DOLAR 18,6403 0.01%
EURO 19,6648 0.07%
ALTIN 1.076,640,00
BITCOIN 3189081,17%
Afyonkarahisar

AÇIK

06:31

İMSAK'A KALAN SÜRE

YOL AYRIMINDAKİ TÜRKİYE -4-

ABONE OL
1 Aralık 2014 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL

4.Gaflet ve dalalet.
Cumhuriyeti Türk Gençliğine emanet eden M. Kemal, Gençliğe Hitabesi’nde zaman içinde ülke yönetimine sahip olacakların “…gaflet, dalalet ve hatta ihanet…” içinde bulunabileceklerini vurgulamıştı. Ülkemizin bölücü terörle olan mücadelesine baktığımızda son otuz yıl içinde Türkiye’nin idaresinde bulunanların “ihanet” içinde değil ama “gaflet” içinde olduklarına hükmedebiliriz.
Nitekim PKK terörünün ivme kazandığı 1980’lerin sonunda M. Ali Birand Öcalan’la bir röportaj yapmıştı. Birand muhatabına; “tankı, topu uçağı, binlerce kişilik ordusuyla koskoca Türkiye’nin hakkından nasıl geleceksiniz” tarzında bir soru yöneltmişti. Öcalan’da; “benim en büyük silahım: Ankara’dakilerin aymazlığıdır” anlamında tarihe geçecek bir cevap vermişti. İşte 30 yıldır Türkiye Cumhuriyeti’ne kurşun sıkan örgütün en büyük gücü ülkemizi yönetenlerin bu aymazlığıdır. M. Kemal bu aymazlığı “…gaflet ve dalalet içinde… “ olmak şeklinde özetlemişti.
Bu gaflet içinde 1983’te başlayan bölücü terörü hep küçümsedik, bir gün karşımıza “Dış Destek” almış “Uluslararası Komplo” halinde dikilebileceğini düşünmedik. Suriye’de, Güney Kıbrıs’ta Lübnan’da, Kuzey Irak’ta, Yunanistan’da konuşlanan örgütü ininde yok etmek için argümanlar denemedik. Şunu hiç aklımıza getirmedik “baskın basanındır” kuralı gereği düşman sizin toprağınıza ayak bastığında zaten sizin bir adım önünüze geçmiştir. İşte PKK bu taktik gereği hep bir adım önde oldu. Kısacası kendi sınırlarınız içinde sizinle savaşan düşman her zaman sizin önünüzdedir.
Yine PKK düzenli bir askeri örgütlenme olarak değil yıllar önce karşılaştığımız Balkan çeteleri gibi davrandığı halde biz “düşmanının silahıyla silahlanmak” kuralına rağmen hep düzenli birliklerle mücadele ettik. Türkiye’de PKK yandaşı olan iç siyasal güç odaklarının etkisinde kalarak birkaç kişinin yanlış davranışlarını, çeteleşmesini bahane edip bu mücadelede oldukça başarılı olan “Özel Hareket Timleri”ni dağıttık.
Bazıları AB’nin dayatması ile çıkan “Avrupa Birliği Uyum Yasaları” çıkartıp örgütü rahatlattık. PKK’nın siyasal kanadı aşikar olan partiyle seçim ittifakları yapıp onları TBMM’ne taşıdık. Örgütle işbirliği yapan Milletvekillerini AB baskısıyla serbest bırakırken öbür taraftan PKK ile mücadele eden komutanları Ergenekon, Balyoz vb uydurma davalarla yargılamaktan çekinmedik. Bu yaşananların Cemal Paşa’nın 1902’de Adana isyanını çıkaran Ermenilere karşı bölgede direnişi örgütleyen Bahçe müftüsünü idam ettirmesinden hiçbir farkı yoktu. Buna benzer icraatlarımızla Türkiye zayıflarken örgüt hep güç kazandı.
PKK’ya karşı belki de en büyük zaafımız sadece askeri tedbirlerle yetinmemizdir. Hâlbuki düşmanla mücadelede “silahlı çatışma” savaşın sadece bir parçasıdır. Dolayısıyla psikolojik, sosyal, ekonomik, idari vb kısımlarını hep ıskaladık. Siyasetçi değil “Devlet Adamı” olan merhum Türkeş’in PKK ile mücadele edecek yüz bin kişilik özel ekip teklifine de güldük geçtik. Öyle ki psikolojik mücadele çerçevesinde toplum nezdinde PKK’nın gerçek yüzünü deşifre edecek ve onun “Uluslararası Komplo” olduğunu açığa çıkaracak “Kurtlar Vadisi Terör” filmine bile yasak koyduk.
İşte bu aymazlıklarımız PKK’yı güçlendirirken işin silahlı mücadele yönü örgütün gücünü artırdı. Şemdin Sakık’ın cezaevinde yazdığı “APO” adlı eserinde bu konuyla ilgili çok ilginç bir anlatım var. Bu anlatımda Öcalan’ın örgütün uğradığı militan kayıplarına hiç önem vermediği hatta bazı eylem yapılması zor bölgelere bile militan göndererek ağır kayıplara uğranılmasına sebep olduğunu aktarıyordu.
Burada Öcalan’ın temel stratejisinin; militan kayıplarını en üst seviyeye çıkararak “her Kürt evine ölü bir Kürt göndermek” amacında olduğunu vurguluyordu. Böylece kin ve intikam duygusuyla savaşın tabana yayılacağını öngördüğünü belirtiyordu. Sakık bu tespitten sonra; “ilk yıllarda ailelerin terör eylemlerinde ölen çocuklarının cenazelerine sahip çıkmadıklarını ama zamanla cenazelerin kitlesel gösterilere dönüştüğünü” aktarmakta. Terörü en kısa zamanda halletmek yerine kangren haline dönüşmesine yol açmak bir başka aymazlık değil mi?

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.