Kamu Yönetim Uzmanı ve Kamu Muhasebe Yetkilisi Süleyman Güneş yeni bir yazı kaleme aldı. Güneş kaleme aldığı yazısında, “Hukuk, Yetki ve Kamu Yararıyla Yönetilen Belediyeler Kalıcı Hizmet Üretir” konulu yazısında önemli bir konuyu aktardı.
Güneş yazısına şöyle devam etti:
Hukuk, Yetki ve Kamu Yararı
“Devletin dini adalettir.” Bu söz, yalnızca bir vecize değil; kamu yönetiminin asırlardır değişmeyen temel ilkesidir. Belediyeler de bu ilkenin en görünür temsilcileridir. Çünkü vatandaşın günlük hayatına en çok dokunan kurum belediyedir. İçtiği su, yürüdüğü yol, topladığı çöp, bindiği otobüs, oturduğu park… Bunların tamamı belediyenin sorumluluğundadır.
“Bir devleti ayakta tutan yalnızca yaptığı yollar, köprüler, parklar veya binalar değildir. Devleti güçlü kılan; hukuk düzenine bağlı kurumları, liyakat esasına göre görev yapan yöneticileri ve kamu emanetini kişisel değil toplumsal sorumluluk bilinciyle yöneten idare anlayışıdır. Belediyeler ise bu anlayışın vatandaşın günlük hayatına en yakın yansımasıdır. Çünkü belediyecilik yalnızca hizmet üretmek değil; Anayasa'nın, kanunların ve kamu yararı ilkesinin çizdiği sınırlar içerisinde adaletle yönetebilme sanatıdır. Hukukun gözetilmediği, liyakatin geri plana itildiği ve yetkinin kişisel tercihler doğrultusunda kullanıldığı bir idari yapı, kısa vadede hizmet üretse bile uzun vadede hem kurumsal güveni hem de kamu kaynaklarını zedeler.”
Ancak belediyecilik sadece hizmet üretmek değildir. Asıl mesele, o hizmeti hukuka uygun, mali disiplin içinde ve kamu yararını gözeterek sunabilmektir. İşte burada iyi niyet ile iyi yönetim arasındaki fark ortaya çıkar.
Bugün birçok kamu görevlisi büyük bir özveriyle çalışıyor. Vatandaşa yardımcı olmayı, sorunları çözmeyi amaçlıyor. Bu elbette kıymetlidir. Fakat kamu yönetiminde yalnızca iyi niyetle hareket etmek yeterli değildir. Çünkü kamu idaresi, kişisel kanaatlerle değil; Anayasa, kanunlar, yönetmelikler ve kamu yararı ilkesiyle yönetilir.
Belediyelerde yapılan her işlem bir hukuki zemine dayanmak zorundadır. Bir müdürün, bir başkan yardımcısının veya belediye başkanının “iyi olur” düşüncesiyle aldığı karar, eğer hukuki dayanağa sahip değilse, yarın hem kurumu hem de kararı alan kişileri zor durumda bırakabilir.
Kamu yönetiminde en tehlikeli anlayışlardan biri şudur: “Bir şey olmaz.”
İşte kamu zararlarının, Sayıştay bulgularının, idari soruşturmaların ve mahkeme kararlarının önemli bir kısmı bu anlayışın sonucudur.
Çünkü kamu görevlisi kendi parasını değil, milletin emanetini yönetmektedir. Kamu kaynağı üzerinde yapılacak en küçük işlem bile hukuk tarafından sınırlandırılmıştır. Bu nedenle, belediyelerde görev, yetki ve sorumluluk açıkça belirlenmiştir:
- Bir başkan, bütçede ödeneği olmayan harcamayı yaptıramaz.
- Bir belediye meclisi, kanunun izin vermediği konuda karar alamaz.
- Bir belediye encümeni, kanuna ve mevzuata aykırı işlem tesis edemez.
- Bir müdür/yönetici, kanunun vermediği yetkiyi kullanamaz.
Çünkü hukuk devleti bunu gerektirir. Yetki, sorumluluk ve bütçe bir bütünün parçalarıdır.
