DOLAR 17,9371 0.13%
EURO 18,3068 0.25%
ALTIN 1.031,490,85
BITCOIN 4298983,36%
Afyonkarahisar
24°

HAFİF YAĞMUR

04:17

İMSAK'A KALAN SÜRE

  • Kocatepe Gazetesi
  • Yazarlar
  • BENİM KUDRETİMİN YETTİĞİ YERLERE, İMPARATORUNUZUN ÜMİT VE NİYETLERİ BİLE YETİŞEMEZ”

BENİM KUDRETİMİN YETTİĞİ YERLERE, İMPARATORUNUZUN ÜMİT VE NİYETLERİ BİLE YETİŞEMEZ”

ABONE OL
29 Mayıs 2013 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Anadolu Hisarı’nın da yapılmasıyla İstanbul’a karadan ve denizden gelecek olan yardım yolları kesilmişti. II. Mehmed, Edirne’ye döner ve fetih hazırlıklarına hız verir. Durumdan kuşkulanan Bizans imparatoru elçilerini sultana gönderir. Padişah gelen elçi heyetine, “Benim kudretimin yettiği yerlere, imparatorunuzun ümit ve niyetleri bile yetişemez”(İlhan Bardakçı, Tarih ve Medeniyet Dergisi s. 12, Mayıs 1994)
Genç hükümdar; İstanbul’un fethine dair olan hadislerin, kendisini gösterdiğine inanıyordu. Bundan da öte, evliyaların bu husustaki kerametlerine öylesine bağlanmıştı ki, O’nun bu halet-i ruhiyesi, sadece mahalli kaynaklarımızda değil, Bizans kaynaklarına bile bütün ayrıntıları ile yansımıştır. Çağdaş Bizans tarihçisi Dukas, O’nun bu güzel durumuna temas ederken şöyle demektedir;
“Padişahın gece ve gündüz huzuru kalmamıştı. Yatağına girer ve kalkarken, sarayda ve dışarıda gezip dolaşırken hep İstanbul’un fethi ile meşguldü.Yalnız, veya arkadaşları ile bir gezintiye çıkarsa, sadece onu düşünür ve istirahat ve uyku nedir bilmezdi.”(Z.Kitapçı, a.g.e. 2. cilt, s.140)
HZ. MUHAMMED (SAV)’ İN MÜJDESİ VAR
Asıl adı “Hz. Fatih Sultan Muhammed Han” olan Fatih’in derdi davası, Allah’ın dinini yüceltmektir. Sultan Fatih, Boğaz’a bu muhteşem mührü (Rumeli Hisarı) vurduktan sonra, fethin başlama tarihinin tesbitine sıra gelmişti. Hazırlıklarını yaptıktan sonra, ne kadar evliya, ulema, aşıklar, salihler, zakirler, fakirler, dervişler, sufiler, tarikat ehli varsa, hepsine nâme (mektup) yazdı; “Gelin İstanbul’un fethine katılın” dedi.
İstanbul’un bu günkü Ok Meydanı’nda büyük bir çadır kurdu, Din adamlarını orada ağırladı; “Benim askerlerim ok atarken, top güllesi atarken, siz de İstanbul’un fethi için tesbih çekip, Allah’a dua edeceksiniz.” dedi. Sağ yanına devrin en büyük alimlerinden ve evliyalarından Akşemseddin Hazretleri’ni aldı. Sol tarafında kendisini küçükken terbiye eden ve askeri sahada yetiştiren Molla GÜRANİ yer alıyordu. Edirne’de bir meclis-i meşveret açtı; “İslam’ın üç kıta’ya hâkim olması için İstanbul’u fethetmemiz gereklidir.” dedi. Sultan Fatih’in Başbakanı durumunda olan Çandarlı Halil PAŞA; “İstanbul’un Fethine karşıyım, mümkün değildir. Hem İstanbul’u alsak da elimizde tutamayız.” diyordu.
Akşemseddin Hazretleri kalkıyor; “Hz. Muhammed’in Müjdesi var, haberi var. İstanbul’un Fethi müyesser olacaktır.” diyordu. Molla GÜRANİ de; “Akşemseddin’in sözüne aynen katılıyorum.” dedi. Bir de dedikodu yayılıyor; “ Fatih Sultan tecrübeli Paşaların, Beylerin görüşlerini redetti, bir derviş parçası Akşemseddin’in sözüyle geldi gidiyor…”
