• Haberler
  • Genel
  • 'Afyonkarahisar İçin Sultan Divani'nin Varlığı Ayrı Bir Değerdir'

'Afyonkarahisar İçin Sultan Divani'nin Varlığı Ayrı Bir Değerdir'

Sultan Divani Mevlevilik Günleri Sempozyumu konuşmacılarından Doç. Dr. Mustafa Karazeybek, Afyonkarahisar için Sultan Divani'nin varlığının ayrıca bir değer olduğunu vurguladı.

Afyonkarahisar Valiliği’nin himayesinde; Afyonkarahisar İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve Afyonkarahisar Kadınanalar Kültür Derneği işbirliği ile düzenlenen Sultan Divani Mevlevilik Günleri Sempozyumu M. Rıza Çerçel Kültür Merkezi’nde bugün sabah başladı.

Gün boyu devam edecek olan 4 oturumdan birincisi tamamlandı. Her konuşmacı 15 dakikalık sunumlarda bulundu.

'Afyonkarahisar İçin Sultan Divani'nin Varlığı Ayrı Bir Değerdir'

“MEVLANA’NIN İLK ETKİNLENDİĞİ COĞRAFYA ANADOLU’DUR”

Birinci oturum Türkiye Gazetesi yazarlarından Rahim Er’in oturum başkanlığında Prof. Dr. Kadir Özköse tarafından “Anadolu da Mevlevi Kültürü” başlıklı sunum ile başladı. “Afyonkarahisar Valiliği, Afyonkarahisar Kadınanalar Kültür Derneği ve İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünü böylesine güzide bir toplantıyı tertip etmelerinden dolayı da kendilerine şükranlarımı ve saygılarımı arz ediyorum” diyerek sözlerine başlayan Özköse, “Benim konum Mevleviliğin Anadolu kültürüne etkisi üzerine olacak. Malum Mevlana Celaleddin Rumi Anadolu'da yaşamış, Anadolu'da yetişmiş, Anadolu'da eserlerini vücuda getirmiş, yazmış olan büyük bir mutasavvıf. Onun ilk etapta etkilediği ana coğrafyanın özellikle Anadolu olduğunu dikkatinize sunmak, vurgulamak istiyorum. Başta Konya olmak üzere kısa zamanda Afyonkarahisar, Tokat, Sivas, İstanbul, Şam, Halep, Balkanlar, Kahire, Kırım gibi Osmanlı coğrafyalarını etki altısına alan Mevlevi dergâhları ve mensupları adeta bahsi geçen diyarlarda kültürel dinamizmi medeniyet tasavvurunu, buram buram tüttüren, yansıtan, şekillendiren ocaklardır. 

'Afyonkarahisar İçin Sultan Divani'nin Varlığı Ayrı Bir Değerdir'

Mevlevi dergâhları başta şiir, musiki ve semanın ete kemiğe büründüğü merkezlerdir. Birer musiki konservatuarı, birer edebiyat mektebi ve birer güzel sanatlar akademisi olarak beş asır, altı asır faaliyet yürütmüş olan gönül serüveni olan ocaklardır. Bu çerçevede; Mevlevihanelerden Klasik Türk Musikisinin Buhur-i Zade Mustafa, Itri Efendi, Hamam-i Zade İsmail Dede Efendi, Zekai Dede gibi en önemli temsilcileri, Şeyh Galip gibi divan edebiyatının zirve şahsiyetleri, güzel sanatların nadide örneklerini sunan sanatçılar yetiştirmiş olan edebi ve gönül âleminin öncü muhitleridir. Anadolu'da yetişen Mevlevi zümreler, zengin bir edebiyat muhiti meydana getirmişler, edebi geleneğimizin, şiirimizin endamına katkı sağlamış olan değerlerdir. Sanat ve edebiyat sahasında zengin motifler taşıyan Mevlevilik kültürü, münevver tabakanın ilgi odağı olmuş, şiir yoluyla irşat etmenin kalitesini, kıymetini, imkânını ortaya koymuş olan geleneğin adıdır. Mevlevi tekkelerinde verilen veya Mevlevi tekkelerinde gerçekleşen Anadolu'ya kültürüne yönelik tesir halkasını üç ana başlıkta toparlamak mümkündür. Her şeyden önce verilen kültür dersleri meşk edilen musiki ve icra edilen güzel sanatlar Mevlevihanelerin olmazsa olmaz ana dinamikleridir. Teşrifatı, nezaketi, terbiyesi, ayini, erkânı ve musikisiyle Mevlevilik, Anadolu medeniyet havzasının en güzide yansıması ve örneğidir. Mevlevi semağı adeta sembollerle şekillenen bir telkiptir. Her duruşun, her tavrın, her kımıldanışın, her adımın bir manası vardır Mevlevi semahında o hırkaya bürünüşler, ilk ney sesiyle uyanışlar, o kol açışlar, ayak kilitleyişler, bir kitap gibi derin derin anlatımların adıdır. Sema yaparken Semazen, mukaddesin iklimini zapt etmiş, hakikatin sırrını tekrarlamış, hakikatin rengine bürünmüş maneviyat yolcularıdır. Sema bir raks, bir dans, bir senfoni, bir arena, bir gösteri, bir merasim değil. Zikrin, fikrin, maneviyatın en derin haliyle mikro âlemden makron âleme doğru seyrin, dönüşün ve hakikatin sesini eşyanın tesbihatını ta derinden, yüreğimizden, içimizden, tüm hücrelerimize, tüm varlık arenamıza nakşettiğimiz uzun tefekkürün düşüncenin adı ve seyridir. 