Belediyelerde başarılı yönetimin temelinde üç büyük denge vardır:
- Yetki
- Sorumluluk
- Kaynak
Yetki verilmeden sorumluluk yüklenemez.
Kaynak ayrılmadan görev istenemez.
Bütçe olmadan hizmet sürdürülemez.
Bu nedenle, belediyecilikte planlama, performans programı, stratejik plan ve bütçe yalnızca mali belgeler değildir; aynı zamanda hukuki güvence belgeleridir.
Bir belediye yöneticileri ne kadar iyi niyetli olursa olsunlar, bütçe disiplini bozulduğunda hizmet sürdürülebilir olmaktan çıkar.
Kamu yararı kişisel yararlardan üstündür. Esasen idare hukukunun temel ilkelerinden biri kamu yararıdır.
Kamu yararı; bir kişiyi, bir grubu veya kısa vadeli popülerliği değil, toplumun tamamının ortak menfaatini ifade eder. Bazen kamu yararı gereği alınan kararlar ilk anda tepki görebilir.
- Kaçak yapının yıkılması…
- İşgal edilen kaldırımların boşaltılması…
- Çevreyi kirleten işletmelere ceza uygulanması…
- Evsel katı atık maliyetlerinin gerçekçi şekilde tarifelendirilmesi…
İlk bakışta hoş karşılanmayabilir.
Ancak hukuka uygun olan işlem, uzun vadede toplumun tamamını koruyan işlemdir.
Kurumsal düzen kişilere göre değil, kurallara göre kurulur
Güçlü belediyeler güçlü başkanlarla değil, güçlü kurum kültürüyle ayakta kalır.
Görev değişebilir.
Başkan değişebilir.
Müdürler değişebilir.
Fakat kurumsal hafıza değişmemelidir.
Liyakat, ehliyet ve hukuka bağlılık kurumsal güvenin temelidir.
Kamu yönetiminde görevlendirilecek kişilerin belirlenmesinde temel ölçüt; bilgi, tecrübe, mesleki yeterlilik ve liyakat olmalıdır. Çünkü kamu görevi bazıları için bir ayrıcalık değil, millet adına kullanılan anayasal bir emanettir.
Anayasa'nın 2'nci maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiş; 70'inci maddesinde ise kamu hizmetlerine alınmada görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrım gözetilemeyeceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme, kamu yönetiminde liyakat ilkesinin anayasal temelini oluşturmaktadır.
Liyakatin zayıfladığı, ehliyetin ikinci plana itildiği idari yapılarda karar alma süreçleri kişiselleşmeye başlar. Bunun doğal sonucu ise hatalı işlemler, kamu zararları, denetim bulguları ve kurumsal itibar kayıplarıdır. Buna karşılık bilgiye dayalı yönetim anlayışı, hukuka uygunluğu ve kamu hizmetlerinde sürdürülebilir kaliteyi beraberinde getirir.
Kamu yönetiminde sadakatten; Anayasa'ya, kanunlara, devletin temel ilkelerine ve millete duyulan bağlılık anlaşılmalıdır. Kamu görevlisinin asli sadakati, hukukun üstünlüğüne ve kamu yararına yönelik olmalıdır. Devlet yönetiminde hukuka bağlılık esas olmalıdır.
Bu hafızayı oluşturan ise yazılı mevzuat, standart iş süreçleri, iç kontrol sistemi, mali disiplin ve hukuka bağlılıktır. Bir belediyede herkes kendi yorumuna göre işlem yapmaya başladığında düzen bozulur.
Yetkiler karışır.
Sorumluluk belirsizleşir.
Denetim zorlaşır.
Sonunda ise kamu zararı ortaya çıkar.
Sayıştay’ın en çok eleştirdiği konuların ortak noktası ve Sayıştay raporlarına bakıldığında birçok bulgunun ortak nedeni dikkat çekmektedir.
