DOLAR 16,8853 -2.7%
EURO 17,8334 -2.47%
ALTIN 991,58-2,31
BITCOIN 3566890,57%
Afyonkarahisar
18°

PARÇALI BULUTLU

20:47

AKŞAM'A KALAN SÜRE

Üstadım Talha Bey’in soruları üzerine

ABONE OL
25 Mayıs 2011 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Murat Arısoy 25 Mayıs 2011 Çarşamba 03:00:00
  Üstadım Talha Emir, buldu benim gibi hafif sıklet boksörü, nakavt edici sorular sormuş. Aslında, şahsımı muhatap alıp sorular sorması, ziyadesiyle memnun ediyor beni. Adam zannediyorum kendimi. Suale müsaade haddim değil, estağfurullah.
Ancak şunu söylemeliyim: Vereceğim cevaplar “tatmin” edici olmayabilir. Zira herhangi bir şifre, kopya vs kullanmadan içimden geldiği gibi cevap vereceğim.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Emekli Korgeneral Engin Alan için “Ayağa kalkmadı, bedelini ödedi” dedi. Bunu TV8’de iletişim profesörü Haluk Şahin, “Başbakan, kullandığı kelimelerin iki anlama birden gelebileceğini hesap ediyor ve öyle konuşuyor” şeklinde yorumladı, ancak daha ileri gitmedi. Peki Engin Alan nerede? Silivri’de tutuklu. Bir Başbakan, “Bedelini ödedi” diyorsa bunun bir anlamı da Silivri’ye gönderilmesi demek. Zaten Sayın Başbakan da kamuoyunda onca tartışma yapılmasına rağmen “Yok efendim, onu değil, bunu anlatmak istedim” de demedi. Gerçi Sayın Başbakan, bordo kravat, mavi gömlek giydiğinde muhabirin “Trabzonspor’a mesaj mı” sorusuna da “Nasıl arzu edersiniz” karşılığını verdi. Yani kim ne-reye çekerse o… Lakin bu durum Engin Alan’ın tutukluluk halinde bir farklılığa neden olmuyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı’na ayağa kalkılır mıydı? Eh, hele askeriye gibi disiplini esas alan bir kurumdaysanız kalkmanız gerekirdi. Parantez içinde Alan’ın “Eşbaşkan için ayağa kalkmam” demecini de eklemek gerekir.
Peki “saygısızlık” yapanlar hapse atılıyor mu? Yok, hepsi değil ama geneli gözaltına alınıyor. Örneğin, Başbakan Erdoğan’ın izleyeceği bir konserde görev alacak olan Türkiye Gençlik Birliği üyesinin apar topar gözaltına alındığına dair haberler yayınlandı basın-yayın kuruluşlarında. Keza Afyonkarahisar’da 12 Eylül Referandumu sürecinde Cumhuriyet Meydanı’ndaki mitingin ardından İşçi Partisi’ne asılan ve “Açılım” politikasını eleştiren pankart dolayısıyla gözaltılar yaşandığını, o pankartı asanlara parti binasında “darp”a yakın müdahalede bulunulduğunu biliyoruz. 2007 seçimleri sürecinde de Mersin’de, Başbakan’ın “Ananı al da git” dediği çiftçi gözaltına alındı. Evet herkes tutuklanmıyor, ama gözaltı tecrübesi yaşıyor.
Bu arada AK Parti’ye oy verenlere “Göbeğini kaşıyan adam” olarak bakmam mümkün değil. İki nedenle: Birincisi, en yakınlarım, annem ve rahmetli babam da sekteye uğratmadan AK Parti’ye verdiler oylarını. Annem, bu seçimde yine AK Parti’ye oy verecek. İkincisi ise şu: Nereden bakarsak bakalım, seçmenlerin önemli bir kesimi AK Parti’ye gönül vermiş durumda. Bununla birlikte biliyoruz ki AK Parti’nin seçmeni vatanına, milletine bağlı kişiler, Yani olası bir devrim, değişiklik vb. her ne tahayyül ederseniz AK Partili seçmenlerin de katkısıyla gerçekleşecek. Bu çok açık. (Deniz Baykal da bunu çok yapardı. Sorunun cevabını uzatır, sonra ‘Çok net, çok açık’ derdi).
Yalçın Küçük’ün açıklamaları ne kadar doğru bilmiyorum. Çünkü Küçük, “İsimbilim” adlı komplo teorisinin, insanı kendi soyadına bile, dolayısıyla ülkesine de yabancılaştıran o komplo teorisinin mucidi. Dolayısıyla Yalçın Küçük’ün MHP’de bir adayın belirlediğine inanmak biraz güç. Küçük’ün böyle bir kuvveti olsa, Mehmet Haberal’ı MHP’den aday gösterirdi.
