DOLAR 16,7832 0.34%
EURO 17,4971 -0.28%
ALTIN 974,310,49
BITCOIN 322629-1,56%
Afyonkarahisar
23°

AÇIK

03:29

İMSAK'A KALAN SÜRE

İSLÂM’IN ASKERLERİ TÜRKLER -1 – Kocatepe Gazetesi

ABONE OL
8 Kasım 2017 13:33
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Muharrem Günay 8 Kasım 2017 Çarşamba 13:33:13
 

Asâkir-i İslam veya Cundullah, İslâm’ın askerleri ve Allah’ın ordusu manasına gelen bu unvanlar gerek Batılı gerekse İslam düşünürleri tarafından Türklere verilmiş ad ve unvanların başında gelir. Türkler, İslâma yapmış oldukları hizmetler sebebiyle bu ve buna benzer unvanları taşımayı fazlasıyla hak etmiş bir millettir.
İslâm dünyasında Selçuklu-Türk hâkimiyetinin başladığı bir dönemde, İslâm dünyasının hali yürekler acısıydı. İslâm Dünyası iç ve dış buhranlara düşmüş; büyük tehlikelerle karşı karşıyaydı. Müslümanlar arasında bir sürü sapık mezhep türemiş, halifelerin sözü geçmez olmuştu. Eski İran’ın Zerdüş dini, Mazdakçı Komünist düşünceleri Aşırı Şia (Gulat-ı Şia) adı altında yeniden canlanmış durumda idi.
Onuncu yüzyılda ise Irak taraflarında Kermatiler işçi, köle ve köylülerin birleşmesiyle mal, mülkiyet ve kadınların ortaklaşa kullanıldığı, Mazdak ve Komünist fikirlere dayanan sapık bir mezhep ve topluluk oluşturmuşlardı. Bu sapık mezhepler ve fikirler yüzünden çıkan anarşi sonucunda İran şahı Kavad tahtını kaybederek Türklere sığınmış ve Türklerin yardımı sayesinde yeniden tahtına oturabilmişti. Türkler arasında İslâmiyet 900 ile 1060 yılları arasında hızla yayılmış ve İslamiyet Türklüğün milli dini haline gelmişti.
Onuncu asırda İslâm ülkelerinde zenginler servetlerini zevk ve eğlencelerine, çirkin işlere harcıyor, İslâm medeniyeti ve İslâm dünyası bir sarsıntı geçiriyor ve bu durumdan yararlanan aşırı Şiiler kuvvetleniyor ve İslâm nizamı sarsılıyordu. Hiç bir ilgileri olmadıkları halde Hz. Peygamberin soyundan geldiklerini iddia eden Fatımiler, baştaki halifeyi tanımayıp Mısır ve Suriye’de hilafetlerini ilan ettiler. İspanya’da ise, Kurtuba Emevileri Bağdat’la ilişkilerini keserek, 929 yılında hilafetlerini ilan ettiler. Böylece İslâm dünyası henüz onuncu yüzyılda iken üç hilafet merkezine bölünmüş ve halife sayısı birden üçe çıkmıştı. Bu halifeler içerisinde Fatımi halifesi el Hâkim kendisinin Allah olduğunu ilan edecek kadar sapıtmıştı.
Fatımiler Allahlık iddiasıyla da yetinmeyip, Hz. Muhammed’in peygamberliğini inkar edip; kendilerinin peygamber olduklarını ilan ettiler. Hatta bu yüzden Kuzey Afrika’da Berberiler Fatımilere karşı haklı olarak isyan edip, kendi aralarından birisini halife olarak ilan etmişlerdi. Böylece İslâm dünyasındaki halife sayısı birden dörde çıkmıştı.
İslam Dünyasının En Karanlık Dönemi
İslâm dünyasının en karanlık dönemi ise, İran’da kurulmuş olan ve adına “Buyi” yahut “Büveyhi” denilen devletin kuruluşuyla başlamıştı. 922’den 1055’e kadar süren bir zaman dilimi içerisinde, özellikle 945″ten 1055’e kadar süren 110 yıllık bir zaman içerisinde Sünni İslâm halifeleri Büveyhilerin emrinde birer oyuncak haline düşmüşlerdi. Büveyhi hükümdarı Muizz-üd-devle Ahmed, Abbasi halifesi Müstekfi’nin gözlerine mil çektirip, hilafet makamından indirerek yerine Muti lillah’ı tayın etmişti.
Mazdakçı Komünist fikirlere dayanan bir devlet kuran Kermatiler 900 tarihinde halifenin ordusunu bozarak, 902’de Suriye’yi yakıp yıkmışlar, 904′ de önce Basra’yı daha sonra Kufe’yi yağmalamışlardı. Kermatiler 930 tarihinde Mekke’yi yağmalayıp 30 bin Müslüman’ı kılıçtan geçirdiler. Kabe’nin örtüsüyle Hacerül esved’i de yerinden söküp alıp götürdüler. Rivayetlere göre 930 yılında turistleri çekmek ve gelir temin etmek amacıyla Kermatilerin merkezi “Hecer” (Mü’miniyye) e götürülen mübarek taş “Hacerül esved” 21 yıl, 4 ay sonra 951 yılında yerine koyulmak üzere iade edilmiştir. (İ.Hami Danişmend, Türk Irkı Niçin Müslüman Oldu, s:208)
İslâm dünyasının üçlü hilafet ve birkaç müstakil devlet konumuna ve halifelerin birer sembol durumuna düştüğü, sapık mezhep ve fikirlerin yayıldığı bir kargaşa döneminde; Hıristiyanlarda bu durumdan yararlanarak Haçlı seferlerine ve İslam ülkelerini istila hareketlerine başlamışlardı. Bizanslılar Kuzeyde Azerbaycan’a, Güneyde Suriye ve Irak’a kadar ilerlemişlerdi. Hilafet merkezi ve Kudüs tehdit altında idi. İşgal edilen yerlerde Müslüman halk kılıçtan geçiriliyordu.. Araplar ve İranlıların durumları o kadar kötü idi ki İslamiyet’i yaymak ve İslamiyet’e hizmet etmek bir tarafa kendilerini korumaktan aciz bir duruma düşmüşlerdi. İşte böyle bir zamanda Maide suresi 54. Ayette :
“Ey iman edenler sizden kim dininden dönerse (İslâm’a hizmetten yüz çevirir-geri kalırsa) Allah da onların yerine öyle bir kavim getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar müminlere karşı boyunları bükük- alçak gönüllü, merhametli, Kafirlere karşı dik, onurlu ve güçlüdürler. Allah yolunda (korkmadan) cihat ederler. Kınayıp ayıplayanların ayıplamasından da endişe etmezler. İşte bu Allah’ın lutfu ve ihsanı geniştir ve her şeyi bilen de O’dur.”(Kur’an-ı Kerim Maide Suresi ayet: 54) müjdelenen ve hadisi şeriflerde Hz Peygamberin övgüsüne mazhar olan ve Yüce Allah tarafından Dünya nizamını kurmakla görevlendirildiklerine inanan Türkler topluca Müslüman oluyorlardı.   (Devamı Yarın)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.