DOLAR 16,8853 -2.7%
EURO 17,8334 -2.47%
ALTIN 991,58-2,31
BITCOIN 3621040,66%
Afyonkarahisar
18°

PARÇALI AZ BULUTLU

13:12

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

HAYATINIZIN EN ÖNEMLİ KONUSUNU AÇIKLIYORUZ

ABONE OL
13 Aralık 2017 13:20
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Mustafa Yılmaz DÜNDAR 13 Aralık 2017 Çarşamba 13:20:48
 

– 51 –
“Ben de müstakilen varım ve muhtarım” diyerek tanrılığını ilan edenin hayatı tezatlarla doludur. Dilerseniz o tezatlara birlikte bakalım, ne kadar tezatlarla iç içe yaşıyor görelim.
DÜNYA İÇİN BAŞKA, AHRET İÇİN BAŞKA İSTİYORUZ
Bir kişi sevdiği birisi için, örneğin çocuğu için dua ediyor: “Allahım ona şöyle bir iş ver, ona şöyle bir ev ver, ona şöyle şunu ver, bunu ver…” Duası böyle! Diyelim ki sevdiği kişi dünyasını değiştirdi, isteği değişir, şimdi ne ister: “Allahım onun günahlarını bağışla, onun azabını yok et, onun mekânını cennet eyle.” Böyle demiyor muyuz? Ölen bir yakınımız için ev araba istemeye devam etmiyoruz. Fark edin lütfen, bu nasıl bir tezat? İlkin talepleriniz hep tanrılar dünyasına aitti, şimdi “B” hayatına ait şeyler istiyorsunuz. Dünya ve ahiretin birbiriyle çok ilişkili olduğunu bilmeyen var mı? Ama isteklerimiz bu bilgiye hiç uymuyor. Dünyadayken öyle şeyler istiyorsun ki ona ateş olacak şeyler! Çocuğun yaşarken istediklerin onu mahvedecek talepler, ileriyi düşünmeden istiyorsun. Ama sonra? Onları isteyen sanki sen değilsin, bu sefer “Allahım onun azabını yok eyle, onun günahını bağışla, onun mekânını cennet eyle” diyorsun. Bu dualar ona bu dünyada yaşarken lazımdı. Ama hiç öyle şeyler istemiyordun. Çünkü taleplerin tanrı istekleri, talebi yapan tanrı…
BİR YANDA “RAZI” OLAN,
 DİĞER YANDA “SAHİP” OLAN

Cehennem meleğinin adı Malik, cennetin meleği Rıdvan, biliyorsunuz. Ne enteresan! Hiç düşündünüz mü, Malik ve Rıdvan ne demek? RIDVAN razı demektir. Sizin yaşarkenki razı olma enerjiniz sizin cennetteki meleğinizdir; adı da Rıdvan: Razı. Cehennemin meleği ise MALİK; o da sizin “ben müstakilen varım ve muhtarım” diyen sahiplenme enerjinizin meleği! Cehennemdeki meleğiniz bu yüzden Malik’tir. Cennet ve cehennem bu kadar somut! Bu yüzden, tanrının mekânının ismi CEHENNEM’dir. Cehennem meleğini kişi burada oluşturuyor; sahip olma enerjisi onun cehennem meleğidir: “Ben de müstakilen varım yani ben ilahım. Benim olsun, bana gelsin, beni sevsinler, beni takdir etsinler, beni övsünler…” diye, diye, diye insan kendi enerjisiyle o sistemi oluşturuyor. Razı olan, rıza gösteren yapı da enerjiyle CENNET’i, cennet meleğini oluşturuyor. İsmi de Rıdvan; razı, razıyım. Lütfen kendinize sorun; yaşantım hangisine uygun?
KUR’AN’DA “İKİLEM SANILAN
BİR GÖRÜNTÜ” OLABİLİR Mİ?