- Yetkisiz işlem yapılması…
- Mevzuata aykırı harcama…
- Eksik tahakkuk…
- Gelir kaybı…
- İhale süreçlerindeki usulsüzlükler…
- Taşınır ve taşınmaz kayıtlarındaki eksiklikler…
Bunların büyük bölümü kötü niyetten değil; mevzuatın yeterince bilinmemesinden, süreçlerin doğru kurgulanmamasından ve kurumsal denetimin zayıf olmasından kaynaklanmaktadır. İşte bu nedenle, belediyelerde eğitim, mevzuat takibi ve iç kontrol sistemi lüks değil, zorunluluktur.
İyi niyet hukukun yerini hiçbir zaman alamaz;
Mevlânâ’nın şu sözü bu noktada büyük anlam taşır: “Akıl sonradan ah çekmek için değil, önceden düşünüp tedbir almak içindir.”
Kamu yönetiminde de tedbir, hukuka uygun hareket etmektir.
Namık Kemal’in şu sözü ise adeta belediyeciliğin özeti gibidir: “Kanun hâkim olmalıdır; insanlar değil.”
Çünkü kişiler değişir.
Görevler değişir.
Siyasi dönemler değişir.
Fakat kalıcı olan hukuktur.
Son Söz
Belediyecilik yalnızca asfalt dökmek, park yapmak veya çöp toplamak değildir.
Gerçek belediyecilik; kanunun verdiği yetkiyi hukuka uygun biçimde kullanmak, bütçeyi emanet bilinciyle yönetmek, kamu yararını her türlü kişisel ve siyasi kaygının üzerinde tutmak ve kurumsal düzeni titizlikle korumaktır.
Unutulmamalıdır ki; iyi niyet, hukuka uygunlukla birleştiğinde hizmete dönüşür. Yetki, sorumlulukla birleştiğinde güveni tesis eder. Bütçe, planlama ile desteklendiğinde kalkınmaya katkı sağlar. Kamu yararı esas alındığında ise belediyeler yalnızca bugünü değil, gelecek nesilleri de inşa eder. Çünkü kamu hizmeti vicdanla başlar; kanunla şekillenir, disiplinle yürütülür ve kamu yararıyla anlam kazanır.
Bu denge kurulmadan atılan her adım, iyi niyetle başlamış olsa dahi kurumsal düzeni zedeler, hukuki sorumluluk doğurur ve nihayetinde kamu zararına yol açabilir.
Sonuç olarak belediyeciliğin başarısı yalnızca gerçekleştirilen yatırımlarla ölçülemez. Asıl başarı; hukuka uygun karar alabilen, kamu kaynaklarını emanet bilinciyle yöneten, hesap verebilirliği yönetimin temel ilkesi hâline getiren ve liyakati kurumsal kültürün vazgeçilmez unsuru olarak benimseyen bir anlayışta saklıdır. Çünkü belediyeleri güçlü kılan, makamların büyüklüğü değil; hukuka bağlılığın, kurumsal disiplinin ve adalet anlayışının sağlamlığıdır.
Hukuk, yetkinin sınırlarını belirler; liyakat, bu yetkinin doğru kullanılmasını sağlar; kamu yararı ise bütün kararların ortak hedefini oluşturur. Bu üç unsurdan herhangi birinin eksik olduğu yerde kurumsal düzen zayıflar, denetim süreçleri ağırlaşır ve kamu zararının ortaya çıkma riski artar.
Tarih göstermektedir ki; kişiler gelip geçicidir, makamlar değişir, siyasi dönemler sona erer. Buna karşılık hukuk devleti, kurumsal hafıza ve kamu vicdanı varlığını sürdürmeye devam eder. Bu nedenle, kalıcı belediyecilik; hukukun üstünlüğünü esas alan, liyakati ödüllendiren, hesap verebilirliği güçlendiren ve sadakati yalnızca Anayasa'ya, kanuna, devlete ve millete yönelten bir yönetim anlayışıyla mümkündür.
Bu nedenle güçlü belediyelerin gerçek temeli; hukuk kurallarına bağlılık, liyakat, hesap verebilirlik ve kamu yararına dayalı yönetim anlayışıdır.
İşte gerçek belediyecilik de budur.