızlık hayvanlarla doldurulmaya başlandı. İthalat damızlıkla sınırlı kalmadı İlk defa 2010 yılında kurbanlık hayvan da ithal ettik. Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birlikleri, süt birlikleri kooperatifler özel şirketler köylüye damızlık sığır koyun ithal ettirme yarışına girdi. En iyi ithalleri biz seçeriz. Hayvan seçiminde uzmanız diyen birlik müdürleri görüldü.
Ancak hayvancılıkta kar gün geçtikçe azalıyordu. Satılan şeker fabrikalarının pancar küspesini (posası) ucuz yem maddesi olarak kullanan üretici, özelleştirmenin zararını pancar küspesi pahalanınca anladı. Dolayısı ile et daha pahalı üretilmeye başladı. Bunun yanında %135 olan canlı hayvan ithalat vergisi %20’e %225 olan et ithalat vergisi de %30’ye indirildi.
Köylü yabancı üretici ve yabancı üreticiden vergi avantajlarıyla hayvan ithal eden, et ithal eden sanayici- tüccar ile rekabet edemedi. Her yönden darbe alan aile tipi işletmeler kapanmaya devam etti. Kayıtlara bakarak halen küçük işletmelerin sayısının çokluğundan bahsedenler olabiliyor. Bir hanede en az 1 kişi başka bir işte çalışıp maaşının bir bölümünü hayvancılığa ayırmasa, dedelerin ninelerin emekli maaşları olmasalar bu sayılar da kalmaz. En önemlisi yaş ortalaması 59’a yükselen üretici yaş nedeniyle üretimden çekildiğinde çok daha vahim bir tablo ile karşılaşma ihtimalinin yanlış yoldan dönülmezse mutlak olduğunu göz ardı etmemeliler.
Hakkını teslim etmek lazım politikaların yanlışlığını en üst düzeyde rapor eden yönetimler de oldu. Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Merkez Yönetimi tarafından 2019 yılında yayınlanan “Hayvancılığın Yeniden İnşası/ Sorunlar/Sebepler/ Çözümler” adlı raporda “hayvancılıkta ithalat uyuşturucu bağımlılığı gibidir. İthalatın sağladığı mutluluk kalıcı değil geçicidir. Organlarda büyük hasara yol açar, kullandıkça aynı etkiyi oluşturması için daha yüksek dozlara ihtiyaç duymamıza neden olur. Sonu da ölümdür” gibi çok yerinde ve çarpıcı ifadeler yer aldı. Fakat tahmin edileceği üzere tarım ve hayvancılık politikaları rapordan pek etkilenmedi.
Köylü durumun vahametini yeteri kadar kavrayamadı.
Tüm bunlara rağmen köylünün halinden pek şikâyetçi olduğu söylenemezdi. Uygun koşullarda kredi kullanma imkânları vardı. Kullanılan kredilerle, traktörler yenileniyor, kestirilen ineklerin yerine ithal hayvanlar alınıyordu. Toprak damlı sobalı evlerden, betonarme kaloriferli evlere geçme imkânı oldu köylünün. Tabi bu arada dededen kalma tarlaların da önemli bir kısmı satıldı. Yeni yetişen çocuklar artık kent hayatını olduğundan çok daha cazip görüyorlardı. Zorunlu eğitimin 2012’den itibaren 8 yıldan 12 yıla çıkarılması, taşımalı eğitimin yaygınlaştırılması, kültürel ve ekonomik koşullar kırsal nüfusu hızla azalttı.
Tarım ve hayvancılıkta birçok kalemde destekler ve teşvikler veriliyordu. Kredi imkânları uygundu. İpard projeleri de açılınca ortam şenlendi. Avukatlar, doktorlar, diş hekimleri, öğretmenler, tüccarlar, esnaflar hatta öğretmenler arazi satın alıp hibe ve kredilerle çiftlikler kurdular. Teorikte fabrika gibi maliyet ve ürün hesapları vardı. Uygulama da ise çiftlikte çalışacak çoban bulmak çok zor bir işti. Üstelik kendileri de hem başka bir işleri olduğu için hem de pratikte işi bilmedikleri için, çoban çalıştırmaya mecburdular. Bu alanda bir ihtiyaç bir boşluk vardı.
