Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Muharrem Günay
e-posta: YAZARIN TÜM YAZILARI

Türk Devlet Ve Topluluklarının Arasındaki Sorunlar Ve Çözüm Yoları

“Böl, parçala ve yut! Böl, parçala ve hükmet!” Bölmek, parçalamak, mümkünse bu bölünen küçük parçaları kendi aralarında mücadele ettirmek. Bu dünden bugüne başta Çin ve Rusya olmak üzere Batılı devletlerin Türk ve İslam coğrafyasında uygulamaya koydukları sinsi planın adıdır.
Çin bu planı Hunlar ve Gök-Türkler zamanından beri ustaca uygulamış, çeşitli hile ve metotlarla beyleri birbirine düşürmüş, Türk devletlerini doğu, batı şeklinde önce bölmüş sonra da yok etmiştir. Bu planı ustaca uygulayan milletlerden birisi de Ruslardır. Ruslar Türkistan coğrafyasında Türkleri öyle sinsi planlarla bölmüş, küçük devletlere, özerk bölgelere ayırmış, her birine bir başka ad ve alfabe vermiş, aralarında ihtilaflı sınırlar çizmiş ve bu sınırlar yüzünden çıkan çatışmalarda üstüne üstlük kendine bir de “hakem rolü” biçmiş ve yapmış olduğu her hakemlikten de kendisi karlı çıkmıştır.
Tarihte Orta Asya veya İngilizce olarak Central Asia kavramı olmayıp hemen bütün Doğu ve Batı dillerinde Türkistan, Turkestan benzeri isimler kullanılmıştır. 20. yüzyıl başına kadar bütün Oryantalistler de bunu kullanmakta tereddüt etmemişlerdir. Bununla beraber Türkistan adlı bir hanlık veya devlet bilinmediği halde antik çağlardan günümüze bölgeyi kısmen veya tamamen yöneten birçok Türk devleti kurulmuştur. Rus Çarlığı, 1860’larda bölgeyi işgalden sonra Türkistan Umum Vilayeti’ni kurarak Türkistan ismini ilk defa siyasi birim olarak kullanmıştır. Buna karşın Bolşevik ihtilalinden sonra Türk boyları, coğrafi konumlarına göre farklı millet gibi kabul edilerek farklı özerk cumhuriyetlerin vatandaşları haline getirildi. Bu politikanın parçası olarak da her özerk cumhuriyet içerisinde yaşayan diğer boylara mensup olanlar için özerk bölgeler veya anklav/eksklav benzeri uygulamalar gündeme geldi.
Rus Türkolog Barthold’un tanımına göre: “Türkistan, Avrupa ve Asya kıtasının batı merkezî kısmında, büyük bir alanı işgal eden, eskiden beri Turan veya Türkistan denilen memlekettir ki, bu da Türklerin yurdu demektir. Bu ülke, batıda Ural nehri ve Hazar denizi, doğuda Altay dağı ve Çin hududu yani Doğu Türkistan veya Kaşgar’ın doğu sınırları, güneyde İran ve Afganistan, kuzeyde Tobol, Tomsk vilâyetleri [Sibirya] arasındadır” (Barthold, 1902, s. 174-204; Hayit, 1988, s. 23). Buna karşın Orta Asya kavramının daha çok iç Asya anlamında Türkistan’ı da içine alan Tibet, Moğolistan ile birlikte, zaman zaman kullanıldığı bilinmektedir (Yalçınkaya, 1997, s. 431-438). Rus Çarlığı, antik çağlardan beri ömrü üç-dört asrı bulan birçok Türk hanlığının yönettiği Türkistan coğrafyasını işgale başladığında bu coğrafyada Buhara, Hive, Hokand, Kaşgar hanlıkları ile Türkmen beylikleri bulunmaktaydı. Ignatiyev başkanlığındaki heyetin 1858 yılında bölgeye düzenlediği seyahat sonrasında hazırladığı rapor gereği, hanlıklar arasındaki uzlaşmazlık konuları kızıştırılacak, bu süreçte Çarlık yönetimi zayıf olan tarafı destekleyecek, böylece en az zayiatla bölge işgal edilecekti (Strong, 1975, s. 236- 260). Bu strateji esas alınarak Türkistan hanlıkları işgal edildi ve Rus yönetimi kuruldu (Yalçınkaya, A. ve Abıdzhanov,K. 2020, s.2658).
