DOLAR 18,6355 -0.05%
EURO 19,3043 -0.61%
ALTIN 1.048,78-0,27
BITCOIN 302034-2,09%
Afyonkarahisar

KAPALI

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

ALLAH’IN GÜCÜ SINIRSIZDIR – Kocatepe Gazetesi

ABONE OL
8 Haziran 2013 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Muharrem Günay 8 Haziran 2013 Cumartesi 03:00:00
  Bazı kimselerin bu olayı imkânsızmış gibi görmeleri çok gariptir. İnsanın sınırlı -hem de çok sınırlı- güçleri ile Aya ulaşmayı başardığı bir zamanda, Allah’ın sonsuz ve sınırsız gücü ve kudreti ile Rasûlü’ne (s.a) kısa bir zaman içinde bu yolculuğu yaptırabileceğini inkar etmek çok saçmadır.
Her şeyin ötesinde, bir şeyin mümkün olup olmadığı konusundaki soru sadece sınırlı güçlere sahip olan insan hakkında geçerli olur. Fakat her şeye kadir olan Allah söz konusu olduğunda bu tür sorular sorulamaz. Sadece Allah’ın her şeye kadir olduğuna inanmayan bir kimse, Allah kendisi, kulunu Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya götürdüğünü söylediği halde bu olağanüstü olaya itiraz edip inkar edebilir. Aynı şekilde, hadislerde geçen ayrıntılara yöneltilen itirazlar da, ikisi dışında, çok basit ve saçmadır:
Birinci itiraz şudur: Eğer hadislerdeki ayrıntıları kabul edecek olursak o zaman Allah’ın belirli bir yer ile sınırlı olduğunu kabul etmemiz gerekecektir; aksi takdirde bu amaçla kulun belli bir yerden başka bir yere götürülmesine gerek olmazdı. Bunun yanı sıra hadislerin bildirdiğine göre Hz. Peygamber (s.a) bu yolculuğunda cennet ve cehennemi, orada azap çeken insanları görmüştür. Buna yöneltilen itiraz da şöyledir: Neden bazı insanlar kıyametten sonra kurulacak mahkemeden önce azap çekmekte veya mükâfat görmektedirler?
Birinci itirazı ele alırsak, elbette Allah sınırsız ve sonsuzdur. Fakat O, kullarıyla münasebet kurduğunda, kullarının eksik ve zayıf yaratılışlarına uygun araçlar kullanır. Bu O’nun kendi eksikliği nedeniyle değil, kullarının zayıflık ve eksiklikleri sebebiyledir. Örneğin O, yarattıklarından herhangi biriyle konuştuğu zaman, kendisinin konuşmasında sınırlama söz konusu olmamasına rağmen kulunun anlayacağı sınırlı konuşma şeklini kullanır. Aynı şekilde O, kuluna mülkünün muhteşem ayetlerinden bazılarını göstermek istediğinde, onu ayetlerin bulunduğu mekâna götürür. Elbette kul, Allah gibi evrende var olan ayetlerin tümünü görmeye güç yetiremez. Çünkü Allah’ın bir şeyleri görmek için bir yere gitme gibi bir ihtiyacı yoktur, fakat kul bunu yapmak zorundadır. Aynı şey kulun Allah’ın huzuruna çıkması için de geçerlidir. Gerçi Allah herhangi bir mekânla sınırlı değildir, fakat kul, O’nun huzuruna çıkmak için, O’nun ayetlerinin çok yoğun olduğu bir yere gitmelidir. Çünkü kul, sınırlı güçleri ile O’nun sonsuz ve sınırsız huzuruna varamaz.
İkinci itiraza gelince, bu da Hz. Peygamber’e (s.a) gösterilen birçok ayetin sembolik olduğu konusunu anlamamaktan kaynaklanmaktadır. Örneğin bir çukurdan şişman bir öküzün çıkması, fakat tekrar içeri girememesi fitnenin somutlaştırılmış bir halidir. Aynı şekilde zina yapanlar, Hz. Peygamber’e (s.a) önlerinde taze et olduğu halde, çürük ve kokmuş et yerken gösterilmişlerdir. Buna benzer bir şekilde kötülüklere verilen cezalar da ona âhirette verilecek olan cezaları önceden görebilmesi için sembolik bir şekilde gösterilmiştir.
PEYGAMBERLERİN ÖZELLİKLERİ
Peygamberleri (salât ve selam hepisine olsun)diğer insanlardan ayıran bir takım özellikleri vardır. Onları şöyle sıralayabiliriz:
1. Ruhları, dünyaya gelmeden önce ruhlar aleminde edindikleri bilgilerle donatılarak bedenlerine indirilmiştir.
2. Ruhları kudsi alemle temas halindedir.
3. Ruhları ve bedenleri meleklerin nuraniyet havasını teneffüs edecek ledünni kudrete sahiptirler.
4. Bedenleri ruhlarına tabidir; ruhları bedenlerinin uydusu değildir.
5. Melek Cebrail’in büyük bir ruhi güçle onlara yaklaşmasıyla ruhları geniş çapta faal duruma geçerek kendilerine ayrı bir kudret bahşetmiştir.
Cebrail Aleyhisselama gelince, o en büyük ruhtur. Bu ruh muazzam bir enerji kaynağıdır. Dokunduğu yerde hayat ve kudret başlar. Son derece nuranidir. Peygamberlerin kalplerine vahyi bu nur ile indirir ve kalbe inen bu nur, ruha üstün bir kudret verir ve sırası gelince bedenin ruhlaşmasına imkan tanır.
Gerçek bu olunca, gerek ilahi vahiy indiğinde, gerekse Melek Cebrail geldiğinde, Resulüllah (A.S.) Efendimizin bedeni kendi faaliyetlerini durdurup bütünüyle ruha tabi olur ve dünyadan ilgisi kesilmiş bulunurdu.
Nitekim O bu inceliğe işaretle şöyle buyurmuştur:
“ Ben sizin gibi değilim. Rabbim beni yedirir ve içirir.” (Buhari / Savm: 49, Ahmet, 2 / 23)
Bu hadisten de anlıyoruz ki, Peygamber ( A.S.) Efendimizin bedeni bir bakıma ruha dönüşünce, maddi ihtiyaçları ortadan kalkıyor ve ruhun yüce âlemden aldığı manevi gıda yeterli oluyor.
O halde İsra ve Miraç olayı hem ruhen, hem bedenen meydana gelmiştir. Bir de büyük ruh olan Melek Cebrail’in Peygamberimize eşlik etmesini düşünürsek, yüce ruhların nasıl bir araya gelip zaman ve mekan kavramlarını aştıklarını anlamakta gecikmeyiz.
İsa Peygamberin de göğe yükselmesi böyle olmuş; İbrahim Peygamber, ateşe atılırken maddi yapısı ruhi yapısına dönüşmüş ve o sebeple ateş nuru yakmamıştır.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.