'Afyonkarahisar İçin Sultan Divani'nin Varlığı Ayrı Bir Değerdir'

Mevlevilik bilhassa 16. yüzyıldan itibaren köy ve kasabalardan daha çok şehir merkezlerine doğru etki sahasını genişletmeye şehir merkezleri içerisinde şekillendirmeye özellikle yüksek zümreye ve elit tabakaya hitap eden bir kitle olmaya özen göstermiştir. Dolayısıyla Mevlevilik Anadolu kültüründe özellikle yüksek tabakanın oluşmasında kalem efendilerinin vücuda gelmesinde saray erkânının terbiye eğitim ihtişamında medeniyet ve kültür havzamızı en üst kalitede seçkin ve nizip bir yapıda şekillendirmeye güç veren bir yolun adıdır. Aşırılıklardan ifrat ve tefrikten, taşkınlıklardan ve devlete karşı herhangi bir kıyam hareketinden şiddetle kaçınan devletin merkezi yönetimini, temsil gücünü Anadolu'da hemen hemen Osmanlı'nın hâkim olduğu bütün bölgelerde adeta Osmanlı'nın ittihadını sağlayan bir kültür adresi olmuştur. Osmanlı coğrafyasının birliğini kültürel, medeniyet ve sanat tasavvuru ile temellendiren, şekillendiren güçlü bir merkez olmanın gayreti içerisinde bulmuştur.” dedi.

'Afyonkarahisar İçin Sultan Divani'nin Varlığı Ayrı Bir Değerdir'

“HS. MEVLANA’NIN HER ALANDA ÖĞRETTİĞİ HUSUSLAR VAR”

Sultan Divani Mevlevilik Günleri Sempozyumunun ikinci konuşmacısı Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu oldu. Karaismailoğlu,  “Mevlana ve Anadolu Geleneği” başlıklı sunumu gerçekleştirdi. Hz. Mevlana’nın bir kimlik oluşturma yönünde büyük bir örneklik oluşturduğunu dile getiren Karaismailoğlu, “Hz. Mevlana bizlere bugün eserleriyle, bütünüyle toplumumuzda var olan kendileriyle alakalı yazılı yüzlerce kitabı olan bir şahsiyetle karşı karşıyayız. Her alanda bize öğrettiği hususlar var. Hz. Mevlana bizlere nasıl dua edileceğini çeşitli yönleriyle göstermişlerdir. Mesela böylesi bir mecliste böyle bir konuşma tarzı oluştuğunda yaptığı dualardan bir tanesi örnek olarak paylaşacağım. ‘Ey Hak Dost, bize nice ince sözler öğret de onlar merhamet etmeni sağlasın. Dua da sendendir kabul etmekte senden. Güven de senden, korku da senden. Yanlış söylediysek sen onu düzelt. Dua da sendendir, kabul etmek de senden. Güven de senden. Korku da senden, yanlış söylediysek sen onu düzelt. Düzelten sensin. Ey söz sultanı Allah'ım.’ Aynı şekilde dostluk, arkadaşlık, beraberlik nasıl olur? Hazreti Mevlana bizlere öğretmiştir. Önce ilk adım kişinin kendisinden gelmelidir. ‘Dost ol, sayısız dost gör. Arkadaşlarıyla birlikte olan kişi gül bahçesinde sayılır. Izdırap ve sıkıntı içerisinde olsa dahi. Dostlar dostları gördüğünde hastanın şifa bulması gibidir.’ Bu ifadeler Hazreti Mevla'nındır. ‘Zenginler, cömertler, fakirlere, yoksullara muhtaçtırlar. Ey zenginler, cömertler, cömertlikte sabırsız olun. 

'Afyonkarahisar İçin Sultan Divani'nin Varlığı Ayrı Bir Değerdir'

Ey fakirler istemekte sabırlı olun.’ Buna benzer nice sözlerle bizi karşı karşıya bırakmış ve dolayısıyla Anadolu'da bir toplum olması yönünde izler bırakmıştır. ‘Ol çiçeği kim yazıda buldun kimseye verme. Hasmına ver.’ Hasmına kendi söyleyişi ifade ettim. Divan-ı Kebir'den bir Türkçe beytidir. Yani düşmanı dosta buluşturma usul ve yöntemlerini bize öğretmişlerdir. Tabii ki bu usul ve yöntemi Peygamber Efendimiz'den (SAV) ve Kur'an-ı Kerim'den, ayet-i kerimelerden almıştır. Yazıda yani çayırda bulduğun çiçeği kimseye verme, hasmına ver. Yani insana yakışan dostu konuşturmaktır, beraber Mesela bir divanı kibir beytini ifade edersem; ‘Ben ölünce beni hoşça anacaksın. Neden ölü severiz de diniye düşmanız? Ben ölünce mezarımı gelip ziyaret edeceksin, toprağımı öpeceksin. Şimdi ikimiz de hayattayız, gel yanağımı öp.’ Hz. Mevlana böyle değerleri yenileştirerek, güzelleştirerek bizlere aktaran dini kaynakları bize böyle tatlı bir dille sunan bir zat-ı muhterem olarak aramızda, önümüzde bulunmaktadır. İnsanlara Allah için iyilik yap. Ya da kendi canının rahatlığı için iyilik yap. Böylece hep güzel yüzler görürsün diyor. 

