Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Elif Çaylıoğlu
e-posta: YAZARIN TÜM YAZILARI

Nefs Terbiyesi 9

Nefs terbiyesi Hakk yolda kazanılmış değişim sürecidir; bu süreçte kişi önce Billahi manada iman ile tanışır, bu imanı tasdik eder sonra da bu imana uygun ret ve terklerle salih amel hayat tarzını yaşamaya başlar. Nefs terbiyesi dediğimiz Hakk yoldaki kazanılmış değişim sürecinde kişi, bu dünya yaşantısına başlarken kendini içinde bulduğu esfele safiliyn yapı sebebiyle oluşan dunihi algı ve zanlarını, bu algı ve zanları sebebiyle oluşan “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasını ve bu iddia sebebiyle hayaline dolayısıyla konuşma ve davranışlarına, her haline yerleşen İlahlık Hissiyatını önce fark eder ve reddeder, sonra da hayatının her bir detayında bu yapıyı, bu algıyı, bu iddiayı, bu hissiyatı tek tek arar, bulur ve terk eder. Ne kadar terk edebilirse de o kadar nefs terbiyesinde ilerler. Kişiyi “çok hızlı ilerletecek” bir yöntemin “konuşma dili” olduğu, kişinin dilini temizleme gayretlerinin ondaki nefsin şerrinin nefesini keseceği bize öğretildi (Yılmaz Dündar, Nefs Terbiyesi).
Konuşma dili bu kadar etkili bir yöntem, böylesine önemli bir kısa yol tuşu olunca, Dunihi algıdan, müstakilen varım ve muhtarım iddiasından ve ilahlık hissiyatından kurtulmada çok önemli bir kriter, çok somut bir ölçüt yakalamış oluyoruz. Bu kriter doğrultusunda cümlelerimizi analiz ettiğimizde her bir kelime, ifade, mimik, el kol hareketi, beden dili ile kurduğumuz her bir cümle nefsin şerrinin konuşma dili mi, yoksa nefsin hakikatine ait dile mi ait, bunu görmek ve anlamak çok mümkündür…
Konuşma dilini incelerken lütfen öncelikle ve hassaten şuna çok dikkat etmeliyiz. Yapacağımız incelemeyi eşimizde, arkadaşımızda, çocuğumuzda değil önce ve mutlaka ve daima kendimizde yapmalıyız, kendimize bakarak nefsin şerrinin konuşma dilini yakalamaya çalışmalıyız. Aksi halde başkalarına bakmaktan kendimize bir türlü sıra gelmez, ölüm gelir çatar… Başkalarına jandarma değil kendimize mürşit olmalıyız! Nefsinin şerrine ait dil ve konuşma özelliklerini kişi elbette çevresinde ve yakınlarında görebilir ama gördüğünde “eşim suçlama cümlesi kuruyor, arkadaşım şikâyet ediyor, işverenim zanlarıyla karar alıyor…” gibi tespitler yaptığında konuyu kendimize getirip “çok dikkat etmeli ve böyle cümle kurmamalıyım, dunihi algıya ait kasıtla konuşmamalıyım” deyip kendimiz için ders çıkarmıyorsak bu tespitler çok işimize yaramaz. Çünkü hedefimiz nefsin şerrine ait konuşma dilini kendimizde yakalamak ve ondan kurtulmak. Çünkü kendimiz için nefs terbiyesine talibiz!
İnsanın nefs terbiyesi sürecindeki yanıltıcılardan birisi, nefsin şerrinin çok organize, çok sinsi bir şekilde kişinin damarlarında yani hayalinde, duygu ve düşüncelerinde dolaşması ve bunları organize etmeye çalışmasıdır. Siz nefs terbiyesi yolunda Billahi anlamda imanla bu imanın gereğini yapmaya, marifetullaha ait yeni bilgileri ve halleri öğrenmeye gayret gösterdiğinizde, nefsin şerri size “Elif, sen Billah imanlısın, bu yüzden senin konuşman nefsin şerri kapsamında değil ama annen baban, eşin, çocuğun, şu arkadaşın, şu komşun bak nasıl da o dille konuşuyor” deyip Billahi anlamda iman ve idrak çalışmalarını (nefs terbiyesi çalışmalarını) bozmaya, dunihi tabana çekmeye yönlendirir. Bu gibi tuzaklardan korunmak korkusuyla, öncelikle ve daima Rabbimiz Allah’ın yardımını, müdahalesini istiyor ve sığınıyoruz. Allahım, Hakk yolda kazanılmış değişim gayretlerimizde bizi daim koruyuver ve gayretlerimizi sıdk üzere sonuçlandırıver (âmin). Vekili, kefili, yardımcısı, dostu bizzat Allah olan çalışmalar yapmayı Rabbimiz Allah hepimize nasip ediverir inşallah.