Makbul ve müstakim bir hayat için önemli iki şey, Kelime-i Tevhid’in doğru anlaşılması ve doğru kader anlayışıdır. Konuşmaktan korkulan kader konusunu nasıl anlamalıyız? Kaderi idrak etmek bizi ikilemlerden nasıl kurtarır? Hedefimiz hep bunlar ve Efendimiz’in söylediğini, hiç şüphesiz onu açıklamaya çalışıyorum, Efendim Muhammed aleyhisselam’ın açıkladığını paylaşmaya gayret ediyorum. Şimdi bu amaçla İnsan-29 ve İnsan-30 ayetlerini örnek vereceğim ama bunları “temsili ayetler” olarak kabul edin, yani bu manadaki diğer ayetleri temsilen bu ikisini ele alacağız.
İnsan-29: “Dileyen Rabbini seçer.” Dikkat edin; “DİLEYEN” deniyor, bir serbestlik var. Çok dikkat edin, zihinlerdeki ikilemleri ortaya koymaya çalışıyorum. “Dileyen Rabbini seçer” denince sanki yol ortada, iyi-kötü ortada ve dileyen Rabbini seçiyor anlamı oluşuyor, değil mi? İnsan-29 böyle. Şimdi de İnsan-30’a gelelim: “Ve ma teşaune illa en yeşeallahu: Siz dileyemezsiniz Allah dilemedikçe.” Daha ileri manası ise şöyle: “Dileyen YOK, illa Allah.” Bu ikisi başlı başına Kur’an-ı Kerim’in beşer lisanı olmadığının da kanıtıdır. Şöyle ki: Ben bilim adamı olarak hem İnsan-29 hem de İnsan-30 manasını içeren bir makale yazsam hiçbir bilim kurulundan geçmez. “Çelişki var, bilimsel yönteme uymuyor” derler. Bir makalemde İnsan-29 ve İnsan-30’daki manaları yan yana koysam bilim kurulundan “ret” gelir; yukarda ne söyledin, aşağıda ne diyorsun derler. Hadid Suresi 22 ve 23. ayetlerin kaderle ilgili ortaya koyduğu manayı kendi cümlelerim gibi yazıp yanına da “dileyen Rabbine yönelir” gibi İnsan-29 manasına uygun cümleler yazsam makalem hiçbir bilim kurulundan geçmez. “Çelişki var makalende, böyle bilim olmaz, ya onu, ya bunu iddia et” derler. Ama Kur’an ikisini de hem de birçok defa yan yana söylüyor. Kendimize lütfen soralım: Kur’an’da bu ayetleri böyle görünce içimizden “burada tezat var” diye düşünüp ama bunu açıkça dile getiremiyor olabilir miyiz? Öyle dediğiniz halde, açıkça söylemekten korkuyor olabilir misiniz?
Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde; “hala akletmiyor musunuz, hala düşünmeyecek misiniz?” diyen ayetler neyi gösteriyor? Bir serbestliği! İnsan-29 da öyle! Ama bir sonraki ayet buyuruyor ki: “Dileyen YOK, illa Allah” veya meallerde yazılan şekliyle söyleyelim; “siz dileyemezsiniz, Allah dilemedikçe.” Size çelişki gibi gelen bu ayetler için Allah’a “Kitap’ta çelişki var” diyemiyor olabilir misiniz? Oysa insanların içi ve hali öyle diyor. Bu iki ayetin ilişkisini ve manasını anlayamayanlar ne yapıyor biliyor musunuz? “Dileyen Rabbini seçsin” mealindeki İnsan-29. ayeti okuyup diyor ki; “serbestlik var, ben müstakilen varım ve muhtarım, serbestçe karar verip Rabbimi seçerim. Çünkü ayet böyle!” İnsan-29’a böyle inanmış da bunu telkin edecekse, o kişinin yazısında, konuşmasında İnsan-30’u bulamıyorsunuz. İnsan-29 ve benzer ayetleri seçiyor, topluyor, hadislerin de İnsan-29’a uygun yarılarını alıp, kesip onu yazıyor: “Allah, Allah olduğu için ne yapacağımızı önceden bilmiş ve ona göre takdir etmiştir.” Aynen böyle yazıyor maalesef, lütfen inceleyin. “O Allah olduğu için önceden biliyor, bildiği için onu yaratmıştır. Senin müstakil iraden var, serbestsin, muhtarsın, sen seçersin…” Bütün bunlara delil olarak da oluşturduğu bu hükmü destekleyecek ayetleri ve hadislerin ona uygun kısımları alıp yazıyor. Okuyan mutlaka buna inanacaktır, mutlaka! Çünkü hepsi ayet ve hadis! Hüküm kişinin hükmü ama altına ayet ve hadis koydu, ona inanılır. Bir grup böyledir. Diğer grup ise sırf İnsan-30’u alıyor: “Dileyen yok, İlla Allah” mealindeki ayetleri ve hadislerin de bu ayete uygun kısımlarını toplayıp, sonra kendi oluşturduğu hükmü veriyor. Diyor ki, namaz kılmana gerek yok, Allah dileseydi, olurdu… Bu sefer bunu okuyan da buna inanıyor. Başka düşüncelere şartlanmamışsa kişi buna inanıyor. Diyor ki ayet böyle, demek ki bu işin doğrusu böyle! Bir grup da böyle inanıp böyle yaşıyor. Her iki grup da ayet ve hadislerle hüküm veriyor gibi görünüyor, değil mi? Ama değil. Peki, neden böyle? Kur’an’da ikilem mi var? Kur’an her iki manadaki ayetleri, hem de birçok defa, yan yana veya alt alta söylüyor. Bu öyle çok önemli ki! Şimdi, İKİLEM SANILAN BU GÖRÜNTÜ’yü çok farklı bir şekilde kaldıracağız, inşaAllah.
HAYATINIZIN EN ÖNEMLİ KONUSU’NU AÇIKLIYORUZ
Kaderle ilgili olarak, nerede olursa olsun, şu iki soruya mutlaka cevap bulmalıyız: 1) Neye inanacağım? 2) İnandıktan sonra ne yapacağım, nasıl amel edeceğim? Kimin kader açıklaması olursa olsun, o açıklama bu iki sorunun cevabını mutlaka içermelidir. Bir açıklamayla karşılaştınız ve onun Efendimiz (SAV)’in açıkladığı kadere uygun olup olmadığını anlamak istiyorsunuz, hemen “nasıl ve neye inanacağım?” sorusuna cevap arayın, iman ile ilgili cümleyi bulun. Buldunuz, bu sefer “nasıl davranacağım, nasıl fiil ortaya koyacağım?” diye sorun. Onu da bulduğunuzda elinizde iki tane cümle var demektir. Şimdi o iki cümleyi inceleyin, o iki cümlenin ikisi de Kur’an-ı Kerim’e ters düşmemelidir! Burası anlaşıldı mı? Çok önemli! Ahiret hayatınız dâhil, belki de HAYATINIZIN EN ÖNEMLİ KONUSU’nu açıklıyoruz. “Neye inanacağım?” dediniz, bir cümle buldunuz, bu cümle Kur’an’a ve hadislere uygun olacak! “Böyle inanan ne yapar, nasıl yaşar?” dediniz ve bir cümle daha buldunuz. Her ikisi de Kur’an’a ve hadislere uygun olacak!
İMAN UYDURANLAR VAR BİR DE
DAVRANIŞ BİÇİMİ UYDURANLAR VAR