'Afyonkarahisar İçin Sultan Divani'nin Varlığı Ayrı Bir Değerdir'

Yani hayrı, doğruyu, zekatı, sadakayı vermenin hani bunun ötesinde iyilikte bulunmanın insana sağladığı hali bir psikolojik hal olarak, iyilik yapan önce kendisine iyilik yapmış olur. Yani huzur bulur. Gönlünü ferahlatır. İyilik yapanla kötülük yapanın farkını bize gösteriyor. Selam veren kişi öncelikle kendisine selam vermiş olur. Kendisine bir huzur ve güven vermiş olur. Bu anlatım tarzlarıyla günümüze büyük katkılar sağlamıştır. Sadece günümüze mi? Hz. Mevlana tabii ki bir mirasın sahibi olmuştur ve o mirası büyüterek bizlere intikal ettirmiştir. Birkaç örneğini sunmaya çalıştım. Şöyle bir başlık oluşmuştu bu beraberlik için; ‘Mevlana merkezli Horasan, Türkistan ve Anadolu geleneği’ Bu gelenek, asırlar boyunca devam eden, Peygamber Efendimiz'in (SAV) açtığı, Cenab-ı Hakk'ın buyurduğu şekliyle yol bulan, usul kazanan bir geleneğin devamıdır. Hz. Mevlana, Horasan ve Türkistan'dan bu birikimi Anadolu'ya taşıyanların içerisinde özel bir yere sahiptir. Mesela bu konuyu işlerken bazı başlıklar oluşturabiliriz. Mevlana'nın babasının yaşadığı ve Mevlana'nın çocukluğunu geçirdiği coğrafya, Horasan ve Türkistan kimdir, nedir? Gazzeli ve Selçuklu devletlerinin hâkimiyet tercihleri ve Mevlana'nın eserlerindeki izleri. Gazzeli ve Selçuklu zamanının alim, arif ve şairlerinin Mevlana'nın düşünce ve serlerindeki varlığı. Bunların hepsi birer temel yaklaşım tarzı olarak anılabilir. Ve ortada Hz. Mevlana bulunuyor. Mevlana'nın eserlerinin Anadolu'daki takipçileri, Mevlana'nın eserlerinin Horasan ve Türkistan'daki takipleri yansıma tekrar Horasan'a ve Türkistan'a dönmüştür. Ve orada Hz. Mevlana'nın eserleri üzerinden nice eserler yazılmıştır ve güzel örnekler oluşturulmuştur” diye konuştu.

'Afyonkarahisar İçin Sultan Divani'nin Varlığı Ayrı Bir Değerdir'“O DÖNEM MÜSLÜMAN TÜRKLER ÜZERİNDE BÜYÜK ETKİ BIRAKTI”

Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu, Gazneli ile başlayıp Selçuklu ile istikamet belirleyen o dönemin Müslüman Türklerinin büyük izler bıraktıklarını belirterek, “Hz. Mevlana’nın anlatımlarında Selçuklu döneminde Farsça şiire yansıyan anlatımlar, aynen Hz. Mevlana'nın hissettiği tarzda, yani Müslümanlığın ön plana çıkmasını düşünen ve Müslüman Türklerin burada güçlendikleri görevleri anlatılan beyitlerle doludur. Bu kimlik, Horasan ve Türkistan'dan başlayarak Anadolu'ya aynı şekilde yansımıştır. Melikşah'a seslenirken şair, ‘Senin ordun İslam'ın ordusudur’ diye seslenirken Hz. Mevlana'da Anadolu'da gönül diliyle o İslam ordusunun manevi kimliğini taşıyan bir hüviyetle hareket etmiştir. Konu uzunca ve geniştir. İnşAllah bir şekilde gün yüzüne çıkar.” şeklinde konuştu.

