Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Elif Çaylıoğlu
e-posta: YAZARIN TÜM YAZILARI

Nefs Terbiyesi -22

Nefs terbiyesinin en önemli adımlarından birisi de “cinsellik ve öfke” duygularını, bu platformları doğru şekilde yani Billahi imanla, Billahi algı ile yönetebilmektir. Cinsellik ve öfke platformu, dünyaya gelişimizle birlikte dünyadaki veri tabanı olan dunihi algıya uygun olarak aktive olur. Hatırlayalım: Ahseni takvim halde yaratılan ve Allah adına “Ben” diyerek kendini takdim eden nefsimiz, kendini dünya yaşantısında esfeli safilin halde (vehmin zulmeti şartlarında) buldu ve böylece nefsin şerri hali açığa çıktı. Nefs ve nefsin şerri hallerinin en önemli farkı; Ahseni takvim halde Allah adına “Ben” diyen nefsin, esfele safilinde içine düştüğü dunihi algıyla yani Allah’tan ayrılık algısı ile “ben de müstakilen varım” zannıyla kendi adına “Ben” demesidir. “Müstakilen varım ve muhtarım” zannıyla ilahlık hissiyatlı olarak yaşamaya başladığımız dünya hayatımızda “Ben” deyişlerimiz bu müstakillik ve ilahlık hissiyledir ve insan bu hissini ifade etmede özellikle cinsellik ve öfke platformunu kullanır; bu öyledir ki bu duyguların bulaşmadığı konuşmasından tutun da bir işi, bir davranışı neredeyse yoktur. “Ben çok güzelim, çok etkileyiciyim; kıyafetimle, takılarımla, kolumdaki saatle, gözümdeki gözlükle, altımdaki arabayla, saç stilimle, kartvizitimle (kariyerimle), konuşma tarzınla, bilgimle, yeteneklerimle… nasıl da dikkatleri çekiyor, çevremi etkiliyorum… Mesela kişi düşünür, daha etkili görünmek için zayıflamam gerekiyor veya öfkemi hissettirmezsem, bir kırmızı öfke çizgisi çizmezsem bunlar adam olmazlar… Bu gibi düşüncelerin yaygınlığını normal yaşantının aynası olan dizilerde görebiliriz; bir dizide yeterince öfke ve cinsellik yoksa o dizinin reyting yapması mümkün değildir! Biliyoruz ki bu durum dünya hayatında akıp giden dunihi algıya dayalı nefsin şerri yaşantısının nasıl da öfke ve cinsellik platformu üzerinden beslendiğini göstermektedir. Nefsin şerri ile yaşayan kişi bu yolla yani cinsellik ve öfke üzerinden çevresine “Müstakil olarak Ben de varım ve buradayım, beni fark edin” demektedir. Bu şekildeki zulmani fark edilme çabası hem kadın hem de erkek için geçerlidir. Erkeklerde nefsin şerrinin öfke ve cinselliği kullanılış biçimi farklıdır, kadınlarda farklıdır. Mesela bir kadın kendisine kolaylaştırılmış olan, nefsin şerrini cinsellik üzerinden besleme halini terk ettiğinde onun ahseni takvim yapıya ulaşması çok hızlı ve kolay olur, bu nedenle şeytaniyet onun zulmani cinselliğinden kopmaması için var gücüyle çalışır. Belki bu durum bir erkekte öfke konusunda böyledir, onun şeytaniyeti de öfkesini terk etmesini zorlaştırıyor olabilir. Bunu kadın/erkek her inanan, her nefs terbiyesine talip olan kendinde 7/24 ve her olayda, her an arayıp bulup mücadelesini verecektir.
Öfke, nefsin şerrinden kurtulmada öncelikle ve mutlaka halletmemiz gereken ilk platformdur; öfkeden kurtulmadan cinselliğe çok sıra gelmemiş olabilir. Öfke ve akıl (yani iman) bir arada olamaz, bu halk dilinde bile böyledir; öfke gelince akıl gider denir, çünkü öfke halinde beyin işlevlerini akılla yapamaz, organlara ya içgüdülerle ya da zekâsı ile yön verir ki sonu kesinlikle hüsrandır. Bunu kendimizde yakalama yöntemlerinden birisi trafikteyken ki halimiz veya en yakınlarımızla bir konuyu tartışınken ki halimizdir. Yanımızdan geçen bir aracın hatalı sollaması, önümüzdeki bir aracın sürüş tarzı, arkamızdan