Kamu Yönetim Uzmanı ve Kamu Muhasebe Yetkilisi Süleyman Güneş yeni bir yazı kaleme aldı. Güneş kaleme aldığı yazısında " Sessizliğin Asaleti ve İlahi Adalet, konulu yazısında önemli bir konuyu aktardı.
Güneş’in yazısına şöyle devam etti. İlahi Adalet...
İnsanlığın Kadim İmtihanı; İnsanlık tarihi boyunca değişmeyen bazı gerçekler vardır. Teknoloji gelişmiş, şehirler büyümüş, hayatın şekli değişmiş olabilir; ancak insanın iyilikle kötülük, doğrulukla yanlışlık, adaletle haksızlık arasındaki mücadelesi hiç değişmemiştir.
Kimi insanlar hayatları boyunca dürüstlüğü, emeği ve hakkaniyeti rehber edinirken; kimileri kısa vadeli çıkarlar uğruna doğruluktan uzaklaşabilmektedir. İşte tam da bu noktada insan karakterinin gerçek değeri ortaya çıkar. Çünkü insanı değerli kılan, gücü veya makamı değil; zor zamanlarda gösterdiği ahlaki duruştur.
Yüce ALLAH, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Kim zerre kadar hayır işlerse onu görür. Kim de zerre kadar şer işlerse onu görür.” (Zilzal Suresi, 7-8)
Bu ilahi mesaj, insan hayatındaki en büyük adalet güvencelerinden biridir. Çünkü hiçbir iyiliğin ve hiçbir haksızlığın karşılıksız kalmayacağını haber vermektedir.
Sessizliğin Yanlış Anlaşılan Gücü, Modern çağın en büyük yanılgılarından biri, çok konuşanın güçlü, sessiz kalan kişinin ise güçsüz olduğu düşüncesidir. Oysa hayat tecrübesi bunun tam tersini göstermektedir.
Sessizlik çoğu zaman bilgisizlik değil, bilgeliktir.
Sessizlik çoğu zaman korku değil, öz denetimdir.
Sessizlik çoğu zaman çaresizlik değil, vakardır.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî şöyle der: “Susmak, bazen en güzel cevaptır.” Gerçekten de insan hayatında öyle anlar vardır ki, söylenecek her söz değersizleşir. Karşınızdaki kişi anlamak istemiyorsa, hakikati görmekten kaçıyorsa veya kötü niyetle hareket ediyorsa uzun tartışmaların çoğu zaman faydası olmaz. Böyle durumlarda susmak, gerçeği bilmediğimiz için değil; enerjimizi ve değerimizi korumak istediğimiz içindir.
Haksızlığın Geçici Zaferi; Tarih boyunca birçok insan, yaptığı haksızlığın sonsuza kadar gizli kalacağını sanmıştır. Kimi makamına güvenmiş, kimi çevresine, kimi de kurduğu hesaplara…
Ancak hayatın kendisi büyük bir öğretmendir.
Bugün güçlü görünenler yarın güçsüz kalabilir.
Bugün alkışlananlar yarın unutulabilir.
Bugün haksızlık yapanlar yarın kendi vicdanlarının mahkemesinde yargılanabilir.
Nitekim Yunus Emre’nin şu sözü yüzyıllardır dillerden düşmemektedir: “Mal sahibi, mülk sahibi; hani bunun ilk sahibi?” Bu söz yalnızca dünyanın geçiciliğini değil, aynı zamanda insanın hesap verme sorumluluğunu da hatırlatmaktadır.
