DOLAR 16,8315 0.3%
EURO 17,5673 0.27%
ALTIN 976,180,15
BITCOIN 3322091,72%
Afyonkarahisar
25°

AÇIK

03:31

İMSAK'A KALAN SÜRE

“FATİHA İLE FETİH” YAZILARI – 3

ABONE OL
20 Haziran 2018 13:19
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Mustafa Yılmaz DÜNDAR 20 Haziran 2018 Çarşamba 13:19:20
 

KUR’AN MANALARI ALLAH’A AİTTİR. “TAYYİP KELİME” NEDİR?
İzzet ve kudretin tamamen Allah’ın elinde, Allah’a ait olduğunu, birimselliğiyle (kendini müstakil ve muhtar kabul eden idrakıyla) buna ulaşılamayacağını anlayan kişi “La havle ve La kuvvete illa Billâh” der. Eğer İlla Billâh’ın gereğini yaşama gayretine girerse, “La havle ve La kuvvete illa Billâh” diyerek durum tespiti yapan bu kişiyi Kur’an Fatır Suresi 10. ayette “Tayyib Kelime” olarak tanımlar: “Kim izzet irade ediyorsa, izzet bütünüyle Allah’ındır. Tayyib kelimeler O’na suûd eder, urûc eder, sâlih amel onu ref’ eder. Seyyiat’ı mekr yapanlara gelince, onlar için şiddetli bir azab vardır, bunların mekri boşa çıkar.” (Fatır-10)
Ayetteki “tayyib kelime”ye mealler “güzel söz” dese de biz onu aynen yazdık. Çünkü “seyyie” yerine kötülük nasıl olmuyorsa, “tayyib kelime” yerine güzel söz de ayette yeterli olmaz, mânâ anlaşılamaz. Tayyib Kelime’yi tarif ettik. Gördük ki güzel söz ve tayyib kelime başka şeyler, farklı mânâlar. Tayyib Kelime’ye “güzel söz” derseniz kişinin aklına normal yaşantıdaki süslü, edebi, şiirsel sözler gelir. Oysa değil! Tayyib kelime çok başka bir şey! Bu yüzden, bir Arap da Kur’an okurken ayetlere normal hayatta kullandığı mânâlarla bakarsa o da aynı hataya düşer ve anlayamaz. Çünkü normal hayata ait mânâları da aynı kelimelerle ifade ediyor. Hangi inanışta olursa olsun bir Arap kötü davranışlara “seyyie” diyor, güzel sözlere “tayyib kelime” diyor. Normal hayatındaki o mânâları alır Kur’an’a koyarsa, kendi dilinde olan Kur’an’ı o da anlayamaz. Şunu unutmamalıyız: Kur’an Arapça harf ve kelimelerledir ama vahy o kelimelerin mânâsını Rabça yapar. Harfler (şeklen) Arapça’dır ama mânâlar Allah’a aittir, yaşadığınız normal hayattaki mânâlar değildir. Kur’an’ı anlayabilmek için buna hep dikkat etmeliyiz. Tayyib kelimenin bu ayet kapsamındaki mânâsını söyledik ancak bu tanımlama onun anlamlarından yalnızca birisidir: “La havle ve La kuvvete illa Billâh” diyerek güç ve kuvvetin Allah’a ait olduğunu itiraf edip bir durum tespiti yapan söz tayyib kelimedir. Bu sözü söyleyen, bu durum tespitini yapan idrak, bu idrakta bulunan nefs de bu ayette tayyib kelime olarak tanımlanmıştır. Demek ki tayyib kelime aynı zamanda sâlih amelin Allah’a yükselteceği nefstir de. “La havle ve La kuvvete illa Billâh” tespitini yapan idrakın bulunduğu nefs (tayyib kelime) Allah’a sâlih amel ile, hareketle yükselir, onun yükselmesini sağlayan şey salih ameldir. Yalnızca durum tespiti yapmak, yani sadece “La havle ve La kuvvete illa Billâh” demek yetmez! Bu tespitin bir anlam ifade etmesi, işe yaraması ve yerine ulaşması için bu tespite uygun amel, bu söze uygun yaşantı, bu ana fikirle uyumlu davranış gerekiyor.
NEFS-İ LEVVAME KUR’AN’DA ÜSTÜNE YEMİN EDİLEN NEFS HALİDİR. ÇOK ÖNEMLİDİR
İbrahim Sûresi 24 ve 26. ayetlerde Allah bize Tayyib Kelime ve Habis Kelime tanımlarını anlayabilelim diye mesel verir: “Görmedin mi Allah nasıl mesel yaptı? Tayyib Kelime aslı sabit ve fer’i (üstü, dalı, hâsılası) Sema’da Tayyib Şecere gibidir.” (İbrahim-24)