Gelelim 28 Şubat’a. Fikren beni tanıyanlara garip gelecek ama, ben 28 Şubat’ın Amerika Birleşik Devletleri tarafından desteklendiği kanısına varmaya başladım. Çünkü 28 Şubat’ın bir numaralı oyuncusu Emekli Orgeneral Çevik Bir hakkında bir tek soruşturma bile açılmadı. Bırakın soruşturma açılmasını, herhangi bir şekilde adı bile geçmedi. Oysa o süreçte görev alan Emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu ile Emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı’dan tutun da son dönem Genelkurmay Başkanları’ndan Emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile Emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un bile soruşturmalarda isimleri geçiyor. Bu verilere bir de Türkiye Partisi kurucusu ve şu an Sivas Bağımsız Milletvekili Adayı Abdüllatif Şener’in “Çevik Bir’i araştırın, kiminle ortak” mealindeki demecini eklediğimizde 28 Şubat hakkındaki soru işaretim büyüyor. İddialara göre Çevik Bir, AK Parti’ye yakın gruplarla çalışıyor. Yaln��z anladığım kadarıyla 28 Şubat’ta Kemalistler ve devrimciler “Bu sefer olacak” diye düşünüp, böyle bir zan içerisinde Refah-Yol hükümetine karşı önce yapay bir şekilde oluşan, sonra toplumsal hareket hüviyeti kazanan akıma öncülük ettiler. Refah-Yol döneminde iyi ya da kötü, 1960 İhtilali’nin ardından ilk kez yüzde 100 yerli otomobil imal etme girişimi yaşandı. Bu 28 Şubat’ın yapılmasına yönelik bir veridir bence. Bir de 1996’daki Amerikan kaynaklarında, daha Milli Görüş içinde bölünme hasıl olmamışken, Erdoğan’ın Başbakan, Gül’ün Dışişleri Bakanı olarak telaffuz edilmesi, dikkatlerden kaçmamalı.
Ancak Üstadım Talha Bey, Silivri’deki gazeteci-araştırmacı tutuklulara baktığınız zaman Eşref Bitlis, Gaffar Okkan, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu, hata Hrant Dink’in hangi güçlerin, hangi amaçla öldürüldüğünü çarşaf çarşaf yazdıklarını görüyoruz. Mesela, Hrant Dink’in Kürt kökenli vatandaşlara yönelik bir açıklama yaptığını ve o vatandaşlarımızı uyararak “Biz Ermeniler, yabancı devletlerin oyununa geldik. Bizim düştüğümüz hataya siz düşmeyin” dediğini biliyor muydunuz?
Merhum Muhsin Yazıcıoğlu 28 Şubat’a karşı çıkmış olabilir. Bununla birlikte yeni dönemde merhum Yazıcıoğlu’nun Büyük Ortadoğu Projesi’ne karşı çıkması nedeniyle öldürülmüş olma ihtimali yok mu? Zira BBP tabanı ile AK Parti tabanı arasında büyük bir fark yok. Ancak BBP, Ilımlı İslam’ı değil, Türk-İslam sentezini savunuyordu. Dolayısıyla AK Parti ile yürütülen Ilımlı İslam Projesi, BBP’nin güçlü görünmesiyle istenildiği yörüngede ilerlemeyebilirdi.
ÖSYM konusunda, “bir kısım medya” hemen sizin dediğiniz doğrultuda yayınlara başlamıştı üstadım. “Seçim sürecinde, seçim güvenliğinin olmadığını iddia için harekete geçen derin kuvvetler” diye başlayan haberleri dinledim ben 1 hafta boyunca. Evet, ortada kesinleşen bir şey yoktu, fakat ciddi bir bir şüphe vardı. Bu konuda devletin en tepesindeki yetkililer ilk açıklamada “Tatmin oldum” dedi-ler. Sonra bir baktık ki iddialarda doğrulur payı var. “Sehven” yapılmış… Hadi bu KPSS’den başlayan süreci “çete” diye ne idüğü belirsiz tayfa sahneye koydu, peki 2000’li yılların başından bu yana Polis Meslek Yüksek Okulu Sınavları’nda gündeme gelen kopya iddiası neden yalanlanmadı?