'Afyonkarahisar İçin Sultan Divani'nin Varlığı Ayrı Bir Değerdir'

“GEÇMİŞTE VAKIFLAR BİRÇOK HİZMETİ SUNUYORDU”

Sempozyumun üçüncü konuşmacısı Doç. Dr. Mustafa Karazeybek, “Afyonkarahisar’da Mevleviliğin Gelişiminde Vakıfların Rolü” başlığında konuştu. Dünyada uzun ömürlü her bir faaliyetin mutlaka bir ekonomik ayağı olup, para kaynağının bu anlamda son derece önem taşıdığına değinen Karazeybek, “Ben Afyonkarahisar'daki Mevlevi'nin bu ayağını tamamlayan vakıf sistemiyle bağlantılı olarak Afyonkarahisar'ı üzerinde Mevlevi'nin gelişimi ile alakalı vakıf rahatlıkların rolü üzerinde durmaya çalışacağım. Afyonkarahisar'da Mevleviliğin ortaya çıkması ve gelişmesiyle ilgili birkaç tane önemli hususu öncelikle belirtmekte fayda var. Afyonkarahisar'da Mevleviliğin gelişmesinde etkin olan bu vakıfların genel rolüyle ilgili de önce birkaç kelam etmekte fayda var. Vakıf geleneği, İslam coğrafyasının tamamında etkin olan bir gelenektir. Bununla birlikte, Türk devletlerinde de İslam'ın sonrası, Selçuklular da, Anadolu Selçukluların da, Beylikler döneminde ve Osmanlı geleneğinin tamamının içerisinde önemli unsurlardan bir tanesidir. Biraz da Osmanlı dönemini incelediğimizde, günümüzde ihtiyaç duyulan sosyal devlet anlayışının merkezinde yer alması gereken birçok husus hiç şüphesiz o dönemde vakıflar tarafından karşılanmış. Bunların içerisinde birkaç tanesini saymak gerekirse eğitim tamamıyla vakıf merkezi olarak işlemiş. Dini hizmetler tamamıyla vakıf merkezi olarak işlemiş. 

'Afyonkarahisar İçin Sultan Divani'nin Varlığı Ayrı Bir Değerdir'

Günümüzdeki belediye hizmetleri büyük oranda yine vakıf sistemi çerçevesinde işlemiş. Dolayısıyla günümüzde de aslında bu geleneğin belli ölçüde devam ettiğini görüyoruz ama eskiye göre kıyaslanmayacak kadar daha az etkin olduğunu söylememiz belki yerinde olur. Bunu söylememizin amacı da belki günümüzde geçmişten gelen bu birikimin biraz daha geliştirilmesinin önemini vurgulamak adına buna işaret etmek istedim. Afyonkarahisar'da Mevleviliğin yerleşip gelişmesinde başlıca üç temel husustan bahsedilebilir. Bunlardan birincisi Mevlana neslinden gelenlerle Germiyanoğulları akrabalık ilişkisidir. Yani Afyonkarahisar'da temellerin atılması, Mevleviliğin burada yer almasında gerçekten Germiyanoğullarının önemli bir rolü var. 

'Afyonkarahisar İçin Sultan Divani'nin Varlığı Ayrı Bir Değerdir'

Bunda da akrabalık ilişkisinin ciddi anlamda rolü olduğunu yaptığım araştırmalarda anladım. İkincisi, yaptığı çalışmalarla Mevlevilik muhitinde önemli tesir bırakan Sultan Divani'nin burada yaşamış olmasıdır. Sultan Divani Mevlana neslinden gelenlerin içerisinde Mevleviliğe en önde hizmet eden şahsiyetlerden bir tanesidir. Çünkü bu sadece Afyon'la bağlantılı değildir. Aslında birçok coğrafyada Balkanlarda, Anadolu'da, Arap coğrafyasında, Mevlevihane açma ve buraların şeyhlerini geliştirip buralardaki misyonu aslında üzerinde toplamıştır. Bu yönüyle Sultan Divani sadece Afyon'la alakalı bir şahsiyet değil. Mevleviliğin içerisinde gerçekten özel misyonu olan birisidir. Dolayısıyla burada Sultan Divani'nin buarada bulunması bizim adımıza da, Afyonkarahisar adına da ayrı bir değerdir.” ifadelerini kullandı.

'Afyonkarahisar İçin Sultan Divani'nin Varlığı Ayrı Bir Değerdir'

“AFYON’DA KURULAN ÇOK SAYIDA VAKIF MEVLEVİLİĞE VERİLEN ÖNEMİ GÖSTERİYOR”

Mevleviliğin güçlenmesi için gerekli olan mali desteği sağlayacak zengin vakıfların bulunmasının da önemli bir husus olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Mustafa Karazeybek, şu ifadelere yer verdi: “İfade ettiğim üzere ilmî alemde birçok alanda olduğu gibi tarikatlarla ilişkili bütün hususlarda tekke ve zaviye sistemi de tamamıyla vakıf sistemi çerçevesinde işlemiş bir alandır. Dolayısıyla vakıflar bu anlamda son derece önemli. Afyonkarahisar ve çevresinde Mevleviliğin yavaş yavaş ortaya çıkması hususundaki gelişmelere baktığımız zaman Ulu Arif Çelebi'nin Mevlevi'yi yaymak için yaptığı seyahatler sırasında Kütahya'yı ziyaret etmiş ve akrabalık ilişkisi bulunan 1. Yakup Çelebi onun için bazı köylere vakfetmiştir. Bu vakıf Afyonkarahisar'da Mevlevilikle ilgili kurulan ilk vakıftır. Daha sonra 2. Yakup Çelebi, yine Konya Mevlevihanesi’nde 1460 yılından 1509 yılına kadar şeyhlik yapan Adil Çelebi oğlu, Cemalettin Çelebi, Mevlana Hüsamettin ve Mehmet oğlu Sinan Paşa için çeşitli vakıfları tesis ettiğini, bir takım köylere buraya vakıf ettiğini görüyoruz. Bu da Mevleviliğin gelişmesinde ekonomik ayağının beslenmesi hususunda önemli gelişmeler olarak dikkati çekiyor. Afyonkarahisar'da Mevleviliğin gelişiminde Osmanlı döneminde yapılmış olan faaliyetlerin de ciddi anlamda etkisi olduğunu başta belirtmek gerekir. 