Bugün nefs terbiyesi ve konuşma dili arasındaki güçlü bağ sebebiyle “kıyas cümlesi kurmaktan kaçınmak” üzerine tefekkür edelim istiyorum. Kıyas cümlesi nedir? Nefsin şerrinin konuşma dili kıyas cümlesi kurmayı sever. Ancak bu kıyas nedir? İnsanı nefsin şerri idrakla yaşatan “müstakillik” iddiası, “ben ve diğer varlıklar Allah’ın dışında müstakilen varız ve muhtarız” zannı kıyasın temelini oluşturur. Allah’ın dışı var ve dışında müstakil, muhtar olarak yaratılanlar var ve bir de Allah… İşte ilk tehlikeli kıyas cümlesi budur. Bu düşünce sebebiyle günlük hayatta kıyas cümleleri bir su gibi akmakta ve kişiyi nefsin şerrine sabitlemektedir. Bu kıyas cümleleri ilahlık hissiyatının ürünü olduğundan kişi bilsin veya bilmesin yani gizli veya açık Allah’a, Allah’ın sistemine, Allah’ı hatırlatanlara karşı bir nefret içerir, bir haset içerir; çünkü bu kıyas Ğıll’in (Allah’a karşı nefretin) ürünüdür, zulmani bir kıyastır, ilahlık hissiyatlıdır, dunihi algı ve zanlarından beslenen bir kıyastır. İşte kişi dunihi algısı sebebiyle sadrını kaplamış olan bu ğıll ile ya kendini başkasıyla veya başkalarını başkalarıyla sürekli kıyaslar… Unutmayalım ki dunihi algı ve zanları ile yapılan ilahlık hissiyatlı her kıyas kişiyi ateşe sürükler; bu kapsamdaki her kıyas, her yorum sıkıntı, zulmet, nefret, kavga sebebidir; inananları kardeş yapmaz!
Oysa: Kıyas yeteneği bize verilmiş Hakk bir vasıftır; Allah’ı tanıyabilmemiz için, bir şeyi, bir mekanizmayı öğrenebilmemiz için bize verilmiş çok yüksek bir nimettir. Aynı akıl gibi, merak gibi… İnsan beyni kıyasla öğrenir; Hak ile Batıl’ı ayırt edebilmek kıyasla olur ve biz teşbih aleminde Allah hakikatini kıyasla tanırız. Eğitim ve öğretim hayatımızda kullandığımız birçok metot da kıyas yöntemiyle ilişkilidir. İyi-kötü, gece-gündüz, negatif-pozitif, yaz-kış, soğuk-sıcak, gören-göremeyen, duyan-duyamayan gibi birçok durum, birçok zıtlık hep kıyas ile fark edilip tarif edilmiştir. Dolayısıyla kıyas da merak gibi, zan gibi Halifetullah vasıflı insana verilen bir nimettir. Onun böyle önemli bir nimet, böyle önemli bir Allah lütfu olduğunun şuurunda, bilincinde olarak bu nimeti Allah’ı tanıma ve O’nun razı olduğu hayatı yaşama yolunda kullanmamız gerekiyor. Kişi Hak yolda yaptığı kıyasla Hak nedir, batıl nedir, bunu araştırır, ikisini birbirinden ayırır ve Biiznillah Hakkı tercih eder.
Kıyası destekleyen besin, enerji merak duygusudur. Kişi kıyası Hakk yolda kullanacaksa da Batıl’da kullanacaksa da durum değişmez: Kıyas yapabilmesi için merak etmesi gerekir. Bu, nefs terbiyesi süreci için böyle olduğu gibi pozitif bilimler için de böyledir; kıyas yapabilmek için konuyla ilgili merak duygumuzun çalışıyor olması gerekir. Öğretmenlerin öğretimde uyguladığı metotlardan biri de öğrencinin merak duygusunu uyandırmaktır. Bazı örneklerle öğrencinin konuya ilgi duyması ve merakının harekete geçmesi istenir. Aynı yöntem Allah’ı tanıma yolunda da geçerlidir. Merak duygusu hakikatte bize Vahid’ül Ehad olan Allah hakikatini bulalım diye lütfedilmiştir.