Düşülen yaygın yanlış şöyledir: Kimileri her iki soruya da İnsan-29 ve benzer ayetler ile cevap verir. Yani “akletmeyecek misiniz, tefekkür edin, dileyen Rabbini seçer” mealindeki ayetleri her iki sorunun cevabı olarak kullanır. Lütfen şuna dikkat edin, bu ayetlerde bize önerilen nedir? Bu ayetlerde önerilen bir DAVRANIŞ BİÇİMİ’dir. Çok dikkat edin lütfen, izahta zorlanabilirim, konu çok önemli ve ağır! İnsan-29 ve benzerleri bize nasıl davranacağımızı açıklar, orada bize önerilen bir davranış biçimidir; “aklınızı kullanın” bir davranış biçimidir. “Dileyen Rabbini seçer” bir davranış biçimidir, yani bir ameldir. O ayetler bize imana ait bir usül değil, bir davranış öneriyor. Oralarda önerilen, inanılacak bir şey değil, bir davranıştır. Demek ki, grubun birinin her iki soruya cevap olarak seçtiği bu ayetler bize davranış biçimini öğretiyor, nasıl amel edeceğimizi açıklıyor. İşte bu grup “neye inanacağım?” sorusuna aslında ayetle değil kendi uydurdukları görüşle cevap vermiş oluyor, ama ayet kullanarak! Uydurduklar o hüküm ayet ve hadislerde yok! O ayetlerdeki davranış biçimine bakıp, öyleyse şöyle inanmak lazım diyorlar. Böylece bunlar, nasıl davranılacağını açıklayan o ayetlere uygun bir İMAN UYDURUYOR’lar. Malesef yanılıyorlar! Davranış biçimini anlatmak için kullandıkları ayet ve hadisler doğru, ama inanılacak şeye yönelik açıklama kendi hükümleri ve uydurma! Siz ayet ve hadislere inandığınız için, onu okuyunca fark etmeden uydurulanı da ayet ve hadis sanıp inanıyorsunuz. Çünkü İnsan-29 ve benzer ayetleri görünce iman ile ilgili uydurulmuş hükmün beşeri olduğunu göremiyorsunuz ve iman edilecek şeyle ilgili uydurmaya inanıyorsunuz. Nasıl anlaşmıştık oysa? “Ne yapacağım?” sorusunun cevabı da, “neye inanacağım?”ın cevabı da Kur’an’a ve Hadislere uyacaktı. Oysa bu bakış açısının, kadere iman konusunda, “neye inanacağım?” sorusuna verdiği cevap Kur’an’a uymuyor! Öyle bir hadis ve öyle bir ayet yok! Diğer anlayış ise sadece İnsan-30 ve benzerlerini alıyor ki, o ayetler bize kadere imanı açıklıyor, yani nasıl inanacağımızı öğretiyor. “Dileyen YOK, illa Allah” meali inanılacak bir şeydir, imandır. Diğer grup iman uyduruyordu, bu grup ise amel uyduruyor. Kadere imanı öğreten ayetleri alıyor, bu iman bakış açısıyla DAVRANIŞ BİÇİMİ uyduruyor, nasıl davranacaklarını, ne yapacaklarını uyduruyor: “Namaz kılmana gerek yok, dileseydi olurdu. Uyandırma, Allah dilemişse kalkar kılar, içiyorsam Allah dilediği için…” diyerek davranış uyduruyorlar. Bunları okuyan kişi, o ayet ve hadislerin açıkladığının davranış değil de iman olduğunu fark edemeyince, davranışla ilgili uydurulmuş hükmü ayet hadis gereği sanıp, ona inanıyor. BATIL FIRKALAR bugün de böyle oluşuyor.

HİSSETMEK VE MUHTARİYET-51-

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.