Afgan çobanlar. (Yapay zeka)
varlığımız azalmaya devam etti. Ancak yabancı çoban istihdamı sonrası hayvan sayıları nispeten artmaya başladı. Hayvan sayıları arttı ama hayvan sahipleri değişti. Aile tipi işletmeler büyük işletmelerle yer değiştirmeye başladı. Canlı hayvan sayısı Yıl Toplam Sığır Manda Koyun Keçi 2001 44 680 000 10 548 000 138 000 26 972 000 7 022 000 2002 41 878 375 9 803 498 121 077 25 173 706 6 780 094 2003 42 104 672 9 788 102 113 356 25 431 539 6 771 675 2004 41 984 338 10 069 346 103 900 25 201 155 6 609 937 2005 42 453 194 10 526 440 104 965 25 304 325 6 517 464 2006 43 232 086 10 871 364 100 516 25 616 912 6 643 294 2007 42 870 109 11 036 753 84 705 25 462 293 6 286 358 2008 40 514 391 10 859 942 86 297 23 974 591 5 593 561 2009 37 688 958 10 723 958 87 207 21 749 508 5 128 285 2010 40 837 450 11 369 800 84 726 23 089 691 6 293 233 2011 44 793 487 12 386 337 97 632 25 031 565 7 277 953 2012 49 804 866 13 914 912 107 435 27 425 233 8 357 286 2013 53 042 643 14 415 257 117 591 29 284 247 9 225 548 2014 55 830 403 14 223 109 122 114 31 140 244 10 344 936 2015 56 051 937 13 994 071 133 766 31 507 934 10 416 166 2016 55 551 460 14 080 155 142 073 30 983 933 10 345 299 2017 60 417 333 15 943 586 161 439 33 677 636 10 634 672 2018 63 338 302 17 042 506 178 397 35 194 972 10 922 427 2019 66 353 810 17 688 139 184 192 37 276 050 11 205 429 2020 72 270 597 17 965 482 192 489 42 126 781 11 985 845 2021 75 555 321 17 850 543 185 574 45 177 690 12 341 514 2022 73 289 541 16 851 956 171 835 44 687 888 11 577 862 2023 68 946 415 16 421 256 161 749 42 060 470 10 302 940 2024 71 888 927 16 824 208 162 051 44 080 584 10 822 084 Kaynak: Tarım ve Orman Bakanlığı
Sistem aile tipi küçük işletmelere yaşama şansı vermeyince kırsal nüfus iyice azaldı.
Toprağı işleyen, hayvanlara bakanlar değişiyor yerli halkımız tarım ve hayvancılıktan uzaklaşıyordu. Bununla birlikte toprak sahiplerinin değişmesi de söz konusuydu. Kırsal nüfus azalıyordu. Tarım ve hayvancılık ülkesi köylü Türkiye neredeyse tamamen şehirli oldu.
Türkiye’de Nüfus Dağılımı
Yerleşim Tipi | Oran (%) |
|---|---|
İl ve ilçe merkezleri | 93,4 |
Belde ve köyler | 6,6 |
Yoğun kent | 67,2 |
Orta yoğun kent | 15,5 |
Kırsal alan (kır) | 17,2 |
Kaynak: TUİK | |
Çalışanı yabancı ise sahibinin de yabancı olma tehlikesi vardır.
2003-2005 ve 2008 yıllarında yürürlüğe sokulan ancak Anayasa Mahkemesi engeline takılan yabancılara toprak satışı kanununun iptal edilmemek üzere yeniden meclisten geçerek yürürlüğe girmesi de bu dönemde oldu. 18 Mayıs 2012’de 6302 Sayılı Tapu Kanununun 35. ve 36. Maddelerinde yapılan değişiklikle; karşılıklılık ilkesi aranmadan yabancılara 60 hektar yani 600 dönüm arazi alma hakkı verildi.
