Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Elif Çaylıoğlu
e-posta: YAZARIN TÜM YAZILARI

Nefs Terbiyesi 8

Nefs terbiyesinin kısa yolu olan konuşma dili ile konuya devam ediyoruz ama bugünkü yazımızda bir parantez açıp nefs terbiyesini çorap örneği ile tefekkür edeceğiz. Örnek ilginç ve basit olunca zihinlerde yer etmesi ve anlaşılması da kolay olacaktır inşaAllah.
Çorabın düzgün halini ahseni takviym fıtratımız, tersini de esfele safiliyn hal olan formatımız gibi düşünelim. Ahseni takviym hal dünyaya gelmekle ters çevrildi, çorabın tersi gibi. Aynı çorap ama çirkin yüzü (esfele safiliyn yanı) üste geldi, düz hali, güzel (ahseni takviym) hali örtüldü. Yani nefs nefsin şerri oldu. İnsanın dünyaya gelen hali o güzel/düz (ahseni takvim) hali değil! Dünyaya gelen halimiz Tin Suresi’nde “Yemin olsun ki insan ahseni takvim olarak (en güzel surette) yaratılmıştır” denilen hal değil. Dünyaya “sonra onu esfele safiliyn’e ittik (reddettik)” denilen halle, çorabı ters çevirmekle oluşan halle geldik. Yani dünyaya nefsin hakikatine uygun halle değil nefsin şerrini yaşadığımız bir halle geliyoruz. Böyle geliyoruz çünkü dünya için şart bu, imtihan dünyasının şartı bu! Peki, sonra?
Kişi kendini içinde bulduğu bu esfele safilin (çorabın tersi, nefsin şerri) hale, bu pozisyona “BEN” diyor. Kendimiz içinde bulduğumuz ters hali normal zannediyoruz, öyle hissediyoruz yani kaydımızı zulmette hissediyoruz ve bu hissettiğimiz nefs haline (nefsin şerri hale) “BEN” diyoruz. Böyle olunca da çorabın ters çevrilmiş hali olan nefsin şerrine sahip çıkıyoruz. İşte nefs terbiyesinin başlayacağı çizgi burasıdır, bunun fark edilmesi gerekiyor. Bu hal fark edilip bu halden kurtulmaya talip olmakla başlayan nefs halinin adıdır nefs-i levvame. Eğer kişi nefs-i levvameyi böyle düşünmezse, hayatı boyunca çorabın tersi olan (nefsin şerri) pozisyonda yaşar. Böyle yaşarken de dindarlık adına amel diye ibadet dediği işlerle meşgul olur; çorabın tersi olan nefsin şerri halini dindar yapar, alim yapar, hoca yapar, o ters çorabı Hac’ca Umre’ye götürür; onu şeyh, mehdi hatta peygamber yapar… Ama Allah indinde hali terstir, nefsinin şerriyle vehmin zulmetini yaşıyor olduğu için! Bu durumda kaydımızın etiketi değişse de çorabın tersini yani esfele safiliyn, nefsin şerrini yaşıyor oluşumuz gerçeği değişmez! Çorabın tersiyle anlatılmaya çalışılan bu hal Kur’an’da “asi” olarak anlatılır; düze isyan etmiş, ters davranmış, haddi aşmış “Asi” yapı. Nefs terbiyesi sonucu Biiznillah terslikten kurtulmuş, çorabın düzelmiş halini yaşayan kul ise “Hanif” olarak tanımlanır. Nefs terbiyesi, idrakı ve yaşantıyı hanif hale getirmek için yapılır; yöntemi de Kur’an ve Sünnet’tir, Uzakdoğu felsefeleri değil.
Çorabın tersi için kullandığımız “esfele safiliyn, asi, haddi aşmış, nefsin şerri, vehmin zulmeti” gibi hallerle ifade etmeye çalıştığımız yapının ismi Kur’an’da “çirkin” olarak geçer, İslam’da buna “çirkin” denir; şeklen bize çok güzel gelse bile, şekline, görüntüsüne, fiziksel yapısına hayran olsak bile Kur’an’a göre bu hal çirkindir. Görüntüsü çirkin olan bu halin yaşantısı ise Kur’an’a göre “necis/pis”tir, Kur’an bu çorabın tersine (nefsin şerri idrakte olana) necis der! Bu idrakın pozisyonunun