Tarihi kaynaklardan öğrendiğimize göre Türkler, İstanbul’un fethinden önce top teknolojisine sahiptiler ve top kullanıyorlardı. Bulundukları bölgelerdeki madenler de bu imkanı sağlamıştı. Osmanlılar Rumeli’de Haçlılara karşı vermiş oldukları mücadelede ve kazandıkları zaferlerde top tekniğinden çok yararlanmışlardır. Özellikle I. Kosova savaşında Türklerin zafer kazanmasında topların çok büyük bir etkisi olmuştur. Türkler I. Kosova savaşında topun çok önemli bir silah olduğunu anladılar ve top teknolojisini geliştirmeğe karar verdiler. Çünkü Bizans’ın kalın ve sağlam surları ancak çok gelişmiş, büyük toplarla delinebilirdi. Bu sıralarda başını Mimar Muslihiddin ve Saruca Paşa’nın çektiği çok sayıda topçu ustaları da mevcuttu. Topçu ustalarının harıl harıl çalıştığı bir dönemde Macar asıllı topçu ustası Urban da Osmanlılara iltica etti. Fatih güçlü topların dökülmesi için her türlü imkanı sağladı. Kısa zamanda Edirne’de adına “Şâhi” denilen ve menzili 1.500 metre olan toplar döküldü.
“Tarih kitaplarında adına Şahi ve Şahin denen topların Urban tarafından yapıldığı yazılmıştır. Oysa tarihçi Schulzberger anlatmıştır ki, topların alaşım, döküm ve hatta balistik hesapları da bizzat Fatih tarafından yapılmıştır.” (İ. Bardakçı, a.g.e. s.12) Bu topların barut haznesi çok geniş olduğundan ancak iki saatte doldurulabiliyor ve Şâhi top bu nedenle ancak günde 8-10 defa atış yapabiliyordu. 1452 yılının yaz ve kış aylarında Edirne hummâlı bir savaş hazırlığı geçirdi. Edirne’de top dökümü için bir “Topçular sınıfı” kuruldu. Yapılan toplar arasında “Havan Topları” da vardır. Böylece havan topları tarihte ilk defa Türkler tarafından yapılmış oldu. Sırada surlara çıkmayı kolaylaştıran dört katlı “Yürüyen Kuleler” vardır. Türk teknoloji harikaları bununla da bitmeyecek, binlerce fıçı birbirine bağlanarak Haliç üzerinde bir köprü yapılacaktır. Bu köprü beş askerin yan yana geçebileceği genişlikte ve 700 metre uzunluğundadır. Bu köprü üzerinden kısa bir süre zarfında karşıya geçirilen toplar sayesinde, İstanbul surlarının en alçak ve zayıf yerleri ateş çemberine alınmıştı. Bizans’ın ünlü tarihçisi Dukas, Fatih’in bu köprü ile gelmiş, geçmiş bütün cihangirleri geride bıraktığını itiraf eder. Bizans başına gelenleri anlamıştır. Bu gün askeri müzede bulunan zinciri Haliç arasına gerer. Fatih bunun için de hazırlıklıdır. 70 parçalık ince bir donanma karadan indirilir ve Haliç’in ortasında Bizans’ın şaşkın bakışları arasında boy gösterir. 70 parçalık donanmanın karadan denize indirilebilmesi için gerekli topografik inceleme, engebelerin tesviyesi, kaymayı önleyecek yerlere taş döşenmesi, kızak, makara ve tekerleklerin ve kullanılacak yağın kalınlık derecesi bile Fatih tarafından düşünülmüş ve hesaplanmıştır.
Başta Akşemseddin, Molla Gürâni, Molla Fenâri olmak üzere nice İslâm âlimleri, dervişler, şeyhler, dedeler, babalar bu kutsal cihada davet edilmişti. Bu ordu Fatih Sultan Mehmed’in değil, Hz. Muhammed’in ordusuydu. Bu askerler Türk askerleri değil Allah’ın askerleri idi. Artık Bizans’ın yapacağı fazla bir şey yoktur. 800 yıllık İslâm Ülküsünü engelleyecek hiçbir güç yoktur. Türkler İstanbul’u fethetmeğe hem mânevi açıdan hem de teknolojik açıdan hazırdırlar.
İşte bu şartlarda İstanbul önlerine gelen Türk ordusu, İstanbul’u kuşatmış ve savaş 6 Nisan 1453 günü başlamıştır. Bir taraftan toplar gülle, mancınıklar taş yağdırıyor, surlar üzerinde gedikler açılmaya çalışılıyordu. Bu şekilde surlar iyice dövüldükten sonra 23 yaşındaki genç padişah ilk hücum emrini verdi. Bu hücum gece yarılarına kadar devam etti. Boğaz boğaza çarpışmalar oldu. Rumlar canlarını dişlerine takarak İstanbul’u müdafaa ettiler. Mayıs ayının ilk haftasında Fatih, surlar üzerinde yeterli gedikler açıldığına karar verdikten sonra tekrar hücum emrini verdi. Böyle birkaç defa hücum edilmesine rağmen İstanbul’un düşmediğini gören ve atını denize sürerek… (Devamı yarın)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.