'Afyonkarahisar İçin Sultan Divani'nin Varlığı Ayrı Bir Değerdir'

Yani Germiyanoğulları döneminde burada temeller atılmıştır. Ama bu Mevleviliğin uzun süre devam etmesi ve gittikçe etkinliğinin artması hem Afyon'da hem çevrede etkinliğinin ortaya çıkmasında Osmanlılar döneminde yapılmış olan faaliyetlerin de ciddi anlamda etkili olduğunu yine söylemek gerekir. Afyonkarahisar'da Mevlevilikle ilgili kurulan vakıflara kısa kısa göz atarak devam etmeye çalışacağım. Bu anlamda en önemli vakıf Sultan Divani Mehmet Efendi Vakfı'dır. Bu özellikle Sultan Divani'nin etkinliğiyle bağlantılı olarak bu isminin verildiğini söyleyebiliriz. Çünkü bu vakfın içeriğine baktığınız zaman daha önce kurulmuş olan vakıfların ve daha sonra kurulan Mevlevilik ile alakalı bu vakıf altında önemli bir kısmının birleşmiş olduğunu görüyoruz. Bu anlamda Ulu Arif Çelebi Germiyan hükümdarı Birinci Yakup Çelebi zamanında Afyonkarahisar ve Kütahya'yı ziyaret ederek Mevleviliği yayma çalışmaları yaparken bu dönemde Kütahya'yı ziyaret ettiğinde 1. Yakup Çelebi ile görüşmeleri sırasında söz konusu vakfı tesis etmiştir. Bu vakıf birçok farklı isimlerle belgelerde anılıyor. Bunları anlamanın aslında bir diğer hususu da bazı tabirlerin de aslında gün yüzüne çıkmasını sağlamaya yöneliktir. 

'Afyonkarahisar İçin Sultan Divani'nin Varlığı Ayrı Bir Değerdir'

Bu vakfın isimlerine baktığımız zaman; Divani Mehmet Efendi Vakfı, Mevlevihane Vakfı, Divani Mehmet Efendi Zaviyesi Vakfı, Sultan Divani Mehmet Efendi Zaviyesi Vakfı, Divane Mehmet Efendi Türbe-i Şerifeleri Vakfı gibi isimler kullanılıyor. Burada Sultan Divani'nin hep ön planda olduğunu görüyoruz. Bunun yanında aynı zamanda buranın bir zaviye olduğu da dikkati çekiyor. Gerçekten Afyonkarahisar Mevlevihanesi daha önceden aslında bir zaviyedir ve şu anda da Mevlevihane’nin bulunduğu mahallenin ismi hala daha herhalde Zaviye Mahallesi olarak geçmektedir. Bu da bunun hala günümüzde de teslimi devam ettirdiğine bir işarettir.  Bu dönemde kurulan vakıflarda biraz köylerin vakfedilmesi ön plana çıktığını görüyoruz. Merkeze yakın olan bazı köyler; Bozulca, Karacıkköyü, Ortakaracık Köyü, Sivricekaracık Köyü Karaarslan Köyü ve Çöyük Köyü olarak bu dönemde bu köylerin bütün gelirlerinin Mevlevihane’ye vakfedildiğini görüyoruz. Söz konusu köyler, bağları, bahçeleri, dağları, nehirleri, harman yerleri, hayvan meraları, çeşmeleri, nehirleri gibi o bölgedeki bütün her şeyi içerisine alıyor. Aslında Osmanlı'da köylerin vakfedilmesi hususunda köylerin sadece vergi gelirlerinin vakfedilmesi şeklinde genel bir uygulama vardır. Ama Germiyanoğlulları dönemindeki vakfedilen köylerin o bölgedeki her şeyin vakfedildiği vakfiyesinde açık bir şekilde belirtilmiştir. Afyon'da kurulan Mevlevi vakıflardan bir diğeri Mevlevihane’nin yiyecek masrafları için kurulan Gizye Geliri Vakfı. Bu vakıf Yıldırım Bayezid tarafından kurulmuş bir vakıftır. Yani Osmanlıların dönemini incelediğimiz zaman Yıldırım Bayezid döneminde bir süre Osmanlıların elinde kalıyor. Sonuç olarak baktığımız zaman Afyonkarahisar'da Mevleviliğin ortaya çıkması ve gelişiminde ekonomi ayağının sağlanması hususunda gerçekten çok fazla vakıf kurulmuş. Sadece özet olarak şunu söyleyelim. Afyon'da çok sayıda vakıf var. Osmanlı döneminde kurulan ve bu vakıfların içerisinde en fazla geliri olan vakıflar Mevlevelik ile alakalıdır. Bu da şehrin bu alana ne kadar önem verdiğini, değer verdiğini ve saygı gösterdiğini gösteren önemli bir unsur olarak ifade edilebilir.”