Belirtmek gerekir ki Bolşevikler, Türkistan’daki yönetim birimlerinin oluşturulmasının her aşamasında Müslüman Türkleri daha kolay yönetmek için aynı kökten gelen aynı inancı ve kültürü paylaşan bu halklar içinde Özbekler, Türkmenler, Karakalpaklar, Kazaklar, Kırgızlar, Tacikler gibi etnik ayrım temelli idari yapılanmalara gitmeyi öncelikli prensip haline getirdiler. Hâlbuki batıdaki uluslaşma sürecinde farklılıklardan çok ortak yanlar dikkate alınarak birlikte, barış içinde yaşama ön planda tutulmuştu. Türkistan’daki her bir Türk boyu veya bölge halkı ayrı bir millet muamelesine tabi tutularak Fransız veya Alman uluslaşması sürecinde halkların kendi egemenliklerini kurma sürecindeki birleştirici unsurlar, bu bölgede ayrıştırmak ve çatışmaları sürekli kılmak üzere uygulandı (Rajabov ve Zamonov, 2017, s. 48). (Yalçınkaya, A. ve Abıdzhanov,K. 2020, s.2659)
27 Nisan 1920’de Hive’de yapılan I. Harezm Kurultayında Harezm Halk Sovyet Cumhuriyeti geçici anayasası kabul edildi. Ancak bu cumhuriyetin kendi temsilcileri tarafından yönetilmesi engellendi. Ekim 1923’te IV. Harezm Kurultayı ile Harezm Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (SSC) kuruldu. Benzer toplantılarla önce Buhara Halk Sovyet Cumhuriyeti, daha sonra Buhara SSC kuruldu (Usmonov ve Sadiqov, 2010, s. 56-69).
Türkistan coğrafyasında ulusal bölge sınırlarının oluşturulması için 5 Nisan 1924 Rusya Komünist Partisi tarafından özel bir komisyon oluşturuldu (Usmonov, Sodiqov ve Burxonova, 2006, s. 282-283). 16 Eylül 1924’de ise Türkistan Özerk SSC Merkez Yönetim Komitesi’nin olağanüstü oturumunda Orta Asya ulus bölge sınırları oluşturulasına karar verildi. Birkaç gün sonra Buhara ve Harezm halk vekilleri de benzer karar aldılar. Buna göre Özbekistan SSC ve Türkmenistan SSC’nin kurulmasının yolu açıldı. Böylece daha önce kurulmuş olan Türkistan, Buhara ve Harezm yerine şu altı devletin kuruluş süreci başladı: Özbekistan SSC, buna bağlı Tacikistan Özerk SSC, Türkmenistan SSC, Kazakistan SSC, buna bağlı Karakalpakistan Özerk SSC ve Karakırgız Özerk SSC (Rajabov, Zamonov, 2017, s. 52). Sonuç olarak Türkistan coğrafyasında daha sonra yeni bölünme ve çatışma alanlarının da oluşturulacağı, aynı halkın farklı ulus devletler halinde parçalanmasının hedeflendiği suni sınırlarla devletler oluşumu başlatıldı. 1936 Sovyet Anayasasının getirdiği bazı değişikliklerle belirlenen ülkeler ve sınırları günümüze kadar devam etmektedir. (Yalçınkaya, A. ve Abıdzhanov,K. 2020, s.2660)

YAZARLAR

TÜMÜ

SON HABERLER