Dikkat ederseniz “La ilahe illallah” ve “La havle ve la kuvvete illa Billâh” da birer kıyas cümlesidir. Bu cümlelerdeki manayı önce merak ediyor, sonra da kıyas yaparak oradaki hakikati anlıyoruz. Ve bu yaptığımız öyle bir kıyas ki (hadislerden öğreniyoruz ki bu kıyasla) cenneti kazanmaya vesile olan bir seslenişte, bir deklarasyonda, bir tercihte bulunuyoruz. Elbette bu cümlelerdeki kıyas, Ahsen-i Takviym idrakımıza ait mana ile ise bu kapsamdadır. Unutmayalım ki dünyaya gelen yapımız ahsen-i takviym değil, esfele safiliyn (Tiyn Suresi 4, 5). Öyle olunca da “la ilahe illallah” veya “la havle ve la kuvvete illa Billah” kıyasını esfele safiliyn idrakla söylüyorsak iş umduğumuz gibi olmaz. Çünkü kul esfele safiliyne reddedilince, düştüğü yeni idrak gereği duniHi algı ve zannlarıyla “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasıyla yaşamakta, bu yaşantı da zulmani bir kıyas oluşturmaktadır. Bu kıyas sebebiyle oluşan ilahlık hissiyatı onun sadrını kapladığı için onun her şeyini, dolayısıyla cümlelerinin kastını da bozuyor; böylece o idrakla yaşayan kul kendisine verilen her nimeti küfre çeviriyor, her nimeti Allah’a karşı kullanıyor; çünkü bu idrakın görevi o! Öyle olduğu için “merakı” da “kıyası” da Allah’a karşı kullanıyor. Bu merak ve kıyasın en önemli belirtisi göz diken vasıflı olmasıdır. Dikkat edin lütfen, şimdi artık merak ve kıyas “göz diken” vasıflı… Bir şeye gözünü dikmek, göz dikerek merak etmek, göz dikerek kıyas yapmak başladı. Bu göz dikme halini kendimizde “acaba ben göz dikiyor muyum?” diye incelemeliyiz. Bize göre önemsiz gibi gelen ama Allah indinde çok önemli olan birçok göz dikme ve kıyası ve bunların cümleye dönüşen hallerini hayatımızda buluruz (Yılmaz Dündar, Nefs Terbiyesi).
Nefsin şerrinin kıyas yöntemi nefret temellidir, göz dikme kökenlidir. Ancak çoğu zaman gizlidir, örtülmüştür ancak talip olan bunu görür, fark eder ve terk eder. Bu nefs terbiyesi sürecinde bizim kurtulmamız gereken bir haldir. Bu yüzden ayetlerde bize (bana) merhametle seslenilmektedir:
Hucurat Suresi (12): ‘’Ey iman edenler, zannın çoğundan (zulmani olanından) sakının; çünkü bazı zanlar günahtır (Elif). Gizlilikleri (hakkında bilgi sahibi olmadığınız, sizin için zan kaynağı olacak şeyleri) araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın (kendinizi ve diğer kulları Allah dışında müstakilen var ve muhtar varlıklar zannetmeyin). Herhangi biriniz ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı (bunları yaparsan sanki ölü kardeşinin etini yemiş gibi olursun Elif)?
Tâ-Hâ (131), Kehf (28), Tevbe (55), Tevbe (85), Hud (113), Hicr (88), Nisa (32) ayetleri de biz inananlara “Sakın nefret kökenli kıyas yapmayın” diyerek yine bizi merhametle uyarmaktadır.
Nefsin konuşma dili dunihi algı tabanlıdır, konuşurken yaptığı kıyaslar da öyle! İnsan Billahi anlamda idrak ile (nefs terbiyesi ile) bundan kurtulabilir; yolu da konuşma dilini sürekli kontrol etmektir. Nefsin şerrinin konuşma dili üzerinden yakalayacağımız zulmani özelliklerimizden kurtulma çabası nefs terbiyesi adına yapacağımız çok güzel bir çalışmadır, Biiznillah.
“Allâhümme elhimnî rüşdî ve eiznî min şerri nefsî: Allahım, bana rüştümü ilham ediver ve beni nefsimin şerrinden koruyuver (Tirmizî, Daavât 70)” hadisi ile öğrettiğin duamızla sana sığınıyor ve dilimizi sana teslim ve emanet ediyoruz Allahım; ikram ediver de ya hayr konuşan ya da susan kulların olalım; konuşmamız da zikrullah olsun Allahım. Dilimizden senin razı olmadığın sözler çıkmasın Allahım, lütfen bu hali bize ikram ediver (âmin).

YAZARLAR

TÜMÜ

SON HABERLER