adı ise “sol”dur. Kur’an’da geçen sağ ve sol dünyanın kullandığı sağ ve soldan çok farklıdır! Nefsin şerri olan bu ters çevrilmiş halin yani esfele safiliyn pozisyonunun adıdır sol! Sol onun yönünün adıdır! Bu çirkin, pis, ters, sol halin kalıbına yapışmış çok önemli bir özelliği vardır: Ğıll. Ğıll bir sebep uydurup inananlardan, Allah’ı hatırlatan şeylerden, dolayısıyla Allah’tan nefret etmektir. Çorabın tersi olan esfele safiliyn (nefsin şerri) yapıda “ğıll” vardır. Billahi manada inanıyor olsak bile, bu hale dair iz ve emareler bizde de vardır diye çok korkmamız, temizlemek için çok gayret göstermemiz, çok dua etmemiz gerekiyor; nefs terbiyesine talipsek böyle! Kalıbında (kalbinde) ğıll olan bu yapıya Kur’an “şerrul beriyye” yani “yaratılmışların en şerlisi” der! Ama biz bütün bu tarif ve tanımlara rağmen çorabın tersi halimize öyle aşığız ki, ısrarla o hali seviyor ve ona “BEN” diyoruz, maalesef! Sonuçta tüm yatırımımızı bu “ben” dediğimiz hale yapıyor, onu süslüyor, onu gezdiriyor, onu önemsiyor, onu dindar yapmaya çalışıyoruz. Oysa Kur’an ona “pis, çirkin, sol, şer” diyor! Bilelim ki kişi nefs terbiyesi (nefs-i levvame) sürecine girmeden böyle ölürse, ona Kur’an “ashab-ı nar” ve “ashab-ı şimal” (cehennem ehli ve solcu) diyor. Bu halde olanın Yasin Suresi 77. Ayetteki tanımı ise “Allah’a hasım, Allah’a düşman”dır! Bu çorabın tersi halini, çirkin, pis hal olan nefsin şerri halini değiştirmeden (bunu değiştirme gayretine girmeden) Allah’a hasımlıktan kurtuluş başlamaz!
Eğer kişi yaşarken çorabını (idrakını, nefsinin şerrini) düzeltmişse, idrak ve yaşantısı çorabın düzü haline gelmişse, o zaman o ahsene takviym yapısına “BEN” der ki bu “BEN” deyiş Billahi manada bir takdimdir; asi olan diğer “BEN” deyişten çok farklıdır hatta hiç ilişkisi yoktur. Bu noktada Hazreti Yunus Emre’nin “bir ben vardır bende benden içeri” deyişini hatırlamak güzel olacaktır. Onun “içeri” dediği “BEN” çorap ters çevrildiği için içeride kalmış gerçek “BEN”dir; işte biz nefs terbiyesiyle, içeride kalmış, örtülmüş, zulme uğramış o “BEN”i dışarı alıp düzeltiyoruz. Bu çorabın/idrakın “hicret” etmesidir. Bu yapıldığında çorabın/idrakın tersinden düzüne (nefsin şerrinden nefs hakikatine uygun idraka) hicret etmiş oluruz. Gerçek hicret budur, du da nefs terbiyesi ile gerçekleşir. Hicretle ulaşılan yeni “BEN” ahsene takviym yapıdır ki Kur’an-ı Kerim buna “güzel” hatta “en güzel” demiştir; Kur’an’ın “güzel” dediği bu idraktır. Bu idrakın yaşantısına ise ayetlerimizde “tahir” denilmiştir: Tahir, temiz! “Tahir olmadan dokunmayın” ayetinin nefs terbiyesi ile ilişkisini fark etmemiz için güzel bir nokta oluştu değil mi? Tahir halin pozisyonu “sağ” olarak tarif edilmiş, bu halde olanlara (nefs-i levvameye girip de nefs terbiyesine başlayanlara da “sağcı” denilmiştir.
Demek ki: Çorabın tersine “BEN” dediğimiz haller Kur’an’a göre soldur, o haldeki kişi de solcudur (ashab-ı meş’eme). Çorabın düz haliyle “BEN” diyen idrak ise sağdır, o kişi sağcıdır (ashab-ı meymene). Bir de nefs terbiyesinde ileri gitmiş, çorabın dokuması hiç kalmamış idrak yaşantısında olanlar vardır ki onlar Es-sabikûn, Mukarrebûn olarak tanımlanmıştır. Ashab-ı meymene ve Sabikun gruplarının kalıbı (kalpleri) Ğıll’den temizlenmiştir, onlarda ğıll yoktur! Bu yüzden Kur’an bunlara “hayrul beriyye” yani “yaratılmışların en hayırlısı” demiştir. Bunların hali Kur’an’a göre böyledir. Bu halle ölenler ise “ashabul cennet” olarak vasıflanmıştır (Yılmaz Dündar, İNŞİRAH).
