DOLAR 18,5946 0.05%
EURO 18,5627 0.02%
ALTIN 1.029,65-0,06
BITCOIN 3776964,03%
Afyonkarahisar
15°

AZ BULUTLU

05:33

İMSAK'A KALAN SÜRE

AÇLIKTAN AYAKTA DAHİ DURAMAYAN BİR PEYGAMBER

ABONE OL
16 Şubat 2018 14:33
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Muharrem Günay 16 Şubat 2018 Cuma 14:33:33
 

Peygamber Efendimiz bir gün nafile olarak kıldığı bir namazı oturarak kılmıştı. Ebû Hüreyre (ra), namazdan sonra sordu: “Yâ Resûlallah! Bir hastalığınız mı var? Namazı oturarak kıldınız?” Peygamber Efendimiz: “Ey Ebû Hüreyre, günlerdir ağzıma koyacak bir şey bulamadım. Açlık takatimi kesti, ayakta duracak dermanım kalmadı, onun için namazımı oturarak kılıyorum.” buyurdular. (Kenzü’l-Ummâl, 6/755, 7/348)
İşte Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed (s.) böyle bir insandı, her konuda olduğu gibi sade yaşantısı, haram ve şüpeli şeylerden kaçınma konusunda da bize en güzel örnekti. (Muharrem Günay, Namaz ve Namazı İkâme Etmek, s. 255)
Sahabe de aynı şekilde dünyaya tamah etmemişler, zenginleri infakta yarışmış, şükretmiş, fakirleri de tevekkülle, sabırla, hatta şükürle zorlukları göğüslemişlerdir. Bunun en güzel örneği Ashab-ı Suffe’dir. İaşeleri Peygambere ait olan bu aşk ve ilim ehli insanlar, hayatlarını dine vakfetmiş, yokluğa ve açlığa peygamber sevgisiyle sabretmiş, Allah aşkıyla şükretmişlerdir.
Tasavvuf ehlinden olan Râbiatü’l-Adeviyye’nin sabaha kadar namaz kılıp sabahleyin Süfyan’ın; “Bunu bize nasib eden Allah’a şükredelim.” demesine karşılık, “Öyleyse bugün oruç tutalım.” demesi, tasavvuf ehlinin şükre bakış açısını göstermektedir. Nitekim mutasavvıflar şükrün rıza makamından daha yüce bir makam olduğunu, şükrün rızayı ve daha fazlasını içine aldığını söylemişlerdir. (Firuzâbâdi, Besair, s.335.)
Mutasavvıflar nezdinde de şükrün, çok geniş yelpazede bir karşılığı vardır. Nimete şükürden, fena fillaha kadar şükrün dereceleri vardır. Mesela Tabiin’in meşhur âlimlerinden ve evliyanın büyüklerinden olan İbrâhim b. Edhem, “Kendisine ‘Allah (c) : Dua edin kabul edeyim! (Ğafir, 40/60) buyuruyor, fakat bazen dualarımız kabul olmuyor.” diyen birisine “Allah’ı biliyor ona itaat etmiyoruz, Rasulünü tanıyor sünnetine uymuyoruz, Kur’an okuyor onunla amel etmiyoruz. Allah’ın verdiği nimetleri yiyor şükretmiyoruz, inananlar için cennetin hazırlandığını biliyor ona talip olmuyoruz…” diye cevap vermiştir.  (Attar, İbrahim Feridüddin, Tezkiretü’l-Evliya (trc.Süleyman Uludağ), Erdem Yay., İst., 1991, s.159.)
 Burada şükrün nimete karşı yapılan şey olduğunu görüyoruz. Hakiki şükrün takva olduğunu, yani Allah’ın kullarına emrettiği tüm ibadetler olduğunu (Bkz.Azime, Salih, el-Mustalahatu’l-Kur’aniyye, Beyrut, 1994, s. 240.) söyleyenler olduğu gibi, avâmın şükrü: mün’imden (Nimet veren, yedirip içiren Allah’tan ) gelen nimeti görür, ihsanından dolayı O’nu över, o nimetin gereğini yerine getirir, nimeti ikrar ve itiraf eder. Havassın şükrü ise: Nimetin durumunu görmez, önce mun’imi/nimeti vereni Allah’ı görür. (Azime, el Mustalahat, s. 242,) diyenler de vardır. Mutasavvıfların şükre bakışlarını gösterme açısından yaptıkları bazı tanımlamalara değinecek olursak: Mesela Harraz: “Şükür, nimeti vereni tanımak ve onun nimet ve ihsanını ikrar etmektir.” demiştir. (Kelâbâzi, Ebu Bekir Muhammed, Doğuş Devrinde Tasavvuf, (haz. Süleyman Uludağ), Dergah Yay., İst., 1992, s. 150.)
Rüveym b. Ahmed  “Şükür, şükretmek için bedenin bütün gücünü sarfetmektir.” (Kuşeyri, er-Risale, s. 315) demiştir.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.