DOLAR 18,6418 -0.01%
EURO 19,2803 -0.72%
ALTIN 1.042,72-0,85
BITCOIN 302646-1,76%
Afyonkarahisar
10°

KAPALI

06:26

İMSAK'A KALAN SÜRE

HEVA İNSANIN EN BÜYÜK PUTUDUR

ABONE OL
31 Ekim 2013 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Muharrem Günay 31 Ekim 2013 Perşembe 02:00:00
  Hevâ, vahye karşı gelip Allah’ın ilâhlık ve Rabliğini kabullenmeyenlerin en büyük putudur. İslâm’a uymayan her arzu ve davranış hevâdır. Yüce Allah’ı Rab ve kendisini O’nun kulu olarak tanımayan ve O’nun koyduğu yasaları dışlayıp çiğneyen kişiler, bazen kendi arzu ve heveslerinin kulu olurlar; bazen Allah’a karşılık kendilerini tam yeterli görüp (41/6-7), “Ben sosyal hayatımla ilgili işlerimde Allah’ın emirlerini kabul etmem, O’nun emirleri beni bağlamaz ve böyle de olmalıdır.” diyerek kendi kendilerini/hevâsını rab durumuna getirir ve başkaları üzerinde hâkimiyet kurmaya ve onları Allah’ın emirlerine değil kendilerine boyun eğmeye zorlarlar. Böylece tâğûtlaşırlar. Bu durumda elbette birtakım zulümler meydana gelecektir. Hevânın hâkim olduğu yerde hayat fesada uğramıştır. Allahu Teâlâ ise artık bunları kurtaracak bir yardımcı olmadığını bildirmektedir (krş. 45/23). Aynı zamanda bu hevâ ve heveslerine tâbi olanların kalbi, daima ıstırap içindedir. Çünkü vicdan onu ayıplar. Böylece kalbinde ıstırap bulunan kimseler mesut yaşayamazlar. [bk. 33/36; 42/21]” (Feyzü’l – Furkan, H.T.Feyizli)
Kendi aklının, nefsinin istek ve arzularının peşinden gidenlerin durumlarına aşağıdaki ayetlerde de dikkat çekilir:
“Arzu ve heveslerini ilâh edinmiş, bilgisine rağmen (Allah’ı bırakıp da o hevâsına kul olmasından ve küfürlerindeki inatların dandolayı) Allah’ın da kendisini sapıklıkta bıraktığı, kulağını ve kalbini mühürleyip gözüne de bir perde çekmiş olduğu kimseyi gördün mü? Şimdi (bana söyle) artık Allah’tan başka, onu doğru yola kim getirebilir? Hâlâ düşünmeyecek misiniz? (Casiye: 23)
“Eğer yine çağrına uymazlarsa, artık bil ki, onlar sadece kendi heveslerinin peşinde gidiyorlar. Allah tarafından bir doğru delil olmaksızın sırf kendi hevesleri peşinde giden kimselerden daha şaşkın kim olabilir? Muhakkak ki Allah zalimler topluluğunu başarıya erdirmez.” (Kasas suresi: 50)
“Allah ile birlikte başka bir ilâh edinme! Yoksa kınanmış ve yalnız başına bırakılmış olarak oturup kalırsın.” (İsra: 22)
“Allah’a kulluk edin, hiçbir şeyi (yücelterek ilâhlaştırıp veya tapınak haline getirip) O’na ortak koşmayın.” (Nisa: 36)
“Rabbin kesin olarak şunları emretti: Ancak kendisine ibadet edin…” (İsra: 23)
“Hâlbuki onlar, ‘Allah’ı birleyerek’ (O’na) kulluk etmek, bu dini yalnız Allah’a has kılmak, namazı dosdoğru kılmak ve zekâtı vermekten başka bir şey ile emredilmediler. İşte bu da en doğru/sağlam dindir.” (Beyyine: 5)
Dini Allah’a has kılmak/dinde ihlâslı olmak; dini, kendine veya başkalarına göre değil, Allah’ın emrine uygun yaşamak, O’nun emrine aykırı olan emirleri ondan üstün tutmamaktır. Aynı zamanda akla ve nefse uygun gelen şekli ile algılanan ve yaşanan İslâm da, Ehl-i Kitab’ınki gibi, Allah’ın dini olmaktan çıkar. [bk. 1/4; 39/2-3] (Feyz’ül Fürkan Hasan Tahsin Feyizli, Beyyine 5.. ayetin dipnotu)
“(Ey Resûlüm!) Şüphesiz biz, bu Kitab’ı sana hak/gerçek olarak indirdik. O halde Allah’a, O’nun dinine ihlasl(a gönülden bağl)ı olarak kulluk et.” (Zümer:2) “İyi bilin ki halis din, yalnız Allah’ındır. (Zümer: 3)
Din yalnız Allah’ındır. İslâm, kaynağını Kur’an’dan ve sünnetten alan ve bu doğrultuda insanları yönlendiren bir hukuk sistemi ve İlâhî dindir. Kimsenin onun üzerinde/uygulanmasında kendi hevâsına göre tasarruf hakkı yoktur.
“O halde kâfirlerin hoşuna gitmese de dini yalnız Allah’a has kılarak O’na dua (ve ibadet) edin.” (Mü’min: 14)
Dini Allah’a has kılmak, dinin gereğini yerine getirirken onun üzerine nefsin ve dış güçlerin izin verdiği kadarıyla yapabilmek gibi bir gölge düşürmemek, samimi olmak, başka şeyleri gönülden çıkarmaktır. Dinin emirlerini yerine getirmede Allah’ın hâkimiyeti geçerli olmalı ki din Allah’a has kılınmış olsun. (Feyz’ül Fürkan Hasan Tahsin Feyizli, Mü’min suresi 14. ayetin dipnotu)
Dini hayatını Allah ve rasûlünün gösterdiği yolun dışında nefsinin ve başkalarının istek ve emirlerine göre düzenleyenler hayatının bazı bölümlerinde Allah’ın bazı bölümlerinde de nefsinin ve başkalarının kulu olurlar. Böyleleri müslümanım dedikleri ve Allah’a ibadet ettikleri halde Allah korusun şirke düşerler.
Allah’a kul olma ��zelliğini kaybedip, nefsine (hevasına) tapan insanlar bütün iş ve hareketlerinde doğruluk ve meşruluk onayını Allah’ın koyduğu hükümlerden değil, nefislerinden, ona hoş gelip gelmemesinden almaktadır. Böylece onlar, nefsini, hatta nefsânî aklını ilâhlaştırmış olurlar. Mehmed Âkif bu durumu şöyle ifade ediyor:
“Beşerin taptığı kendisinin heykelidir / Dinlemem, etse de Allah’ı bütün gün takdîs / Ben bu mel’ûn putun uğrunda geberdim / Hâlâ kabaran kokmuş içimden: Yaşasın nefs-i nefîs!”
Kur’an nefsini temizleyip şirkten ve kötü duygulardan arındıranlara şöyle hitap eder:
“Her bir nefse ve onu (insan şeklinde) düzenleyene, sonra da ona, hem kötülüğü, hem de (kendisinden) sakınmayı ilham edene andolsun ki! O (nefsi)ni (günahlardan şirkten, ibadetsizlikten, kötü duygu ve fiillerden.) tertemiz yapan, muhakkak kurtulup umduğuna ermiştir. Onu (günahlarla) örtüp gömen de elbette ziyana uğramıştır. (Şems suresi: 8-9-10)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.