Kaset mevzuunu da sormuşsunuz Üstadım Talha Bey. CHP’deki kaset olayını hatırlayınız, rica ederim: Önce Deniz Baykal istifa etti. Ya sonra? Baykal’ın A Takımı, 1 Mart Tezkeresi’ne direnen ekip, olduğu gibi tasfiye edildi. Evet, CHP şu anda yüzde 20 bandını çoktan aştı. Anketlere bakarsak CHP, yüzde 28 ila 33 arasında. Ciddi bir oy artışı var. Bununla birlikte bıraktım program farkını, söylem olarak AK Parti’nin kopyası durumuna düştü. Olası bir “uluslararası müdahale” aşamasında CHP’nin özellikle üst yönetiminin AK Parti’nin üst yönetiminden farklı oy kullanacağını, ABD ve AB’ye “emperyalizm” ekseninde baktığını düşünmüyorum.
MHP’deki kasetleri de böyle görüyorum. Evet, kasete konu olan olaylar onaylanabilir türden değil. Tabii onaylanamaz hareketleri yapanların izlendiği, takip edildiği, zaaflarının araştırıldığı ve zaaflarına göre işlem yapıldığı da aşikar, bana göre. Yani onaylanmayacak hareketler, yine onaylanmayacak istihbarat davranışları sonunda elde edilen kasetlerle kamuoyuyla paylaşıldı. MHP de bu istifaların ardından büyük ihtimalle bir yönetim değişikliğine gidecek, bu da MHP’yi yüzde 15-20 bandına getirecektir. Getirecektir getirmesine de “Yeni CHP”den sonra “Yeni MHP”nin toplam oyları AK Parti’yi yakalayacak ve geçecektir. Ya program? Örneğin bu yeni akımlar, ABD’nin tasarladığı İran’a saldırıya karşı çıkabilecek midir? Yoksa “Laiklik” ilkesiyle CHP üst yönetimi tarafından CHP tabanı, “Turan” ülküsü ile MHP üst yönetimi tarafından MHP tabanı, İran’a saldırıya hazır hale mi getirilecektir? Tabii işin bir de Türkiye boyutu var. “Hizaya getirilmiş” partilerden mütevellit bir Meclis’te “Demokratik Özerklik” gibi bir talebin sert bir ret göreceğini tahmin etmiyorum. Bunun yanı sıra partiler “hizaya getirilmemiş” olsalar bile Türkiye’de uzun süredir iç savaş çanları çalıyor.
Üstadım Talha Bey;
İster komplocu deyin, ister abarttığımı düşünün. Lakin ben Türkiye’de Irak işgalinden bu yana hiçbir adımın Büyük Ortadoğu Projesi dışında atıldığını sanmıyorum.
Azizim Talha Bey;
Ali Çetinkaya hakkında, bir Ardahan milletve-kiliyle tartıştığı, tartışmanın ardından bir silah sesi duyulduğu ve Ardahan milletvekilinin öldüğü yönünde yayınlar vardır. Bu, Ali Çetinkaya’nın Halit Paşa’yı öldürdüğüne dair yüzde 100 bir kanıt değildir.
İskilipli Atıf Hoca’nın da suçunun Şapka Kanunu’na muhalefet olduğu, savcının 5 yıl hapis istediği, ancak idam edildiği belirtilir. İdamı savunanların bir gerekçesi var:
“Her dönemi kendi koşullarında değerlendirmek gerekir. O dönem de olağanüstü bir halin olduğu şüphesizdir.”
İdam kararı ve şekli hata olabilir. Zira yakın tarih gösterir ki her idam, aynı anda “kahramanlaştırma” yolunu da açar. Hatta kahramanlaştırma, kahramanın simasının basılı olduğu T-Gömlekleri giymeye, ancak o kahramanın “metalaşması”nı normal bir olguymuş gibi algılamaya bile neden olabilir. İdam kararının “tartışmalı” bir halde olması, kararı veren kişi için “cellat” ve “katil” denilmesini gerektirmez. Bu bir kere, ölmüşün arkasından konuşmaktır ve bir siyasetçinin sözleri nedeniyle millet olarak ölmüşün arkasından konuşmaktayız.
“Hukukçu olmayan hâkim” meselesine gelince… Yüce Divan görevini yerine getirecek olan Anayasa Mahkemesi’nin Başkanı hukukçu mu? Hayır…
Şimdilik bu kadar Üstadım. Soru yanıtlamak meşakkatliymiş. Arz ederim.?

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.