Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Agah Bıyıkoğlu
e-posta: YAZARIN TÜM YAZILARI

Yüzyıllarca “Yaşasın Cumhuriyet”

“Geldikleri Gibi Giderler”
9 Aralık 1917’de İngiliz generali Allenby’nin orduları Yafa kapısından Kudüs’e girerken Avrupa’daki kiliselerinin kulakları sağır edercesine “zafer çanları” çalıyordu.. İşte o güçlü orduları bugünkü sınırlarımızın önünde durduran Mustafa kemal Paşa, 17 Kasım’da Haydarpaşa Garı’nda trenden indi. “Boğaz’ın” lacivert sularını yara yara “Karşıya” doğru yol alan vapurun küpeştesinden İstanbul’un muhteşem saraylarını ve ince uzun minarelerini izlerken Dolmabahçe Sarayı önlerinde demirleyen 61 parçadan oluşan işgal donanmasını görünce: “Geldikleri gibi giderler” dedi yanındakilere..
Yüzyılların ötesini aşan, “Milli Mücadele”den Cumhuriyet’e uzanan yolun başlangıcıydı bu söz…
Ruhlarda ve kafalarda başlamıştı artık “Milli Mücadele” ve “Milli egemenliğe” dayalı kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk Devleti‘ni kurma savaşları..
Bilindiği üzere 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgal edilmesi ve o felâketli ve karanlık acı günlerin ardından tâ Ankara kapılarına kadar dayanan düşman ordularına karşı Türk ulusunun Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde dünyanın en şerefli ve haysiyetli direnişi ve Sakarya Zaferi- “Büyük Taarruz süreci… Kocatepe –Dumlupınar zaferleri ve 9 Eylül 1922 İzmir’de düşmanı denize döküş-kurtuluş… Binlerce şehit binlerce gâzi…
Atatürk’te Cumhuriyet ve devrim fikri bir gecede oluşmadı kuşkusuz. Emperyalist Batı’nın dayattığı Sevr’i reddetti, onlara Lozan’ı kabul ettirdi. Cumhuriyet vardı artık sırada..
29 Ekim 1923 günü saat 20.30’da Cumhuriyet kabul ve ilan edildi; sürekli alkışlar, sevinç çığlıkları arasında… Birbirleriyle kucaklaşanlar, ağlayanlar koşuşturdular TBMM’de..
Haber dışarda bekleyen halka ulaştığında alkışlar ve sesler iyice yükseldi “Yaşasın Cumhuriyet”
O saatlerde oybirliğiyle Cumhurbaşkanı seçilen M. Kemal Paşa konuşuyordu orada: “Hep beraber ileriye gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti “mesut, muvaffak ve muzaffer” olacaktır. Ulusal ve çağdaş bir devletin adı oldu bu…
Bu tarihi dönemeci ve başardığı bu devrimi, 9 Mart 1935’te şöyle özetledi:
“Uçurumun kenarında yıkık bir ülke, türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar, ondan sonra içeride ve dışarıda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni toplum, yeni devlet ve bunları başarmak için aralıksız devrimler. İşte Türk genel devriminin en kısa tarifi.”
Atatürk, Samsun’a çıkmadan çok önce bir karar almıştı:
“Milli egemenliğe dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak!”
İşte, Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulanmasına başlanan karar bu karar olmuştur. Karizması, sabır ve zekâ ile ikna gücünden beslenen Atatürk, muhteşem askeri zaferlerin ardından bir o kadar muhteşem bir siyasi zafer olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu başkanı olmuştur..
Cumhuriyet ilan edildiğinde, ülke nüfusu 12 milyondur ve bunu % 90’ı kırsal kesimde yaşamaktadır. Okul ve öğretmen pek azdır buralarda. Okuma yazma bilmeyenlerin oranı da % 90’dır. Ülke genelindeki 23 okulda toplam 1241 lise öğrencisi vardır. Her tür ve düzeydeki beş bin kadar okuldaki öğrencilerin sayısı 400 bin bile yoktur. Dokuz fakülte ve yüksek okuldaki öğrenci sayısı da üç biniden azdır.
Anadolu’da sanayi, askeri amaçlı birkaç tamir atölyesinden ibarettir; işçi sınıfı da yoktur zaten.. Makina ve elektrik yaşama girmemiştir henüz bu dönemde…
Birinci Dünya Savaşı’na ve Kurtuluş Savaşı’na katılan askerlerimiz, ellerinde tüfek, sırtlarında çantayla yüzlerce km yol yürümüşler, günlerce sıcak çorba içememişlerdir…
Ülkemizi, işgal eden başta Yunan orduları olmak üzere yenilip kaçarlarken binlerce insanımızı öldürmüşler, tarlaları, evleri yakıp yıkmışlar, hayvan sürülerini dağıtmışlar; harap ve bitap, doktorsuz, hastanesiz bir halk ve ülke kalmış elimizde, cehalet yoksulluk ve dış borçlar sarıp sarmalamış ülkemizi..
Ünlü 10. Yıl Nutku’nda, o güne kadar ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal alanlarda yapılan değişiklikleri; “Az zamanda çok ve büyük isler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir.” diye haykırmıştı bütün cihana..
Cumhuriyeti gençliğe emanet eden Atatürk, Dumlupınar’da 30 Ağustos 1924 günü.
“Ey yükselen nesil! Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve devam ettirecek sizsiniz.” demişti. Ve o her yönüyle bir şaheser olan Gençliğe Hitabe’de:
“Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir.” sözleriyle Cumhuriyeti Türk gençliğine emanet ettiğini vurgulamıştır bir kez daha..
Türk milleti ve Türk gençliği onun kıymetli emaneti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni bütün olumsuzluklara karşın daima koruyacak ve eserlerini yaşatacaktır yüzyıllarca..

YAZARLAR

TÜMÜ

SON HABERLER