DOLAR 18,6290 0.01%
EURO 19,3145 0.09%
ALTIN 1.042,550,05
BITCOIN 302151-1,37%
Afyonkarahisar
10°

KAPALI

06:26

İMSAK'A KALAN SÜRE

HAFIZ ABDULLAH AVNİ EFENDİ’NİN İDAMI

ABONE OL
9 Aralık 2013 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Ramazan Balkan 9 Aralık 2013 Pazartesi 02:00:00
  Ermeni katliamı suçlamasıyla Divan-ı Harp tarafından idamla cezalandırılan şahıslar arasında zamanın Erzincan eşrafından Hafız Abdullah Avni Efendi de bulunur. Ancak Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ya da Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey kadar idamı pek bilinmez. Hayran Baba olarak ta bilinen Avni Efendi bir yerde unutulmuşluğa terk edilmiştir.
Hayran Baba olarak bilinen Erzincan eşrafından Hafız Abdullah Avni Efendi; İstanbul Divan-ı Harb-i Örfi´sinde Erzincan’daki Ermeni tehciri suçlamasıyla yargılanır. Bu davada: Erzincan Mutasarrıfı Memduh Bey, Erzincan Mebusu Halet Bey, Erzincanlı Jandarma Çavuşu Aslan, Hacı Vahitzade Rıza Efendi, Erzincan Mevki Kumandanı Binbaşı Hafız Süleyman, Erzincan Jandarma Tabur Kumandanı Yüzbaşı İsmail Hakkı, Erzincan Jandarma Subayı Teğmen Cemil ve Süleyman, Jandarma Başçavuşu Erzincanlı Halit Efendi, Erzincan eşrafından Yaşar Bey ve Erzincan Mektebi Askeri İdadisi Müdür Muavini Yüzbaşı Asım Efendi yargılandılar.
Bu davanın sonunda Hafız Abdullah Avni Efendi idama mahkûm edilir ve 29 Temmuz 1920’de idam edilir. Hafız Abdullah Avni Efendi hakkında Falih Rıfkı Atay’ın “Çankaya” isimli kitabında anlattıklarına Mümin Yıldıztaş “Yaralı Payitaht; İstanbul’un İşgali” isimli çalışmasında bazı ilaveler yapılmıştır. Hapishane arkadaşı Falih Rıfkı Atay’ın kaleminden Hafız Abdullah Avni Efendi’nin sonu idamla biten hazin öyküsü aşağıdaki şekildedir;
Hayran Baba, Erzincan eşrafından Hafız Avni Efendi’nin saz şiirlerinde kullandığı ismi idi. Olgun bir ehl-i dil olduğundan bütün derdi, gamı kendi içinde idi. Tevkifhanede içkiye vermişti. Gitgide muvazenesi bozulduğu için doktor raporu üzerine hastaneye yolladılar. Ertesi gün Divan-ı Harp Reisi Hayran Baba’yı istedi. Hastanede olduğundan getirmediler. (Nemrut) Mustafa Paşa müdürü çağırarak;
“Bu adamı niçin getirmediniz?” diye sordu. Hastanede olduğunu söylediler: Ben bu adamamı asacağım! Nasıl şuraya buraya gönderirsiniz? diye bağırdı. Nihayet iş Muhafız Komutanına geldi. Muhafız, Doktor Necip beyi yanına çağırıp: Hayran Baba’yı niçin hastaneye gönderdiniz? diye sordu. Doktor; Bu emirle! diyerek cebinden hasta mevkuflar hakkındaki tamimi çıkarıp okudu ve: Ben rapor vermeğe mecburum, gönderip göndermemek makama aittir, dedi. Merkez komutanı Hayran Baba’nın Divan-ı Harbe yollanmasını emretti. Muhakeme günü hastaneye bildirildiyse de hastane doktorları Hayran Baba’nın bir yere çıkamayacağı hakkında rapor verdiler. Daha mahkemeye çıkmadan Hayran Baba’nın idam olunacağı ağızdan ağıza söylenmekte idi.
Bu sırada bütün hasta mevkufların ancak Selimiye Hastanesi’nde tedavi olunacağı hakkında bir karar verildiğinden Hayran Baba’da Selimiye’ye gönderilmek üzere raporu ile beraber tevkifhaneye teslim edilmiş fakat Selimiye’ye gönderilmeyip hapsedilmiştir. Hayran Baba’nın sağlık durumu gitgide fenalaştığından doktorlar yeni bir rapor daha verdiyse de okumadılar bile.
Bir gün Hayran Baba’nın çektiği ıstıraba kalbi dayanamayan doktor her türlü tehlikeyi göze alıp yeni bir rapor daha vermeye cesaret etti. Hayran Baba’yı muhafaza altında Selimiye Hastanesi’ne gönderdiler. Divan-ı Harb reisi vakayı haber alır almaz gece yarısı bir zabit yolladı, hastanın bileklerine kelepçe vurdurdu. Hayran Baba’yı sürükleye sürükleye Haydarpaşa iskelesine indirdiler, zavallı adam doğruca sehpaya gittiğini sanıyor:“Beni asmağa götürüyorsunuz, biliyorum, sabaha kadar sabretseniz, ne olur?” diyordu.
Hayran Baba’yı getirdiler, o bitkin halinde taş locaya attılar. Bizler Sultanahmet Tevkifhanesi’ne nakil olunacağımız sırada eline kelepçe vurulduğunu ve omzuna bütün eşyasının yüklendiğini gören Hayran Baba: Ölüm eziyeti dediğin beş dakikadır. Bu cevr ve cezaya ne lüzum var? diye inliyordu.
Hayran Baba idam olacağını bilerek yirmi gün yirmi gece taş locada aç ve ilaçsız yattı. Biraz merhamet duygulu gardiyanlar bile aynı locanın yanında yatan bir mahkûma: Şu mahkûma biraz süt veriniz! diye yalvarıyordu. Hayran Bab bu yirmi günün ölüm bekleyişi içinde kıvrandı; şu kapıyı bir lahza açsanız, biraz hava alayım, diyordu. Ve böylece loca rutubeti ve açlık içinde yirmi gün işkence çektikten sonra, bir gece sabaha karşı kendini asılmak için uyandırdıkları zaman, tıpkı hürriyetine kavuşuyor gibi sevindi.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.