Şimdi bir de tayyib kelimenin nefs-i levvame süreci ile ilişkisi üzerinden bir açıklama yapalım: Nefs-i Levvame Kur’an’da üstüne yemin edilen nefs halidir, bu nedenle de müslüman için çok önemlidir. Nefs-i Levvame’ye girmiş nefs Âmentü Billâhi ve RasûliHİ demiş nefstir. Nefs-i Levvame sürecine girip ”Âmentü Billâhi ve RasûliHİ” demiş bu nefsin kökü kalptedir, bu yüzden kökü sabit ve sağlamdır. “Âmentü Billâhi ve RasûliHİ” idrakını geri dönüşsüz yaşamaya başlamış ve hayatını bu idrakla sürdüren nefsin kalbi (kalıbı) marazdan temizlenmiştir, o kalp hastalıktan kurtulmuştur. Marazdan kurtulup rahatlamış bu kalp kalb-i selimdir, o artık selim kalb olmuştur. Bu nefsin kökü bu selim kalbte sabit ve sağlamdır. Böyle bir kalbin fikir ve fiilleri beyinden yayılan komutlarla hayata (meyveye) dönüşürken, görünür hale gelirken çok farklı olur. Ayette tasvir edilen Tayyib Şecere’yi, o ağacı fark ettiniz mi? Bu yüzden tayyib kelime tayyib şecere gibidir; kökü sağlam, dalları meyveleri güzel bir ağaç gibidir. Bize bu misali veriyor ki bunları anlayalım. “Her ayetin iç içe yedi bâtınî mânâsı vardır” hadisi kapsamında, ayetlerin Fatiha Suresi kapsamındaki mânâlarını tefekkür ediyoruz.
Tayyib kelimeyi anlamamız için ayette bir ağaç tarif edildi: Aslı, kökü, yeri sağlam, üstü de semaya çıkmış yani meyveleri, ürünleri olan temiz bir ağaç tayyib şeceredir. İbrahim Suresi 24. ayette tarif edilen bu nefsi bir düşünün… Bu nefs “Âmentü Billâhi ve RasûliHİ” demiş, bu söylediğine uygun da fiiller ortaya koyuyor. İşte bu gayretteki nefs Nefs-i Levvame’dedir ve bu nefs çok önemlidir. Bir kişi eğer Nefs-i Levvame’yi anlar, idrak eder ve oraya girerse kartvizitine “Veli Gibidir” yazılır, o kişi veli gibi muamele görür. Bu yüzden onun öyle halleri vardır ki veliden üstündür; “veli gibi” olduğu için veliden üstün halleri olur. Bu ayet işte o nefsi, o ağacı tarif ediyor: O nefs ağacının ilhamını aldığı kök kalptir, bu yüzden kökü sağlamdır. Kalb-i selim haline gelmiş kökten gelen suyla beslenen o ağacın dalları (fikirleri) semadan (beyinden) hayata dönüşür, beyine o temiz kalpten gelen fikirler fiile dönüşür. Bu öyle bir ağaç ki ismi tayyib şecere! İnşirah kitapçığımız hep bu konuyu anlatır…
BİR DE HABİS KELİME VE HABİS ŞECERE VAR
Yaradanımız bize tayyip kelime ve tayyip şecereyi öğrettiği gibi habis kelime ve habis şecereyi de öğretir, merhametiyle. O zor günde korkanlardan olmayalım, tedbirimizi alalım diye: “Habis Kelime’nin meseli de Arz’ın fevkinden kesip koparılmış (kökü yok), sebatı (istikrarı) olmayan habis şecere gibidir.” (İbrahim-26)
 “Âmentü Billâhi ve RasûliHİ” diyen ve bu imana göre fiiller ortaya koymaya çalışan, kendini ıslah etme gayretindeki nefsi Nefs-i Levvame ve Tayyib Kelime olarak gördük. Habis Kelime ise, “Varım ve Muhtarım” diyen, Sözde Tanrılık İddiası’ndaki idrakı yüzünden kalbi maraz kaplı nefs halidir. Kalb marazla kaplı olduğu için bu nefs kalpten beslenemez. Bu yüzden şer/habis olan bu hal kökü olmayan ağaç gibidir. Tayyib şecere ile tasvir edilenin aksine habis şecere denilen bu ağacın kökü/aslı yoktur! Ayetten anlıyoruz ki o ağacın kalple ilişkisi yoktur, kalp onunla ilişkisini kesmiştir. Çünkü onun Allah’la ilişkisi kesiktir. Bu