'Afyonkarahisar İçin Sultan Divani'nin Varlığı Ayrı Bir Değerdir'

“AFYON MEVLEVİHANESİ’NİN TEŞHİR TANZİMİNİ BEN YAPTIM”

Afyonkarahisar Mevlevihanesi'nin teşhir tanzimini yapan Dr. Naci Bakırcı tarafından “Mevleviliğin Merkez Asitanesi Konya Mevlana Dergahı” başlığında sunum yaptı. Bakırcı, şunları kaydetti: “Ben Türkistan'daki toplantılara da katıldım. Sayın Cumhurbaşkanımız da oradaydı. Konunun özü kültürel mirasın korunmasında ve manevi mirasın korunmasında Mevlana Müzesi örneği konulu bir sunum yaptık orada. Belki Hazreti Mevlana'nın ve Anadolu'daki diğer düşünürlerimizin, manevi büyüklerimizin Hoca Ahmet Yesevi'nin ekolünden gelmiş olması veya biraz daha 50-100 senelik o bir tarihi şeridin önde olması Türkistan'ı öne çıkarmış ama onların da gönülleri kalpleri aynı bizim gibidir. Hazreti Mevlana'yla biz ile anıyorlar. Oradaki o hadiselere de şahit oldum. Onu da sizle paylaşmak istedim. Şehirlere artık Hazreti Mevlana'nın tasavvufi yönünü, yaşadığı coğrafyayı veya düşünce dünyasını çok anlatacak değilim ben. Sadece öğrenciler olduğu için söyleyeceğim, Hz. Mevlana’nın 1203, bazıları 1207 yılında bugünkü Afganistan'ın Belh şehrinde doğduğunu ifade ederler. Çocukluğu, gençliği ve bilgeliği Konya'da geçmiştir. 1273 yılında vefat ettikten sonra da inşAllah öğrenciler de Konya'yı görmüşlerdir veya gelecekte görme fırsatı bulurlar. Mevlana Müzesi'nin olduğu bahçeye 1273 yılında vefat edince defnedilmiştir. Üzerine yapılan türbe Anadolu'da Mevlevi kültürünün ve Mevlevihanelerin merkez asitanesi yani Hz. Mevlana’nın türbesi bu külliyelerin merkez yapısıdır. Dergâhlar 1925 yılında kapatıldıktan sonra Konya Mevlana Dergâhı Atatürk'ün isteği üzerine müze olarak tanzim edilmiştir. Yusuf Akyurt 15 sene kadar müze müdürlüğü yapmıştır. Günlük hatıratında müzede olan her şeyleri kaydetmiş ve yazmıştır. İlk açıldığı gün üç kişi gelmiş Mevlana Müzesi'ne. Hatıratında bu ifadeye yer vermiştir. Oysa geçen yıl ziyaretçi sayısı 3,5 milyonu geçti. Bu sene 4 milyona yakışan bir Mevlana Müzesi ziyaretçisi bekliyoruz. Dört milyon kişi mutlaka manevi yönüyle köklerini ararken Hazreti Mevlana'dan esinlenecektir. 

'Afyonkarahisar İçin Sultan Divani'nin Varlığı Ayrı Bir Değerdir'

Ama gelişen dünyada bir de turizm olgusu var. Dört milyon insanın Konya'da etli ekmek yediğini düşündüğümüzde yüzde 50’nin Konya’da konaklamasını düşünüyorum. Şehirler de artık bu tür şeylerle birlikte turizm gelirimizin Sayın Bakanımızın ifadesiyle geçen sene 65 milyar dolara vardığını biliyoruz. Bu açıdan da bu tür merkezlerin öne çıkarılması şehirlerimiz için önemlidir. Bunun için ben hem dernek başkanımıza hem İl Kültür Müdürümüze uzun yıllar sonra bu toplantıyı tertip ettikleri için teşekkür ediyorum, tebrik ediyorum. Çünkü yaklaşık 20 sene önce oldu. Ben uzun yıllardır kamu görevlisiyim. Afyon Mevlevihanesi'nin teşhir tanzimini yapmak bendenize nasip olmuştu. Dönemin Belediye Başkanı Abdullah ağabey ardı. Eşi hanımefendi, Afyon'da hanımlar bu yönden çok gayretli. O zaman da hanımlar bir araya gelmişler, sanayicilerden, mermercilerden, lokumculardan para toplamışlardı. Bize dediler ki, ‘Mevlana Müzesinin benzer bir örneğini de buraya yapın.’ demişlerdi. Biz de o zaman burada 10 günlük bir çalışmayla Mevlevihane’nin ilk teşhir tanzimini biz Afyonkarahisar’da yapmıştık.”

