Şuhut'tan Kocatepe'ye Giden Zafer Yolu Yürüyüşü Projesinin Amacı ve Gerçekleştirilme Süreci-2
Misafir Kalem
Muzaffer Dilek
E. Vali
İdarecinin Sesi Dergisi/ 210. Sayı
Zafer Yolu’nun açılmasını takip eden ve ilki 2005 yılında düzenlenen; ayrıca ulusal düzeyde katılımı öngören “Zafer Yolu Yürüyüşü”nün gelenekselleştirilmesi ve bu yürüyüşte sivil katılımın ön planda olması düşünülmüştür. Yürüyüş, Afyon Kocatepe Üniversitesi’nin eşgüdümünde üniversite gençliği ve halkın katılımıyla ilk kez 2005 yılının 25 Ağustos gecesi Çakırözü köyünden başlatılmıştır. Yol güzergâhının yeni açılması ve asfaltlama işine zaman kalmaması nedeniyle bu yürüyüş stabilize/ham yolda yapılmıştır.
2006 yılındaki ikinci yürüyüş ise Atatürk Evi-Gazi Paşa Anıt Çeşmesi ve Kocatepe’de, yani Zafer Yolu’nda ve asfalt zeminde geniş bir katılımla gerçekleştirilmiştir. Zafer yürüyüşünün ilk ikisi benim görev dönemimde yapılmış olan yürüyüşlerdir. Çakırözü köyünden 00.30’da yürüyüşü başlattıktan sonra benim görevim biterdi. Sabah başlayan ve beş gün süren resmi kutlama programı yürüyüşe katılmama izin vermezdi. Esasında vali olarak böyle bir yürüyüşte yer almak istemediğim bir şeydi. Bunun bir devlet programı değil, sivil bir etkinlik olmasını istiyordum. Etkinlikler ve yürüyüşler daha sonraki yıllarda da devam etmiştir. 2020 yılında ise Corona 19 salgını ve sokağa çıkma yasağı nedeniyle Zafer yürüyüşüne ara verildi. İnşallah bu durum gelecek yıllarda devam etmez.
Zafer Yolu olarak adlandırdığımız bu yol, Büyük Taarruz öncesindeki gecede ordumuzun ve savaş araçlarının olumsuz doğa koşullarına rağmen ve hangi özverili çabalarla Kocatepe’ye çıkartıldığının anlaşılması açısından önemlidir. Yolun geçtiği vadiyi görmeden, toplamı 19 kilometre olan ve 13 kilometresi dağlık olan bu güzergâhtan sevk edilen askerlerin karşılaştıkları zorlukları ve savaş araç-gereçlerinin naklindeki güçlüğü anlamak ve anlatmak kolay değildir. Üstelik bu zor yolculuk, atların ayaklarına keçe ve kağnıların tekerleklerine ot sarılarak sessiz ve özenle gerçekleştirilmiş, güç koşullardaki bir süreci içermektedir.
Afyonkarahisar’da göreve başlayışımın ilk haftasından itibaren 3 yıldan fazla bir süreyi kapsayan çalışmalarla, bu çetin coğrafyada gerçekleştirilmiş bir savaşın ve bu savaşın karargâhı ile savaş alanlarının halkımız tarafından görülmesi amaçlanmıştır. Şuhut’ta ilk defa gerçekleştirilen bu projelerle, yurttaşlarımızın ve gençliğimizin bundan böyle ve özellikle her yıl 25 Ağustos’ta, TBMM ordularının izlediği güzergâhı yürüyerek tanıması amaçlanmıştır.
Çakırözü köyünden saat 00.30’da başlatılan ve gelenekselleşmesi düşünülerek planlanmış bu yürüyüş, Türk Ulusu’nun bağımsızlığı ve özgürlüğü uğruna çekilen zahmeti ve gösterilen özveriyi anma ve anlama yürüyüşüdür. Kocatepe’ye yürüyerek ulaşma programı çerçevesinde planlanan gece yürüyüşünün başlamasından önce Şuhut merkezinde; halk, dışarıdan gelen konuklar ve ildeki sivil ve askeri kamu görevlileri için Afyon Kocatepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü öğretim üyeleri ve öğrencileri tarafından iki yıl üst üste müzikli eğlence programı düzenlendi.
