DOLAR 18,5311 0.09%
EURO 18,1788 0.05%
ALTIN 989,130,14
BITCOIN 3646992,70%
Afyonkarahisar
24°

AÇIK

05:28

İMSAK'A KALAN SÜRE

ALLAH’A ANCAK TAKVAMIZ ULAŞIR – Kocatepe Gazetesi

ABONE OL
29 Temmuz 2016 14:12
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Muharrem Günay 29 Temmuz 2016 Cuma 14:12:00
 

Takvânın anlamı konusundaki ilginç örneklerden biri de onun “hayâ” ile ilişkisini gösteren A`râf sûresinin 26. âyetidir. Burada “takvâ elbisesi” deyimi kullanılarak dolaylı bir üslûpla takvâ, günah duygularını örtüp kapatan, bastıran ve böylece günah işlemeyi önleyen bir koruyucu, ruhu bezeyen bir erdem şeklinde takdim edilmektedir. Yani elbise bedeni kapattığı, koruduğu ve süslediği gibi takvâ da hem ruhumuzun kötü duygularını örter hem de ruhumuzu süsler. Böyle olunca takvâ sahibi kişinin kaba, haşin, haksız, isyankâr, şehvet düşkünü, aç gözlü, edepsiz, hayâsız olması düşünülemez. Takvânın aynı zamanda bir kibarlık erdemi olduğunu gösteren âyetler de vardır (meselâ bk. el-Bakara 2/189; el-Hucurât 49/1).
Burada önemle vurgulanması gereken husus, takvânın daima tâzim, hürmet, saygı gibi kelimelerle ifade edilen yüksek ahlâkî fazilet için kullanıldığıdır. Fakat takvâ, her şeyden önce Allah’a, O’nun koyduğu kurallara saygıdır; bunları ihlâl etmekten sakınmaktır. Takvânın bu şekilde saygıyı ifade ettiğini gösteren güzel bir örnek de Hac sûresinde (30-32. âyetler) geçer. Benzer bir yaklaşım aynı sûrenin 37. âyetinde geçen, “Kurbanlarınızın etleri de kanları da Allah’a ulaşmaz; fakat O’na sizin takvânız ulaşır” meâlindeki âyette görülüyor. Bu âyet açıkça, bütün dinî ve ahlâkî faaliyetlerimizi Allah’a saygı ve O’nun rızâsını kazanma niyetiyle yapmamız gerektiğini gösteriyor.
Bazı âyetlerde takvâ, bütün kötülükleri ifade eden “fücûr” kelimesinin zıddı olarak geçmektedir (bk. eş-Şems 91/8-10); Sâd sûresinin 26-28. âyetlerinde ise siyasî ahlâkı da içine alacak şekilde kullanılmıştır.
Kur’ân-ı Kerîm’de takvânın karşıtı olarak “zulüm” de gösterilmiştir. Câsiye sûresinin 19. âyetinde bildirildiğine göre “Zâlimler birbirinin dostudur; Allah da takvâ sahibi olanların dostudur.” Bu âyette zulüm, daha ziyade inkârcıların Allah’a ve İslâmî ilkelere karşı inatçı ve anlamsız direnişlerini, müslümanlara reva gördükleri haksızlıkları ifade eder.
Açıkça görüldüğü üzere, Kur’ân-ı Kerîm’in büyük önem verdiği takvâ kavramı, bütün bu bilgilerden çıkan sonuca göre başlıca şu iki anlamı içermektedir:
a) Takvâ, itikadî konularda yanlış ve bâtıl inançlara kapılmaktan, amelî ve ahlâkî konularda eksik, kusurlu, kötü, zararlı ve haksız davranışlardan, İslâm dininde esasları belirlenmiş olan hayat tarzına uymayan bir yaşayıştan sakınmak, uzak durmaktır.