İlahi Adalet ve İnsan Vicdanı; İnsan adaleti her zaman kusursuz değildir. Mahkemeler yanılabilir, İnsanlar aldanabilir, Toplum bazı gerçekleri geç fark edebilir, ancak ilahi adalet açısından hiçbir şey kaybolmaz.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) şöyle buyurmuştur: “Mazlumun duasından sakının. Çünkü onun duasıyla Allah arasında perde yoktur.” Bu hadis, haksızlığa uğrayan insanların umutlarını diri tutan en önemli mesajlardan biridir. Çünkü bazen insan kendisini yalnız hisseder. Hakkını savunamadığını, sesini duyuramadığını düşünebilir. Ancak ilahi adaletin tecellisi için insanların görmesi şart değildir. Allah görüyorsa yeterlidir, Allah biliyorsa yeterlidir, Allah şahitse yeterlidir.
Anadolu İrfanında Adalet Anlayışı; Anadolu’nun manevi mirası da bu anlayış üzerine kurulmuştur. Hacı Bektaş Veli’nin, “İncinsen de incitme.” sözü, yalnızca bireysel ahlakın değil, toplumsal huzurun da temelidir. Çünkü kötülüğe kötülükle karşılık vermek kolaydır. Asıl zor olan, haksızlık karşısında bile insanlığını koruyabilmektir. Bu durum elbette hakkını aramamak anlamına gelmez. Hukuk içinde mücadele etmek, doğruları söylemek ve adaleti savunmak herkesin görevidir. Ancak bunu yaparken öfkenin ve nefretin esiri olmamak gerekir.
Sessizliğin Ardındaki Güç; Hayatın belli dönemlerinde herkes haksızlığa uğrayabilir. Bir çalışan emeğinin karşılığını alamayabilir. Bir yönetici iyi niyetinin yanlış anlaşıldığını görebilir. Bir dost ihanete uğrayabilir. Bir aile ferdi değerinin bilinmediğini hissedebilir. İşte böyle zamanlarda insanın karakteri ortaya çıkar.
Çünkü gerçek güç; Bağırmakta değil, ölçülü kalabilmektedir. İntikam almakta değil, adalete güvenebilmektedir. Kin tutmakta değil, vicdanını temiz tutabilmektedir.
Zamana Bırakılan Hesaplar; Hayatın bazı hesapları insanlar tarafından görülür. Bazıları hukuk önünde sonuçlanır. Bazıları ise zamanın akışı içinde ortaya çıkar. Fakat inanan insanlar bilir ki, hiçbir hesap sahipsiz değildir. Bugün görülmeyen bir hakikat yarın ortaya çıkabilir. Bugün anlaşılmayan bir doğruluk yıllar sonra değer kazanabilir. Bugün karşılıksız gibi görünen bir iyilik, hiç umulmadık bir zamanda sahibine dönebilir. Bu nedenle insan, öfkenin değil sabrın; nefretin değil merhametin, intikamın değil adaletin tarafında durmalıdır. Çünkü sessizlik bazen bir geri çekiliş değil, insanın Rabbine duyduğu güvenin en güçlü ifadesidir.
Menfaatlerinin peşinde koşan insanlar, yaptıkları haksızlıkları günün birinde karşılarında koca bir çınar gibi bulurlar. Çünkü hayatın şaşmaz bir terazisi vardır: Üzdüğün yerden üzülürsün. Çıkar uğruna yediğin haklar, attığın iftiralar ve verdiğin zararlar, sırasıyla dönüp dolaşır ve seni bulur.
Çünkü bu dünya, etme bulma dünyasıdır. Yapılan her hukuksuzluk da ahlaksızlık da merhametsizlik de sana misliyle geri dönecektir. En iyisi siz siz olun, bu hayatta arkanızda, Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ bırakarak ayrılın bu hayattan, güzel anılmak, güzel ayrılmak, sevilmek, güzel sözlerle anılmak, güzel bir şekilde yad edilmek, bırakacağınız en önemli mirastır.
Ve unutulmamalıdır ki;
İnsan unutabilir…
Toplum unutabilir…
Tarih bile zaman zaman unutabilir…
Fakat yapılanları Yüce ALLAH unutmaz.
İşte bu yüzden ilahi adalet, insanın en büyük teselli kaynağı ve en güçlü dayanağıdır.