gelen aracın bizi rahatsız etmesi veya evde eşimiz, anne babamız, çocuklarımızla görüş ayrılığı içinde olduğumuz bir konuyu konuşurken bir anda öfke kimyasının bizi sardığını yaşarız. Bu durumda vereceğimiz tepkilerin akılla yani Billahi imanla olması zorlaşır hatta imkansızlaşır ki “Kendimi kaybetmişim, o öfkeyle ne yaptığımı bilmiyorum” dediğimizde aslında yaşayan bir şeytaniyet haline geldiğimizi unutmamalıyız; akıl gitmiş şeytan gelip yerleşmiştir. Bunu hadislerden çok net olarak görüyoruz. Hazreti Ebubekir efendimiz (ra) ile ilgili olayı bilmeyenimiz yoktur. Haksızlığa ve hakarete maruz kaldığı bir anda kendisine hakaret eden kişiye “ne yaptım da sen bunları söylüyorsun” dediğinde Efendimiz (sav) onun yanından kalkıp uzaklaşınca, telaşla arkasından koşup da “Ya Rasulallah, anam babam sana feda, neden yanımdan kalkıp uzaklaştın” dediğinde, “Ya Ebubekir ne zaman sen öfkelenip de ona karşılık verdin, o zaman oraya şeytan geldi, şeytanın olduğu yerde duramazdım” buyurmuştur. Öfke aklı (imanı) alarak insana bir şeyi unutturur: Onun ilk unutturduğu Rabbimiz Allah hakikatidir. Bu gaflet halidir ki durumda hemen nefsin şerri aktive olur. İnsanın kalbinin şeytanın etkisine açık olduğunu, insan Allah’ı unutursa o kalbi şeytanın yutacağını, kişi Allah zikrinde olursa şeytanın sineceğini bildiren hadisleri hatırlamak tam bu noktada daha bir şifalı olacaktır.
Al’u İmran 134: “Onlar (müminler, muttakiler) bollukta ve darlıkta infak ederler, onlar öfkeyi yutanlar ve insanları affedenlerdir. Allah Muhsinleri sever.”
Muttakiler (korunmak isteyenler, örtücü ilah olmak istemeyenler ve bundan korunanlar) bollukta ve darlıkta infak ederler yani onlar halleri ne olursa olsun Allah onlara ne vermişse onu Allah yolunda verir ve kullanırlar. Ve onlar öfkeyi yutanlar ve öfkelenmelerine yol açanları affedenlerdir. Allah kendini, emrini görüyorcasına yaşayanlar olan Muhsinleri sever.
Ergenlik (cinselliğini fark etme ve yaşamaya başlama) ve öfke ilişkisi çok dikkat çekicidir. Ergenlik çağındakilerin birdenbire ve yüksek öfkeler göstermeye başlamalarının önemli bir sebebi de cinsellik platformuyla tanışmalarıdır. Kendi adına “ben” deyişlerini destekleyen bu platformda öfkelerini özellikle en yakınlarından çıkarırlar; çünkü onlara karşı kullanabilecekleri güçlerin farkındadırlar. Bir de yaşlıların öfkesi dikkat çekicidir; onların öfkesinin sebebi ise cinsellik platformunda kaybettikleri güç ve yeteneklerinin yerine öfkeyi ikame etmeleridir; yani kendi adları namına “Ben” deyişlerinin önemli bir besleyeni olan cinsellik sermayelerinin bitiyor olmasıdır. Güzelliğini, aldığı yaş itibariyle dikkat çekiciliğini (bu gücünü) kaybettiğini düşünen kişi dikkat çekmek üzere yeni bir güç uygulamaya çalışır, öfkeli ve agresif davranmaya başlar. Başka ne yapsın ki? Çünkü nefsin şerrinin canlı olduğu vehmin zulmeti halinde cinsellik ve öfke platformundan daha güçlü besin kaynağı yoktur. Oysa kişi inançlı ise ayetlerimiz gereği o kişi kalbinin tatmini için uğraşır ve bunu yolu da zikrullahtır.
Cinselliğin “BEN” diye takdimi ve bunun kişide açtığı asilik ve bu asiliğin öfke ile işbirliğinin önlenmesi nefs terbiyesi için şarttır. Peki, bu nasıl önlenir? İki şekilde önlenir ama birisi dünyada dunihi algıdakilerin yöntemidir biz inanaları hiç ilgilendirmez. Bu yöntemler şöyledir:
İlki nefsin şerrinin kontrolünde olan yöntemdir ki bu A ve B olarak iki şıkta ele alınabilir.