ağacın kalple ilişkisinin olması için senin Allah’la ilişkinin olması lazım. Sen düşünce ve davranışlarınla Allah’a “Sen varsın ama ben de müstakil olarak varım ve muhtarım” dedin. Böyle demekle, böyle düşünmekle sözde tanrılığını ilan etmiş oldun. Öyle olunca da Allah seninle (kalbinle) ilişkiyi kesti. İnsanların birbirlerine “seni kalbimden sildim” demeleri gibi! Sen öyle bir davranış yaptın ki seni kalbinden sildi. Kul öyle bir iddiada bulundu, öyle bir davranış yaptı ki Allah onu kalbinden sildi (Allah kendisini o kulun kalbinden sildi). Böylece “ağacın kökü yok” denilen hal oluştu. Ağacın kökü olmayınca ne olur? Kurur! Bu ağaç, sadrda nefsin şerri rüzgârına kapılmıştır, Hakk’tan beslenemez, Kalb ile irtibatı kopuktur; bu haliyle Habis Şecere’dir! Habis Kelime olarak tanımlanan nefsin şerrinin hâkim olduğu bir sadrın beyninden ancak batıl meyveler (batıl davranışlar) çıkar. Beyninden Hakk davranışlar çıkaramayan durumun bir ağaç manzarası olarak adı habis şeceredir: Pis kokulu, kuru bir ağaç! Nefsin şerri habis kelimedir, hayatı da habis şeceredir, o durum öyle bir ağaçtır. Biraz fark etmişizdir inşaAllah.
“MÜKÂFAT, YAPILAN GAYRET MİKTARINCADIR.”
Âmentü Billâhi ve RasûliHİ kapsamındaki bütün durum tespitlerinin, bu durum tespitlerini yapan nefsin (tayyib kelimenin) Allah’a ulaşması, ilerlemesi, yükselmesi, O’nu kâle alması sâlih amelle gerçekleşir. Bu sebepten tayyib kelime ayetlerde “amenû ve amilus salihati” diye geçer. Tayyib kelime gruplarının çok önemli bir özelliği vardır; onlar Asr Sûresi gereği zamanı doğru kullanırlar. Bu yüzden de Hüsrana Uğramayanlar Grubu’nu oluştururlar. Bu vesileyle Asr Sûresi’ni dua amacıyla zikredelim:
Euzü Billâhi mineş şeytanir raciym, Bismillahir Rahmânir Rahıym. “Vel Asr! İnnel İnsâne le fiy husr. İllelleziyne âmenû ve amilus sâlihâti Ve tevâsav BilHakki Ve tevâsav BisSabri.” Sadakallâhul Azıym. (Âmin)
Şimdi gelin ayetlerden bir mana kompozisyonu oluşturalım:
“(Hakikat şudur ki), her kişi kazandıklarına karşı bir rehindir.” (Tur-21)
Peki, kişiyi rehin alan kazanç nedir, o kazanılan nedir? Rehin oluş nedir ve nasıl oluşur?
“O gün, her nefs hayr kapsamında ne amel yaptıysa ve hayr dışı ne amel yaptıysa onu hazır bulacaktır.” (Âl’u İmran-30)
“Amel edenlerin ecri ne güzeldir.” (Âl’u İmran- 136)
“Bilsin ki, insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.” (Necm-39)
“Geçmiş günlerde (dünyada) amelden takdim ettiklerinize mukabil yiyin için.” (Hâkka-24)
“Muhakkak ki bu sizin için bir cezadır. Sayiniz (imanınıza uygun gayretleriniz) karşılığını bulmuştur.” (İnsan-22)
“Yaptığınız çalışmalardan dolayı, afiyetle yiyin ve için.” (Murselat-43)
“O gün insan yaptıklarını hatırlar.” (Nâziât-35)
“Çalışmalarının karşılığından hoşnut olmuştur.” (Ğaşiye-9)
“Kim zerre ağırlığında bir hayr yaparsa onu görür.” (Zilzal-7)
“Kim zerre ağırlığında bir şerr yaparsa onu görür.” (Zilzal-8)
“Keşke buradaki hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim der.” (Fecr-24)
Bu ayetlerin önemli ortak noktası şudur: Ahiretteki muamele insanın amellerinin karşılığı olarak cereyan eder, bu ayetlerdeki ortak mana budur. Efendimiz (SAV) de buyurmuşlardır ki; “mükâfat, yapılan gayret miktarıncadır.”

“FATİHA İLE FETİH” YAZILARI – 3-

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.