Çorabın ters halini düzeltmenin yolu, idrakımızı ve hayatımızı hicret ettirmekten geçer. Kitaplarda “size bir bilen lazım” denilenden kasıt budur; yani hayatımıza benzetmiş olduğumuz bu çorabın tersi hali kim düzeltebilecekse, bunu kim yapabilecekse ona “Bilen” denir ve nefs terbiyesine talip olana lazım olan böyle bir zattır. Çorabı tarif eden, anlatan kişiler değil; çorabın tersi halimizden bizi hicret ettirecek kişi Bilen’dir ve bize lazım olan böyle bir kişidir. “Bir Bilen olmadan olmaz” demek, “çorabın tersini düzüne geçirecek birisi olmadan bu hicret olmaz” demektir. Dikkat edelim ki günümüz (Allah’ın çok büyük bir lütfu olarak) öyle bir idrak halini yaşamaktadır ki her bir kişi kendisini bir Bilen yapabilir, talip olan her kişi kendi çorabını kendisi düzeltebilir. Bunun yollarının, yöntemlerinin anlatıldığı güncel kaynak olarak Yılmaz Dündar’ın söyleşileri, kitapçıkları, paylaşımları hayati önemdedir.
Nefs terbiyei açısından bilinmesi gereken çok önemli bir nokta şudur ki bu çorabın tersi yapıdan (nefsin şerrine ait idraktan) kurtulmak, hicret etmek isteği, imkan ve yeteneği çorabın tersinde yoktur! Yani çorabın tersini düzüne çevirecek mekanizma ve yetenek nefsin şerri idrakında yoktur. Bu sebeple, bunun farkında olmadan yapılmaya çalışılan nefs terbiyesi yöntemleri ile başarılı olmak mümkün değildir. Dünyanın dört bir köşesinde bu işle meşgul görünen ama bir başaranının olmadığı manzaraya bakmak bunu anlamak için yeterlidir! Nefs terbiyesini çorabın tersiyle yapamazsınız. Uğraşır, yaptım zanneder ama sonuç alamazsınız! Bu işin aslında nasılını öğreten şu ayetlere bakalım:
Sebe Suresi 50: “… eğer doğru yolu bulursam (bu) Rabbimin bana vahyettiği şey iledir.”
Zümer Suresi 22: “Allah kimin sadrını İslam’a şerh etti (açtı, genişletti) ise o Rabbinden bir nur üzere değil midir? …”
En’am Suresi 125: “Allah kime hidayet etmek dilerse onun sadrını İslam’a açar (genişletir)…”
Anlıyoruz ki kulun Billahi manada iman ve gayretle nefs terbiyesi yapabilmesi ve bunun zaferle sonuçlanması için Allah’tan ayrıca bir müdahale gerekiyor; çorabın tersi idrak olan nefsin şerrinden kurtulmak için ayrıca bir müdahale şart! Hal böyle olunca korkuyor, sakınıyor, sığınıyoruz. Elbette Vahidül Ehadüs Samed’e, gerçek VAR olana, bizi dışı ve sınırı olmayan varlığında kulu olarak yaratana:
“Allahümme inniy euzü bi rıdâke min sehadıke ve bi muâfetike min ukûbetike ve bi rahmetike min ğadabike ve eûzü bike minke. La uhsıy senâen aleyke ente kemâ esneyte ala nefsike: Allahım hoşnutsuzluğundan rızana, cezalandırmandan bağışlamana, gazabından rahmetine, Senden Sana sığınırım. Senin Kendine olan senân gibi senâ etmekten aczimi itiraf ederim.”
“Yâ mukallibel kulûb sebbit kalbiy ala diynike: Ey kalbleri dilediği tarafa döndüren, kalbimi dinin üzere sabitle.”
“Allahümme es’elüke en tuhyi kalbiy bi nûri marifetike, ebeden: Allahım, senden kalbimi ebeden marifet nurunla diri tutmanı dilerim.”
Âmin

YAZARLAR

TÜMÜ

SON HABERLER