DOLAR 18,5441 0.14%
EURO 17,9518 -0.43%
ALTIN 981,23-0,62
BITCOIN 3585433,42%
Afyonkarahisar
21°

HAFİF YAĞMUR

13:01

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

ALLAH KATINDA EN DEĞERLİ İNSAN KİMDİR?

ABONE OL
16 Ağustos 2016 13:41
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Muharrem Günay 16 Ağustos 2016 Salı 13:41:39
 

“Yâ eyyuhen nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve gabâile li teârefû, inne ekremekum indallâhi etgâkum, innallâhe Alîmun habîr(habîrun).” (Hucurat 49: 13)
“Ey insanlar! Şüphesiz biz, sizi bir erkekle bir kadından yarattık (ırkınız ve şahsınızla övünmeniz için değil; sırf iyilik uğrunda, hayırda) tanışasınız (yarışıp ve yardımlaşasınız) diye sizi şubelere/milletlere ve kabilelere ayırdık. Hiç şüphesiz ki sizin Allah yanında en şerefliniz, en takvâlınız (Allah’ın emirlerine en uygun yaşayanınız ve günahlardan sakınanınız)dır. Şüphesiz, Allah hakkıyla bilendir, (her şeyden) haberi olandır. (Hucurat 49: 13)
(Takvâ sahibi olmak, bütün günahlardan ve günaha giden yollardan sakınmak, nefsi terbiye ve tezkiye etmektir. Bu da nefsi her türlü kötü ve batıl duygu ve isteklerden arındırarak, Allah’ın emrine ve Resûlü’nün sünnetine uygun yaşamak; insanlara karşı dış yaşantısını Allah’a karşı da iç yaşantısını tertemiz süslemektir. Muttakîlik köşeye çekilme değil, aynı zamanda emr-i mâruf nehy-i münkeri yerine getiren aksiyoner bir hayat tarzıdır. Âyet-i kerîmeden anlaşıldığı üzere dünyada bütün insanlar arasında, insan olma yönünden hiç bir farklılık ve üstünlük yoktur. Eşitlik, karşılıklı saygı, müsamaha ve hayat hakkını tanıma (5/32) vardır. Hâlbuki bu hareket Batı’da ancak 15. asırdan sonra hümanizm ile gelişmiştir. Ancak Allah’a olan inanç ve kulluğun yerine getirilmesi bakımından O’nun katında dereceler ve üstünlükler vardır.) (Hucurat 49: 13)(Feyzü’l Kur’an/h.Tahsin Feyizli)
Ayette İnsanların şubeler/milletler halinde yaratılış sebebi olarak gösterilen tanışmak iyilikte, hayırda yarışmak ta bir takva ölçüsüdür. Nitekim Maide suresi 48. ayette insanların iyilikte, hayırda yani takvada yarışmaları için farklı ümmetler/milletler halinde yaratıldığına dikkat çekilir.
Takvâ  bir kalb olayıdır. Tâat ve kulluk sâyesinde kalbi günahlardan arındırmak ve bu sâyede Allah’ın rızasına ve sevgisine kavuşmaktır. Bir başka ifâdeyle takvâ kişiyi Allah’tan uzaklaştıracak şeylerden sakındırmaktır. Kur’ân’da “takvâ sahipleri, Allah’ın dostudur.” (8/Enfal,–34) âyeti, takvâ ve dostluk ilişkisini teyid etmektedir. Ayrıca bir başka âyetteki “Allah’tan takvâ üzre olun ki Allah size öğretsin.” (Bakara 2: 282) ifâdesi takvâ ile mânevî ilim, basiret ve firâset arasındaki ilgiye dikkat çekmektedir. Allah Rasülü’nün: “Müminin firâsetinden sakının; çünkü o, Allah’ın nûruyla bakar.” (Buharî, Tevhid, 63) hadisi bu anlamdadır.
Yine hemen her konuda insanları eşit gören dinimiz, takvanın yanında ilim sahibi olmayı da bir üstünlük vesilesi olarak kabul eder ve “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu” der. Burada da görüldüğü gibi takva sahibi müminlerde bulunması gereken bir önemli özelliklerden birisi de bilgi sahibi/âlim/ilim ehli olmak ve tefekkür etmektir.
Allah, kendisinin bilinmesini arzu etmiş ve bu kâinatı yaratmıştır. O halde, “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri bundan öğüt alır” (Zümer 39: 9) Ayet-i kertmesi ile murad edilen, insanoğlunun, yaradılışının sırrını, hikmetini bilmesidir. Yaradılışın sırrını bilmek için o yaradılışın ve yaratılmışların kanunlarını bilmek, ilim sahibi olmak, “müspet” denen ilimleri öğrenmek gerekir. Bilen kişi her şeyden evvel Allah’ı bileceğinden, Allah’tan en çok korkan, en doğru yolda olan da o kimse, yani âlim, bilgi sahibi olandır (Kullarından yalnız âlimler Allah’tan korkar. Allah şüphesiz aziz’dir, gafur’dur) (35/Fatır -28).
“Allah kendisinden başka ilah olmadığına adaletle şahadet etti. Melekler ve ilim sahipleri de O’ndan başka ilah olmadığına şahadet ettiler.” (Ali İmran 3: 18)
“De ki: ‘Benimle sizin aranızda Allah Teâlâ’nın ve Kitab’ın ilmine sahip olanların şahitlik etmesi yeter.” (Ra’d: 43)
Dikkat edildiğinde görülecektir ki, bu ayetlerde Allah Teâlâ (c.c) önce kendi zatından başlayarak birliğine şahadet etmekte, ikinci olarak melekleri, üçüncü olarak da âlimleri bu gerçeğe şahit göstermektedir. Bu ise, ilmin ve âlimin yüceliğini gösteren çok büyük bir delildir.
“Hz. Peygamber’e amellerin hangisinin daha üstün ve efdal olduğu sorulduğunda, şöyle cevap verdi: ‘Allah’ı bilmek’. Ne tür bir bilgiyi kastettiği sorulduğunda, yine ‘Allah’ı bilmek’ diye cevap verdi. Ashab ‘Biz amelden soruyoruz, siz ise ilimden haber veriyorsunuz’ diye itiraz edince, Hz. Peygamber şöyle cevap verdi: ‘Allah’ı bilerek yapılan amel ne kadar az olursa olsun insana fayda verir. Allah’ı bilmeksizin yapılan ameller ise, insana bir fayda sağlamaz’.” (İbn Abdilberr (Enes’den)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.