A) Cinsiyetsizlik algısı üzerine kurulan bu yöntemde, insanlar cinsiyet ayrımının olmadığına inandırılarak kendi fıtratlarına karşı bir yaşantı organize edilmeye çalışılır. Bu yöntemle sonuçta kişi nefsin şerrinden ayrılmadan cinsel farklılık hissini ve öfkeye dayalı asilik vasfını yitirir, artık öfkelenmeyi bilmez gibi görünür ama yeni bir öfkelenme şekli öğrenir. Bu aslında nefsin şerrini tabiatından koparmaktır.
B) Bu yöntemde ise kişiyi beş duyu sınırlarından çıkararak normal insanlardan farklı bir güç açığa çıkarmasını hedeflerler ve buna uygun bir hayat tarzı uygulatırlar. Arınma sandıkları bu durum da aslında bir nefse zulüm yöntemidir. Sonuçta kişi Allah’ın nimetlerini küfür amaçlı kullanmış olur. Kendilerince başarılı gibi gözüken bu felsefelerdekiler de Kur’an’a göre zalim, hain ve nankördür.
Bizim için önemli ve esas olan başarı yöntemi şimdi göreceğimiz yoldur. Bu yöntemde nefsin şerrinden kurtularak elde edilen başarıyı hedeflemektedir ki bunu bize Kur’an öğretmektedir. Bu yöntemin önceki iki yöntemden farkı, insanların bu yöntemi Allah rızası için uyguluyor olmalarıdır. İşte kişi bu yöntemle cinsellik destekli asilikten, yani cinselliğin öfkeyle arkadaşlığından, bu arkadaşlıktan doğan şiddet hallerinden kurtulur, ancak cinsiyet farkını ve cinselliği hissetme kişiden silinmez, aksine bu fark daha anlamlı olur. Kişi, cinsel farklılıkları bir nimetullah olarak yaşar. Hem bunu bir nimetullah olarak yaşar hem de bu nimetin nefsin şerri dolayısıyla oluşturduğu asilik ve şiddet hallerinden kendisini Kur’an’ın yöntemiyle sıyırır. Çünkü asiliğin yani nefretin esas sebebi ve yönü Allah’a olduğundan, diğer bir deyişle hücumların, şiddetin ve didişmenin esas sebebi ve yönü Allah’a olduğundan; edinilen Billahi anlamda iman ve bu imanın gereği ameller sayesinde kişiden Allah’a asilik, Allah’a nefret, Allah’la didişmek kalkar. Çünkü bunların hepsi duniHi algı ve zannları sebebiyle yaşanıyordu; Billahi manada iman sonucu iman sahibi kişi amelleriyle yani hayat tarzıyla sadrını bütün bunlardan temizler ve Biiznillah bu yolda başarıyı da elde etmiş olur. Peki, bu başarı için nereden, nasıl başlamak gerekir?
Cinsellik ve öfke iş birliğine, bu iş birliğinin kişideki baskılarına, kişiyi sanki bu iş birliğine karşı koymak elinde değilmiş gibi yönlendirmesine karşı mücadele, duyguları dizginleme ve dizginlemeye destek verecek zikrullah duaları ve amelleri ile başlar ve yürütülür ve Biiznillah başarı sağlanır. Başarı oluştuğunda kişide cinsellik yine vardır ancak onun olumsuz yan tesirleri kalmamıştır. Bu yöntemde başarıyı sağlayan diğerlerinde ise başarısızlık sebebi tek şeydir: Hakk yoldaki başarı kişinin nefsini Allah adına “BEN” diyerek takdim etmesinin ve bu takdimini konuşma dili ve beden dili ile ortaya konulmasının sonucudur. Kendi adları namına “BEN” diyerek uygulanan yöntemler bu sebeple başarısızdır, sonuç da hüsrandır. En son cümle şöyledir ki; bir kişi birçok yöntem kullanarak kendisine veya topluma sakıncalı gördüğü bazı şeylerden kurtulmak isteyebilir. Bunu yaparken kendi adları namına “BEN” dedikleri bir yöntem uyguladıkları sürece sonuç hüsrandır. Eğer kişi Allah adı namına “BEN” demeyi öğrenir, öncelikle de Allah adı namına “BEN” demenin konuşma dili ile yaşamayı becerebilirse çok hızlı bir başarı elde eder (Yılmaz Dündar, Nefs Terbiyesi).
“Rabbimiz, biz nefsimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, muhakkak ki hüsrana uğrayanlardan oluruz. Lütfen bize merhamet ediver, bizi bağışlayıver Allahım (âmin)”

YAZARLAR

TÜMÜ

SON HABERLER