“1964’DE KONYA DERGÂHINI AFYON’DAN GİDEN SİKKECİLER TEMİZLEMİŞ”

Dr. Naci Bakırcı, sözlerini şöyle tamamladı: “Kitabeleri Kaldırma ve Kazıma Kanunu 1928 yılında çıktığı zaman dergâhın bu kitabeleri de kaldırılmış. Daha sonraki yıllarda 2011-2012'li yıllarda Konya Koruma Kurulu'ndan izin alarak Müze Müdürü dediğim gibi çok vasıflı bir insanmış kanun çıktığında bu kitabeleri kırmamış, kaldırmış, notlarını almış. Biz hemen hemen yaklaşık 90 sene sonra hocamla birlikte bu kitabeleri yerine koymuştuk. Şimdi bu kitabeler 3. Murat'ın ve 2. Mahmut'un onarım kitabesi Türbe'nin giriş kapısındadır. Kurtuluş Savaşı'ndan Mevlevi alayı sembolik olarak da olsa bin kadar askerin katıldığı resim mevcuttur. Dergâhın artık Cumhuriyet döneminde bakımlı hale gelmesini gösteren resimler mevcuttur. Bu hücreler değişmiştir. Rahmetli Mehmet Önder'in bana bir vasiyeti vardı, ‘Evladım benimle bir fırsat geçerse derviş hücrelerini orijinal haline getir’ demişti Mevlana Kalkınma Ajansı ilk kurulduğunda ilk ödeneği bize vermişlerdi, hiç unutmuyorum 400 bin liradır. Toplam 18 hücreyi orijinal haline dönüştürdük. Bilim kurulundaki hocalarımız da bize yardımcı oldular. Ve bu şekilde şimdi Mevlana Müzesi'ne gelenler durumu biliyorlar. Ziyaretçiler için 20 ayrı oda oluşturmuş olduk ve eski haline getirilmiş oldu. Dünyada ilk defa üç tane kitap Mesnevi, Divan-ı Kebir, Mektubat korunması gerekli bellek listesine alındı. Bu çok önemli bir şeydi. Mesnevi'nin en erken tarihlisi 1268 tarihli, Divan-ı Kebir'in en erken tarihlisi 1368’dir. Hep sorgularım. Acaba Afyon Mevlevi Hanesi'ndeki yanan Divan-ı Kebir 1268 tarihli erken dönem bir Divan-ı Kebir miydi diyerekten sorgularım. Yani bir Divan-ı Kebir Afyon Mevlevi Hanesi'nde yanmış. Zaman zaman işte dergâhlar arası ödünç verme kitapları oluyormuş hocam. O şekilde buraya gelmiş. Bir başka hatırata buraya gelirken baktım. Envanterimizde bir adet Afyon Mevlevi Hanesi'nden Fevzi Dede'ye ait denilen mutlaka bilenler vardır. Fevzi Dede buralarda yetişmiş bir Afyon Mevlevihanesinden birinin neyi bizde? 1962 Yılında Afyon Mevlevihanesi’nin bakır eşyaları bize yani Konya Mevlana Konya Müzesi'ne getirilmiş o zaman. O şekilde bir koleksiyonumuz var Afyonla alakalı. Müdür Bey de bize bakıyor şimdi birkaç gün sonra isteriz falan diye. Bir de Afyonla alakalı Mesnevi'den, şadırvandan bahsettim. Bir hatırat daha var.1964 yılında Mehmet Önder müze müdürü iken, Allah rahmet eylesin, çok hizmeti vardır. Dergâhlardaki sikkeler eskimiş. Mevlevi dergâhlarına biz sikke diyoruz. Yeşil sarıklarına da destar diyoruz. Konya başkent olmasına rağmen, Afyon'dan çok daha büyük olmasına rağmen bu destarları ve sikkeleri temizleyecek insan bulunmamışlar. Afyon'dan sikkeciler gelmişler, bunları temizlemişler. Biz de bu temizlikteki sikkeleri temizlettirirken bazılarının arasında Kâbe örtüleri, gazete kâğıtları ve küçük bir not bulduk. Dörtte bir yazı kağıdı kadar kağıda yazılan yazıda, ‘Konya'da sikkeci ustası bulunmadığından Afyon'dan gelen usta efendi’ notunu bulduk. Şimdi Afyon'da yaşıyor hala veya çocukları vardır. İl müdürümüze de bu bilgileri verdim. Notta, ‘Biz Konya’ya geldik. Bir hafta Konya'da kaldık. Hazreti Pir'in sandukasındaki türbesindeki sikkelerin bakımını yaptık.’ diyor. Bu belki Konya'daki Cumhuriyet'in ilk yıllarında derviş kadrolarının Şam'a veya Mevlevi Halep'e gitmiş olmalarından olabilir. Afyon’daki Mevlevi ailelerinin daha rahat yaşadığından olabilir. Belki Konya merkezi olunca baskı olmuş olabilir o dönemde. Ustalarda bilen varsa da korktular belki bunun için gelip temizlemediler. Böyle de bir hatıratımız var. İnşAllah Afyon Mevlevihanesi’de Anadolu'daki 174 Mevlevihanelerinin en önemlilerindendir.  Buranın da geleneksel şekilde bu kongrelerin devam etmesini bir merkez olmasını canı gönülden istiyorum.” 

