Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Misafir Kalem
e-posta: YAZARIN TÜM YAZILARI

Afyonkarahisar Eğitimde Dibe Vurmaya Devam Edecek Anlaşılan

Hem devlet hem de aileler olarak bütçede en büyük payı eğitime ayırıyoruz.
Çocuklarımız da daha iyi bir eğitim ve daha iyi bir gelecek için her türlü fedakârlığı yapıyor.
Elbette bunun tatmin edici bir karşılığı olmalı.
Peki var mı?
Herhangi bir değerlendirme yapmadan önce isterseniz hep birlikte 2023 üniversite sınav sonuçlarına bir göz atalım.
Afyonkarahisar Üniversite sınavlarında bir Türkiye Birincisi çıkardı. Çok güzel, ilk onda kaç kişi var, ilk yüzde kaç kişi var. Peki bir öğrencinin başarısı ilde binlerce öğrencinin sınava girdiğini düşünürseniz, başarılı mıyız?
Sınavın ilk ayağı Temel Yeterlilik Testi (TYT) Türkçe’de bile soruların yarısını yapamadık.
Matematikte ve özellikle Fen’de dibe vurduk.
Alan Yeterlilik Teştinde (AYT) ise durum daha da vahim.
Pek çok alanda soruların yüzde 10’unu dahi doğru cevaplayamadık.
İşte bu yılın soru sayıları ve testlerdeki doğru cevap sayıları (İlk rakam soru sayısını, ikincisi de ortalamasını gösteriyor):
TYT
Türkçe: 40/19.1
Sosyal Bilimler: 20/8.4
Temel Matematik: 40/7.3
Fen Bilimleri: 20/2.9
AYT
Türk Dili Edebiyatı: 24/6.4
Tarih-1: 10/2.0
Coğrafya-1: 6/1.4
Tarih-2: 11/2.2
Coğrafya-2: 11/2.8
Felsefe Grubu: 12/2.2
Matematik: 40/7.2
Fizik: 14/2.1
Kimya: 13/1.4
Biyoloji: 13/1.8
YDT
Almanca: 80/30.9
Arapça: 80/ 28.4
Fransızca: 80/33.7
İngilizce: 80/36.4
Rusça: 80/36.7
Sorun nerede?
Başarı oranlarının bu kadar düşük olması pek çok soruyu da beraberinde getiriyor.
Gelin hep birlikte sesli düşünelim:
Eğitim sistemimiz çok başarısız.
MEB ve ÖSYM’nin sınav yöntemleri çok farklı.
YÖK ve üniversiteler ne istediğini net olarak ortaya koymuyor.
Öğrenciler isteksiz.
Veliler duyarsız.
Öğretmenler moralsiz.
Yöneticiler liyakatsiz
Milli Eğitim aman üzerime sıçramasında havasına,
Öğretmenlere gereksiz görevlendirmeler
Sendikaların yönetim üzerindeki hakimiyeti,
Dershaneler yetersiz.
Soruların zorluk derecesi çok yüksek.
Hepsi…
Bu konuda daha onlarca seçenek sıralanabilir ve hemen hepsi de bu kaygı verici tablonun oluşmasına bir şekilde katkıda bulunuyor olabilir.
Çok daha önemli olan ise devlet ve millet olarak yaptığımız onca fedakârlığın karşılığını alamıyor olmamızın, ilgili kurumları zerre kadar ilgilendirmemesi.
Örneğin MEB başarı oranının bu kadar düşük olmasından bir rahatsızlık duymuyor mu?
Örneğin ÖSYM, doğru öğrencileri seçtiğine inanıyor mu? İnanıyorsa her yıl yüzbinlerce üniversite öğrencisi ve üniversite mezunu neden yeniden sınava giriyor?
Örneğin üniversiteler, kendilerine gelen öğrencilerin donanımından ne kadar memnun?..
Hesap soran olmayacak mı?
ÖSYM sınırsız yetkiye sahip bir kurum. Aldığı kararlar, yaptığı sınavlar hiçbir şekilde sorgulanmıyor.
Öğrenci minik bir kodlama hatası yaptığında hayatı altüst oluyor, bir dakika geç kaldığında sınava alınmıyor.
Peki ya onlar?
Hataların en büyüğünü hep onlar yapıyor.
Örneğin çalınan sorular, örneğin önceki yılların sorularının tekrar sorulması, örneğin hatalı sorular, örneğin sıkça iptal edilen soru ve sınavlar.
Böylesi kurumların elbette dokunulmazlığı olmalı ama hesap verilebilirliği de olmalı ki, çok daha dikkatli olsunlar…
MEB ve YÖK’e gelince bugünü olduğu kadar geleceği de yakalayabilmeliler ki, Türkiye Yüzyılı hayalimize çok daha güçlü adımlarla yürüyelim…
Kaynak sorunu yok israf var!
Eğitimde hep kaynak yetersizliğinden söz edilir. Oysa şu an için eğitime ayrılan kaynaklarla çok daha fazlası yapılabilir.
Bu noktada mevcut kaynakları çok daha verimli kullanarak, çok daha iyi sonuçlar alabiliriz.
Örneğin dershane sektörüne giden paranın yılda 10 milyar dolardan daha fazla olduğu söyleniyor.
Uzaktaki iyi okullar ve yardımcı ders kitapları için harcanan para da bir o kadar eder.
Gelinen noktanın özeti ise yukarıdaki tabloda çok net görülüyor yani boşa kürek çekiyoruz.
Akademik başarı yerlerde sürünüyor, moraller sıfır, gelecek kaygısı maksimumda ve en önemlisi de eğitime ve okuyana olan ilgi her geçen gün azalıyor.
İşte bu yüzden bir an önce özümüze dönelim.
“Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum”, “İlim Çin’de de olsa git öğren”, “Hiç okuyanla, okumayan bir olur mu?”yu şiar edinen bir kültürden geliyoruz. Onu devam ettirelim…
Nasıl ki gençlerin hata yapma, tembellik etme, her şeye boş verme lüksü yoksa, Yetişkinlerin ve onlara yön veren kurumların da özensizlik lüksü olmamalı!..

YAZARLAR

TÜMÜ

SON HABERLER