Resmi kayıtlara göre: 1923’ten 2003 yılına kadar 11.961.565 m2 yaklaşık 11.962 dönün arazi satılmışken 2003 yılından 2011 yılına kadar 136.527.787 m2 yani yaklaşık 136.528 dönüm arazi satıldığı bildiriliyor. Şu anda açıklanmadığı için, toplamda ne kadar arazi satıldığına dair elimizde net bir veri olmamasına karşın, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilen 7/77488 Esas Sayılı Yazılı Soru Önergesinde yer alan,
-“Ülkemizde 01.01.2022 ile 01.01.2023 tarihleri arasında yabancı uyruklu kişilerce alınan arazi miktarı ne kadardır? “
Sorusuna cevap veren Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği bakanlığı, sadece 1 yıllık dönemde; Ülkemiz genelinde yabancı gerçek kişilere satış vb. yollarla toplam alan olarak 8.338.976 m2, yaklaşık 8339 dönüm ana taşınmaz (Arsa, arazi, tarla, bağ, bahçe vb.) satıldığını bildirmiştir.
Tarım ve hayvancılık milli güvenlik meselesidir.
En başından beri anlatmaya çalıştığım üzere Türkiye için tarım ve hayvancılık sıradan bir sektör değildir. En az savunma sanayisi kadar önemlidir. Tarlada- çiftlikte çalışan yabancı olur, çiftlik sahipleri hayvana ve toprağa dokunmadan patronluk yaparlarsa bu sektörden vazgeçmeleri kolay olur. Gün gelip işten zarar ettiklerinde çiftliğini ve tarlasını hatta çiftliğe gitmek için aldığı “4x4 aracını” Satışa çıkaracak ilk onlar olurlar.
Malumunuz Osmanlı’dan beri yabancıların gözü topraklarımıza. Hem yalnızca apartman dairesi, villa falan da almıyorlar. Gözleri Cennet Vatan’ımızın ovalarında, yaylalarında, dağında madeninde. Yaşadığımız coğrafya tüm Dünya’nın hedefinde olan bir ülke. Bu nedenledir ki; Millet olarak uyanık olmak zorundayız.
Son olarak alınması gereken tedbirleri ana hatlarıyla özetlemek gerekirse;
Tarım ve hayvancılık alanında Devletçi politikalar benimsenmelidir. Bu kapsamda Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü ve taşra teşkilatı, Ziraat İşleri Genel Müdürlüğü ve taşra teşkilatı, et ve süt kurumunu, kamuya ait mezbahalar gibi kurumlar yeniden canlandırılmalıdır.
Devlet halkın sağlığını korumakla mükelleftir. Hayvanlardan insanlara bulaşan 200 den fazla hastalık mevcuttur. Hayvan sağlığı demek insan sağlığı demektir. Bu alanda yapılan çalışmalara, çok ciddi şekilde öncelik verilmelidir. Salgın hastalıklarla etkili mücadele edilmeli, son yıllarda patlama yapan brucella, tüberküloz gibi zoonotik hastalıklar söndürülmelidir.
Tüberkülozlu Sığır karkası
Kamu tarafından aile tipi işletmelerin ayakta kalmasını sağlayacak alım garantisi vermelidir. Üretici özel sektörün çarkları arasında ezilmeye mahkûm edilmemelidir.
Kapatılan köy okulları yeniden açılmalıdır. Aile tipi üretim yapan insanımız için köylerde yaşamanın cazibesi artırılmalıdır.
Büyükşehir yasası ile getirilen köy merkezlerinde hayvancılık yapma yasağı kaldırılmalıdır. Köylerde refah seviyesi yükseltilmeli, kırsaldan kente göç durdurulmalıdır.
Yerli üretimin yarı fiyatına mal olsa bile, ham düve, gebe düve, hatta buzağı olsa bile canlı hayvan ve et, süt tozu gibi hayvansal ürün ithalatı kesinlikle durdurulmalıdır.
Hayvancılığın bir yaşam tarzı olduğu hatırlanmalı, üretici sosyal kültürel ve ekonomik olarak geleneksel köy hayatına özendirilmelidir. Bu kapsamda çobanlık-hayvan bakıcılığı prestijli bir meslek haline getirilmelidir.