'Afyonkarahisar İçin Sultan Divani'nin Varlığı Ayrı Bir Değerdir'

“KÜÇÜK SEMAZEN SEMA GÖSTERİSİ ANILARINI ANLATTI”

9 yaşında Mevleviliğe başladığı belirtilen Bekir Alper Gül, birinci oturumun son konuşmasını gerçekleştirdi. Gül, şunları söyledi: “Ben 1954 doğumlu Bekir Alper Gül. Küçük Samazen diye tanınıyorum. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasından sonra Afyon'da Mevlana'nın torunları Çelebiler. Tabi tekkesi kapatıldı ama gönlü kapatılmadı. Gönlü kapatılmadığı için bunlar ev gezileri düzenleyerek, zaten Afyon'da belli bir adetler vardı, kış geceleri uzun, belli toplantılar yapılırdı. Onlar toplantı yaparak hem Mevlevi'nin devamını, Mesnevinin devamını hem de musiki çalışmalarını, sema çalışmalarını evlerde yapıyorlar. 1950'li yıllarda bu yasakların kaldırılması döneminde Konya'da Fevzi Halıcı Başkanlığında Mevleviliği yeniden faaliyete geçirme çalışmaları başlıyor. Fevzi Halıcı bütün Mevlevihaneleri ve Mevlevi yakınlarını araştırıyor. Afyon’dan da ‘Biz hazırı deniliyor’ Yani bir Şeb-i Aruz töreni yapmaya hazırız. Bütün ekibimiz hazır ve çağrılıyor. Afyon'dan tamamen gidiyor ve Şeb-i Aruz töreni yapılıyor. Ertesi sene İstanbul'dan, ‘Biz heyet olarak hazırız’ diyorlar ama semazenleri yok. İstanbul, Afyon’dan semazenler çağırıyor. Afyon’dan çağırılanlar hem semazen, hem Çelebiler hem de postnişin, meydan başı her şey var. Semazenler devamlı gitmeye başlıyor. 

'Afyonkarahisar İçin Sultan Divani'nin Varlığı Ayrı Bir Değerdir'

Afyon'da da 17 Aralık'tan sonra üç gün programlar yapılıyor. Afyon'a gelinince programa 3 gün devam ediliyor. Bu meyanda benim de çocukluğumda 3-4 yaşlarındayken böyle akşam babamın gittiği çalışmalara gidiyor, seyrediyordum. Orada bana dediler, sen de döner bilir misin? Dönerim ne olacak demiştim. Hüsrev Çelebi, bu konuşmalardan önce, ‘Meraklıysan ben sana her Pazar gel, eğitim vereyim, çivi çalışması yapayım’ dedi. Pazar günleri çalışmaya başladık. Mehmet Dönergöz, semazen başı olarak görev yapıyordu. O da terzidir ve bana özel bir tennure dikti. Ertesi sene işte 5 yaşlarında Afyon’daki programa bir iki sene katıldıktan sonra 1960 yılında Afyon'daki programda herkes çıktı. Biz dışarıda bekliyoruz aileler gelsin evimize gideceğiz diye. Semazen abilerimizden birisi dedi ki ya ‘Konya'ya gelir misin bizler?’ Çünkü o dönemde gidenler belliydi. Sadece semazenler ve işte postişinimiz, semazen bu ekip gidiyordu. Gelirim dedi. ‘Ya anne diye ağlamazsın değil mi?’ dedi. Anneye baba evimi isterim deyip demeyeceğimi sordu. Yok, öyle bir şey olmaz dedim. Sonra babam geldi. Kemal abi dediler. Bekir bizle gelmek istiyor. Ne dersin? Kendi istiyorsa gidebilir dedi. 1960’dan 1964 yılına kadar 4 yıl ben Konya'ya gittim. İlk gittiğimde buradaki kırmızı tennuremle gittim. Orada da devamlı bekleriz denilince seneye dar geleceğinden ölçülerimi aldım da ertesine gittiğimde çağla yeşili bir tennure dikildi. Konya'da semazenler yetişmeye başladı. O zaman bizi semazen olarak 1964’den sonra çağırmadılar. Sadece postnişinlerimiz,  meydancı başımız semazenlerin başı 2’si gidiyordu, başka kimse gitmiyordu. Hatta o 64 yılında bir de şey oldu. Fransa'ya davet edildi Konya ekibi. Pasaport sorunu dolayısıyla ben katılmadım. Bizim çalışmalarımız 1967 yılına kadar sema törenlerimiz, Şeb-i Aruz çalışmalarımız devam etti. 1967 Yılında Antalya Altın Portakal Film Festivali'ne davet edildik. Antalya'da gösterimizi yaptık. Akabinde bir yazı gelmiş. Konya dışında Mevlana İttifakları'nın yapılması yasaklanmış. Tabi bize seneler sonra diyorlar, Afyon’da niye olmadı? Demek ki bir yasaklanmış, bir yasaklanma neticesi biz programlarımızı yapamaz olduk, bir araya gelemez olduk.”

Kocatepe Gazetesi - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!

Bakmadan Geçme