b) Takvâ, bütün faaliyetlerde, ödevlerin yerine getirilmesinde, her türlü kötülüklerin terkedilmesinde öncelikle Allah’tan ittika etmektir; yani Allah korkusunu, O’na karşı saygılı olmayı ön plana çıkararak bu saygıyı bütün davranışların ve hayatın temeli yapmaktır. Buna göre takvâ bütün ahlâkî erdemlerin temelidir ve insan ona sahip olduğu oranda diğer erdemlere de sahip olur. (İLMİHAL 11/498)
‘Takva’ kelimesinin aslı ‘vekâ’ fiilidir. Bu fiilin masdarları olan ‘vikaye, vakyen, vâkıeten, vikâü’ kelimeleri yaklaşık aynı manada olup, zarar verecek şeylerden çekinmek, bir şeyi korumak, birşeyi başka birşeyle bir tehlikeye karşı korumaya almak demektir.(İbni Munzur, Lisanü’l Arab, Beyrut, 1387-1956, 15/401-402. el-Firuzâbâdî, Kamusu’l-Muhît, Mısır, 1371-1952, 4/403. El-Cevherî, es-Sıhah Tacü’l-Lüga, Kahire 1377-1957, 6/2527. R. Isfehânî, Müfredat, s. 833.)
Başka bir deyişle ‘vekâ’, bir şeyi başka bir şeyle giderme, koruma demektir. Bu bir anlamda zararlı şey ile kendisinin arasına bir engel koymaktır. “Ondan kalkan ile ittika etti” sözünün manası, onunla kendi arasına kalkanı engel yaptı, kalkanla kendini korumaya aldı demektir. (İbni Faris, Mu’cemu Mekâyisi’l-Lüga, Mısır, 1392-1972, 6/131)
“Yarım hurma ile de olsa, sadaka vererek kendinizi bir tehlikeden, yani cehennemden koruyunuz (ittika ediniz).” hadisinde bu anlamda kullanılmıştır. (Müslim, Zekât/20, Hadis no: 1016, 2/703. Buharî, Zekât/10, 2/136, Edeb/34, 8/14. Nesâî, Zekât/63, 5/56. İbni Mace, Zekât/28, Hadis no: 1843, 1/591. Darimî, Zekât/24, 1/328. Müsned, 4/256, 257, 259, 377, 379, 6/137. Nak. Mu’cemu’l-Mufehres, 7/298.)
‘Vekâ’, kötülüklerin her birinden Allah’ın korumasına girmek demektir. (Zamahşerî, el-Esasü’l-Belâğâ, Beyrut 1385-1965, s. 686.)
‘Vekâ’ fiil kökünden gelen ‘ittika’ sözlükte, vikayeyi kabul etmek, bir başka deyişle, vikayeye girmek, elem ve zarar verecek şeylerden sakınıp kendini korumaya almak anlamına gelir. (Lisânü’l-Arab, 15/401.)
Bir hadiste şöyle deniyor: “İmam (müslüman lider) kalkan gibidir. Onunla ittika edilir (korunulur), onun arkasında düşmanlara karşı savunma yapılır.” (nak. Usanü’l-Arab, 15/403)
Aynı kökten gelen ‘tevekka’ da ‘ittika’ anlamındadır. (Lisânü’1-Arab, 15/402.) Tevekki’ (çekinme) deyiminde yorgunluğa katlanma, ‘ittika’da ise sadelik anlamı vardır.
Vekâ fiilinin faili olan ‘tekî’ (çoğulu etkıyâ), nefsini salih amelle azaptan ve günahlardan koruyan kimse demektir. (Lisânü’l-Arab, 15/403.)
‘İttika’nın fail ismi olan ‘muttaki’, korunan, sakınan, takva fiilini işleyen, kendini koruma altına alan demektir. (es-S. Tâcü’l-Lüga, 6/2527.)
‘Takva’ kelimesinin kendisinden türediği ‘ittika’ fiili aslında ‘iftial’ babında ‘ivtikâ’ şeklinde idi. Arapçadaki harflerin değişim kuralına göre buradaki ‘vav’ harfi ‘te’ye dönüşmüştür. (Lisânü’l-Arab, 15/403. Es-S. Tacü’1-Lüga, 6/2526. Tehzibü’l-Lüga, 9/376.)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.