Desteklemeler alım garantisi ve taban fiyat uygulaması yöntemiyle yapılmalıdır. Büyük işletmelere verilen hibe kredi vb. teşviklerin en az iki katı aile tipi işletmelere verilmelidir.
Yabancılara tarım arazisi satışı kesinlikle yasaklanmalıdır. Mevcut halde satılmış olan araziler yasal düzenlemeler yapılarak geri alınmalıdır.
Hayvansal ve bitkisel üretimde %100 yerli kaynaklar kullanılmalıdır. Bu kaynakların en önemlisi ise insan kaynağıdır. Öncelikle hayvancılık ve tarım işletmelerinde yabancıların çalışması yasaklanmalıdır.
Yabancı işçi çalıştırmadığında kapanma tehlikesi ile karşı karşıya kalan işletmelerin yatırım masrafları devlet tarafından tazmin edilerek kamulaştırılmalıdır. Bu işletmelerin canlı hayvanları ve ekipmanları uygun bir prosedürle aile tipi işletmelere dağıtılmalıdır. Söz konusu girişimcilerin ülke ekonomisine katkılarının devam etmesi için başka sektörlere yönlenmeleri sağlanmalıdır.
Her ilde hatta ihtiyaç olan illerin birden fazla ilçesinde kapatılan devlet üretme çiftlikleri yeniden ve sayısı artırılarak kurulmalıdır. Üretici Devlet üretme çiftliklerinde sertifikalı eğitimlerle eğitilmeli, mesleki kabiliyet ve bilinç düzeyi arttırmalıdır.
Bu çiftliklerde şap hastalığı gibi coğrafyamızda görülen hastalıklara karşı dirençli yerli ırklarımız kullanılarak her yönden yüksek verimli ve hastalıklara karşı dirençli hayvanlar üretilmeli ve üretilen bu hayvanlar aile tipi küçük işletmelere bankalar aracı yapılmadan doğrudan sözleşme ile dağıtılmalıdır.
Tarımsal ve hayvansal üretim yapan işletme sayıları ve üretim miktarları planlanmalıdır. Hangi bölgede hangi bitkinin üretileceği, hangi türden hayvanın yetiştirileceği belirlenmelidir. Üretici sayısı ve üretim miktarları ülkenin tamamına homojen olarak dağıtılmalıdır.
Zorunlu eğitim süresi 12 yıldan 8 yıla indirilmelidir. Her ilde Ortaöğretim seviyesinde yatılı tarım-hayvancılık okulları açılmalı, bu okullarda üretici çocukları tam burslu olarak okutulmalıdır. Devlet üreten çalışan köylünün ekonomisine, kültürüne, eğitimine ve sosyal hayatına yönelik iyileştirme yapmalı pozitif ayrımcılık uygulamalıdır.
Başarı ilk olarak aileye yansır.
Çok geniş ve kapsamlı irdelenmesi gereken bu alanda ne yapılırsa yapılsın nihayetinde köylü kaderine terkedilmemelidir. Çalışan üreten köylünün kazancı devlet garantisinde olmalıdır. Özetle izah ettiğim ve tafsilatlı çalışılması gereken bu tedbirler sonucunda başarılı olup olmadığımızı ölçmek için bir kriterim var onu da paylaşayım. Eğer sektörde uygulanan politikalar başarılı olursa koyun çobanına, hayvancıya, köylüye kız vermekten çekinen köylü aileler tam tersine bir anlayışa sahip olacaktır. Yuva kurduramayan, ocağı tüttüremeyen sektör yok olmaya mahkûmdur.
Tekrar etmekte fayda var; tarım ve hayvancılık işletmelerinde yabancı çoban çalıştırmak aile tipi küçük işletmelerin yok olması demektir. Aile tipi işletmelerin yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olması yabancı patronların işlettiği çiftliklere kadar uzanan bir sürece evrilebilir. Bu konu Türkiye için beka meselesidir. Çok geç olmadan yabancılara toprak satışının engellenmesini, yabancı çoban çalıştırılmasının yasaklanmasını ve aile tipi işletmelerin öneminin anlaşılmasını ümit ediyorum.