DOLAR 18,5896 0.06%
EURO 18,3326 -1.18%
ALTIN 1.017,31-1,25
BITCOIN 3715560,08%
Afyonkarahisar
15°

PARÇALI BULUTLU

18:48

AKŞAM'A KALAN SÜRE

  • Kocatepe Gazetesi
  • Yazarlar
  • KUR’AN/İSLÂM GELDİKTEN SONRA ÖNCEKİ DİN VE KİTAPLARININ HİÇBİR GEÇERLİLİĞİ KALMAMIŞTIR

KUR’AN/İSLÂM GELDİKTEN SONRA ÖNCEKİ DİN VE KİTAPLARININ HİÇBİR GEÇERLİLİĞİ KALMAMIŞTIR

ABONE OL
26 Şubat 2019 13:17
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Muharrem Günay 26 Şubat 2019 Salı 13:17:48
 

(Kur’an/İslâm geldikten sonra önceki din/kitap ve İslâm dışı ve karşıtı olarak çıkan bütün ideolojilerin hiçbir geçerliliği kalmamıştır. Çünkü İslâm’dan önceki dinler/kitaplar, birer kavme gelmiştir. Bunlardan elde bulunan Tevrat ve İncil de, hem sonraki asırlarda hatırlarda kalanlardan yazılmış hem de tahrif edilmiştir. Yahudi ve Hıristiyanlar, Allah’a oğul isnad ederek şirke/küfre düşmüşler (5/17-18, 72-73; 9/30), Yahudiler millî ilâh, hıristiyanlar da üçlü ilâh kabul etmişlerdir. Bundan dolayı da İbrâhimî din özelliğini kaybetmişlerdir. Yüce Allah cihanşümûl olarak bütün insanlara tevhid esası üzerine son olarak İslâm dinini ve Kur’an’ı göndermiştir ki aslını aynen korumaktadır. Hıristiyanların, “Dinlerin kaynağı birdir; hangisi olsa Allah’a götürür.” şeklindeki diyalog çağrısında dinleri eşitmiş gibi göstererek, İslâm’ın özelliklerinden ve bilgisinden yoksun genç nesli hıristiyanlaştırmak veya hıristiyanca düşünmelerini sağlama çalışmaları vardır. Din bir tanedir, o da son din İslâm’dır. Ancak İslâm’ı tebliğ için hıristiyan, yahudi hatta ateistle, yani her insanla diyalog kurulur. Bu hususta yüce Allah, 2/120; 3/85, 100. âyetleriyle mü’minleri uyarmaktadır. İlave bilgi için bk. Ali İmran 64. âyet ve açıklaması.)
“Kim artık (son hak din) İslâm’dan başka (İlâhî veya beşerî) bir din arar (onları önemser)se asla ondan kabul edilmeyecek ve o, âhirette de hüsrana (büyük zarara) uğrayanlardan olacaktır.” (3 Ali İmran 85.)
(Âyet-i kerîmedeki İslâm’dan maksat, en son gönderilen, 84. âyette geçtiği üzere, önceki ilâhî dinlerin esaslarını kabul eden, aynı zamanda dünya ve âhiret için gereken esasları bildiren, yani hem ibadetlerin, hem sosyal hayatın gereken prensiplerini gösteren sosyal ve evrensel ilâhî bir din ve ilâhî bir hukuk sistemidir. Mahiyeti bozulmuş veya insan ürünü değildir. Hıristiyanlar dinlerinin icra yerini kilise yaptıkları gibi, İslâm, yalnız câmide icra edilecek merasim dini de değildir. Buna rağmen bundan başka bir din aranması Allahu Teâlâ yanında geçersizdir. Ancak Allah’ın dinini beğenmeyenler kendilerine uygun gelen bir sınıf (grup ve millet) dini icat etmeye veya İslâm’ı kendilerine uydurmaya çalışırlar; müslüman ancak İslâm’a göre müslüman olur. Bundan dolayı müslümanlar başka bir din/sistem, ideoloji aramaya yönelmezler. Aksi halde Allah’ın onaylamadığı, reddettiği bir şeyi onaylamış ve onu beğenmiş olurlar. Ancak bütün dinlerin üstünde olan İslâm’ı tebliğ için veya dünya işlerine ait meselelerde diğer dinlere mensup insanlar arasında diyalog yani konuşma, anlaşma ve tebliğ olabilir.) [bk. 3/19; 6/114-117; 9/33; 40/14] (Feyzü’l Fürkan, H.T. Feyizli)
İmâm-ı Rabbâni Hazretleri buyururlar ki:
“İki dini tasdik eden dahi şirk ehlinden sayılır. İslâm hükümleri ile küfrü bir araya getirmeye teşebbüs eden dahi müşriktir. Hâlbuki küfürden teberri etmek (uzaklaşmak, yüzçevirmek) İslâm’ın şartıdır. Şirk şaibesinden sakınmak tevhiddir…”
Hinduların büyük bildikleri günlere ta’zim, Yahudilerce bilinen adetlere uymak, küfrü icap ettirir. Nitekim ehl-i İslâm’ın cahilleri, bilhassa kadınlar, küffârın belli günlerindeki küfür merasimini icrâ etmektedirler. Bunları kendileri için de bayram kabul edip, kızlarının ve kardeşlerinin evlerine onlar gibi hediyeler yollarlar… Böylelikle o merasime tam manası ile îtina ve îtibar ederler.” İslâm’da bunların hepsi şirk ve küfür alametleridir. (Mektubat-ı İmâm-ı Rabbânî, 3/41))
Yine Mektubât-ı Şerife’nin 1. cildin 266. mektubunda şöyle buyuruyorlar:
“Bir defasında, bir hastanın ziyaretine gitmiştim. Ölümü yaklaşmıştı. Haline teveccüh ettiğim zaman gördüm ki kalbi şiddetli zulmet içinde. Her ne kadar bu zulmetin kalkması için teveccüh ettiysem de kalkmadı. Çokça teveccühten sonra bilindi ki, bu zulmetler, kendisinde saklı duran küfür sıfatındandır. Bu sıkıntıların kaynağı dahi küfür ehli ile dost geçinip durmasıdır. Bana malum oldu ki bu zulmetlerin def’i (kaldırılması) için teveccüh yerinde bir iş değildir. Zira onun bu zulmetlerden temizlenmesi, küfrün cezası olan cehennem azabına bağlıdır. (Yani o günahlardan temizlenmesi için cehennemde yanması gerekir) ve bana malum oldu ki, onda imandan bir zerre miktarı mevcuttur (yani onda az da olsa iman vardır) ve bunun bereketiyle cehennemde ebedi kalmaktan kurtulacaktır.”
Mümtehine suresinde kâfirlerle dostluk konusunda şöyle buyruluyor:
“Allah, ancak din(iniz) hakkında sizinle savaşanlarla, sizi (dininize göre yaşadığınızdan dolayı hor görüp) yurdunuzdan (veya bulunduğunuz yerden) çıkaranlarla ve sizin çıkarılmanıza arka çıkanlarla dostluk kurmanızdan sizi men eder. Her kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (mümtehine 60/9)
Ömer Nasûhi Bilmen bu ayetin tefsirini yaparken:
“Kâfirlerle ilişkileri kesmek, her türlü alâkayı kesmek anlamına gelmez. Bu ayet (Mümtehine /9) açıklıyor ki ilişki kesmenin sebebi, kâfir olmaları değil, mü’minlere zulüm ve işkence uygulamalarıdır. Müslümanlara düşmanlık etmeyen Gayrı Müslimlere iyi davranmak gerekir” diyor. Ömer Nasuhi Bilmen aynı ayetin tefsirini şöyle yapıyor:
“(Allahü Teâlâ Hazretleri, Ey Müslümanlar, (Sineleri ancak din hususunda sizinle muharebede bulunmuş) Bil’fiil savaşa katılmış, İslâm dinini söndürmek istemiş  (ve sizi yurdunuzdan çıkarmış) Ashab-ı Kiramı, Mekke-i Mükerreme’den çıkmaya mecbur etmiş olan bir takım müşrikler gibi bir vaziyette bulunmuş (ve sizin çıkarılmanıza yardım etmiş) sizi çıkaranlara yardımda bulunmuş (olan kimselere dostlukta bulunmanızdan men eder) Çünkü onlar, açıkça ve gizlice düşmandırlar. Onlara karşı gösterilecek bir dostluk samimiyetten uzak, zilleti getirir. (ve her kim onlara dostlukta bulunacak olursa) öyle açıkça İslâmiyet düşmanlarına karşı dostluk ve bağlılık gösterirse (İşte onlardır zalimler, onlar) Çünkü düşmanlığa layık olan kimselere karşı dostluk göstermiş olacakları için salahiyetlerini kötüye kullanmış kendi nefislerini azaba maruz bırakmış, binaenaleyh pek zalimce bir muamelede bulunmuş olurlar” (Ö.Nasuhi Bilmen tefsiri, Mümtehine Suresi tefsiri, 9. ayet)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.