Gece 00.30‘da Çakırözü köyünden yürüyüşe katılanlara, saat 04.30 civarında Kocatepe’ye ulaştıkları zirveye yakın noktada kurulan askeri çadırlarda çorba ikram edilmesi gibi güzel bir uygulama da başlatıldı. Tan yeri ağarırken Kocatepe’de 2005 yılında Fahir Atakoğlu, 2006 yılında ise Tuluğhan Uğurlu tarafından piyano resitali düzenlendi. Ayrıca günün anlamına uygun oyunlar ve müzikal programlar sahnelendi. Böylece Valilik, Üniversite ve Garnizon Komutanlığı imkânları ortak bir amaçta bir araya getirilmiş oldu.
2006 yılında ikincisi yapılan yürüyüş öncesinde Şuhut’ta düzenlenen etkinlikte halka ve gençlere seslenerek Kocatepe’ye yapılacak yürüyüşün amacını ve onlardan sonraki yıllarda beklentilerimi dile getirdim. Konuşmamda, Büyük Taarruz’un bağımsızlığımızı ve özgürlüğümüzü kazandığımız ve Cumhuriyet’e giden yolda önemli bir aşama olduğunu; zaferle sonuçlanan son savaşın cereyan ettiği bu toprakların kutsallığını; Türk Milleti’nin ve geleceğimizin umudu olan gençlerimizle birlikte bağımsızlık bilincinin yaratılması ve yaşatılması yanında Cumhuriyet değerlerinin korunmasının hedeflendiğini anlattım.
Sağlanan yeni imkânlarla ülkemizin her tarafından gelecek gençlerimiz ve her yaştan yurttaşlarımız, bu coğrafyayı görecek ve bağımsızlık savaşımızda en önemli aşama olan Büyük Zafer’in kazanılması ve devamında Cumhuriyet rejiminin kurulması uğruna katlanılan fedakârlığı yakından tanıma fırsatı bulacaklardı. Zafer yürüyüşünün Türkiye üniversitelerinde eğitim gören gençlerin katılımıyla geleneksel olarak her yıl 25 Ağustos’ta yapılmasını çok önemsiyordum. Çünkü valiliğin 26 Ağustostan 30 Ağustos’a kadar devam eden beş günlük programı yeterince yüklüydü. Ayrıca, 25 Ağustos günü uygulanması planlanan programın resmi kutlama kuralları içinde nefes alamaz hale gelmesinden endişe ediyordum. Dolayısıyla sivil bir kutlama olması, ülkemizin her tarafından gelen yurttaşlarla üniversitelerimizden gelen gençlerin Afyonkarahisarlılarla birlikte Zafer Yolu’nda yürümelerini sağladı. Böylece zamanla kendisini tekrar eden sabit kurallara bağlanmış bir yürüyüş değil, dinamik ve genişleyen bir etkinlik olacaktı.
Bu düşüncemi Afyon Kocatepe Üniversitesi Rektörü Halim Sözbilir ile paylaştım. Rektör Sözbilir, bu öneriye heyecanla sahip çıktı. Ülkemizdeki üniversitelere gönderilecek Rektörlük yazısı ile her üniversiteden dört genç ve bir öğretim üyesi, her yıl bu etkinliklere davet edilecekti. İlk uygulama da bu öneri çerçevesinde gerçekleşti. Yanlış anımsamıyorsam ilk yıl, yani 2005’te, 22 üniversiteden katılım oldu.
Davet edilenler, hazırlanan program uyarınca Rektörlük eşgüdümünde Afyonkarahisar’da konuk edilip Anıtkabir ziyareti ve ilimiz tarihi mekânlarında gezdirildikten sonra 25 Ağustos’ta Kocatepe’ye yapılacak Zafer Yürüyüşüne katılacaklardı. Beş gün süren 26-30 Ağustos arası resmi programın öncesinde, Şuhut ilçe halkının ve yöneticilerinin desteği ile Valilik ve Üniversite tarafından organize edilen ve daha çok sivil bir program özelliği taşımasına özen gösterilen “Zafer Yürüyüşü”, zamanla daha geniş katılımlarla devam etti.
Konuşmamda ayrıca, Mustafa Kemal Atatürk’ün 84 yıl önce Büyük Zafer’i kazanarak ve 83 yıl önce de Cumhuriyet’i kurarak bize sonsuza kadar yaşayacak bağımsız bir ülke bıraktığını; Atatürk’ün bizlere armağanı olan Cumhuriyet’in ilkelerinde dile gelen düşünceler ve onun devrimlerinden kaynaklanan ışığın çağdaş uygarlık yürüyüşünde yolumuzu aydınlatacağını; Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Şuhut’a gelişinin 84. yılında, Anadolu aydınlanmasına bilimin yol göstericiliğinde ulaşılacağı ülküsünü benimseyen gençlerle birlikte olmaktan mutlu olduğumu; onun doğumunun 125. yılını da anmayı hedefleyen “Gençlik Şölenine ve Zafer Yürüyüşüne” katılanların Atatürk’e, Cumhuriyet’e ve Cumhuriyet’in erdemine ve tüm değerlerine, devletimizin kuruluş felsefesine içtenlikle bağlı olduklarını belirttim.
Bu geceyi düzenlememdeki bir diğer amaç, bakımsız bırakılmış ve eleştiri konusu olmuş şehitliklere dikkat çekmekti. Yurtsever bilim insanı ve Cumhuriyet şehidi Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’nun Cumhuriyetimizin 77. kuruluş yıl dönümünde 2000 yılında yazdığı bir yazıya gönderme yaptım. Yazıda Miralay Reşat Çiğiltepe’nin anıt mezarının perişanlığı ve bozuk, toz toprak içindeki yoluna karşı duyarlılık göstermeyen idareciler hedef alınmaktaydı. Hablemitoğlu yazısında:
“O Türklüğün sessiz onurudur, gururudur, cesaretidir… O’nun yazgısı, gerçekte Türkiye’nin yazgısıdır… Bir gün yolunuz Sandıklı-Afyonkarahisar arasına düşerse, lütfen O’nu ziyaret ediniz… Her gün on binlerce aracın geçtiği yolda, herkes bakar da O’nu görmez…”
Bu alıntıdan sonra konuşmamın son bölümünde; Albay Reşat Çiğiltepe ve binlerce şehidimizin amaç ve ideallerini paylaşmak, aziz anılarını yaşatmak için burada olduğumuzu; yıllarca bakımsızlığa terk edilen şehitliğin 2004 yılında Afyonkarahisar İl Özel İdaresi bütçesinden ayrılan ödeneklerle Eskişehir Koruma Bölge Kurulunun kararları doğrultusunda restore edildiğini; yolunun asfaltlandığını, anıt mezarın çevresinin ağaçlandırıldığını; bununla yetinilmeyerek Çiğiltepe Şehitliği dahil tüm şehitliklerin son üç yıl içinde restore edildiğini ve yukarıda ortaya konulan olumsuz tablonun ortadan kaldırıldığını; ayrıca Çiğtepe’de merhum Necip Hablemitoğlu adına “Şehit Necip Hablemitoğlu Hatıra Ormanı” oluşturduğumuzu anlattım.
Bir yurttaş ve bir dönem görev yaptığım ildeki işlerden sorumlu birisi olarak, Kocatepe’ye gelen tüm gençlerimizin bir fırsat bulup Çiğiltepe Şehitliği’ni görmelerini çok isterdim. Çünkü ünlü devlet adamlarımızdan Ziya Paşa’nın da oğlu olan Albay Reşat Çiğiltepe, taşıdığı sorumluluğun gereğini yerine getiremediği ve Mustafa Kemal Paşa’ya verdiği sözü tutamadığı için canına kıymış bir yurtseverdir.
Neredeyse Afyonkarahisar’daki tüm görev dönemimi kapsayan bir çalışma programıyla, Cumhuriyet’in yöneticisi olma bilinci ve ülküsüyle, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet değerlerini korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak için çaba gösterildi. Bu amaçla kalıcı işler yapmaya çalıştım. Son görev yılım olan 2006 itibariyle 3,5 milyon YTL yerel parasal kaynak ve buna ek olarak ilin tüm araç ve personel olanaklarıyla 3 yılı aşan süreyi kapsayan çalışmalarla projeler bütünlük içerisinde ve eksiksiz hayata geçirildi. Böylece, bağımsızlığımız uğruna kanını ve canını vermiş olan yurtseverlerin anısını sonuna kadar yaşatacak kalıcı eserler, kültürel ve sosyal hayatımızda anlam kazandı.
Amacımız, dedelerimizin kanları ile sulanmış Afyonkarahisar coğrafyasını, yeraltındaki şehitlerimizin aziz anılarını yaşatacak bir mekâna dönüştürmekti. Bu hedef görev süresiyle eş zamanlı olarak gerçekleştirildi. Büyük Zafer’in kahramanları için yapabildiklerimiz bunlar. Elbette yapılacak daha çok iş vardı, ancak görev süremiz yetmedi.