DOLAR 18,6456 0.06%
EURO 19,6195 0.13%
ALTIN 1.069,28-0,13
BITCOIN 3139130,41%
Afyonkarahisar

AÇIK

12:59

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

NAMAZ ZEKÂT HELAL HARAM İLİŞKİSİ

ABONE OL
4 Nisan 2014 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Muharrem Günay 4 Nisan 2014 Cuma 03:00:00
  Namaz genellikle bireysel bir ibadet olduğu halde, toplumsal yönü de oldukça önemli olan bir sosyal ibadettir. Zekât ise toplumsal bir ibadet olmanın yanında, bireysel yönleri de bulunan bir ibadettir. Uhrevi tarafı bir yana namaz, insanın bu dünyaya ait işlerini, aile hayatını, iş hayatını da düzene sokar ve insana bir şahsiyet ve duruş kazandırır. Zekât ise, insanlardaki merhamet duygularını tatmin etmekten ziyade, toplumun sosyal ve ekonomik açılardan kalkınmasını sağlar ve toplumdaki tabakalar arasında, özellikle zenginlerle yoksullar arasında köprü vazifesini görerek, güçlü bir bağın kurulmasını sağlar. Bu sayede, hem insan onurunu zedeleyen yoksulluğun oluşmasını engeller, hem de muhtemel toplumsal çatışmaların önüne geçer. Bu açıdan bakıldığında, İslam’ın köprüsü olarak nitelendirilen zekâtın, gerçekten toplumdaki tabakalar arasında bir köprü vazifesi gördüğü ve toplumsal mesafeleri küçülttüğü ve toplumda sosyal barışı sağladığı görülür. Namaz ve zekâtın Kur’ân’da genellikle birlikte zikredilmesinin bir nedeni, ikisinin birlikte insana ve topluma yaptığı katkıdan dolayıdır. Ayrıca, bir arada zikredildikleri yerlerde namazın zekâttan önce anılmasının bir hikmeti ise, hem namaza hem de insana öncelik verilmesi gerektiğidir. Ahlaklı bir insan ve ahlaklı insanlardan oluşmuş bir toplumun oluşması için işe insandan başlamak gerekir. Namazla bir şahsiyet kazanan ve topluma yararlı bir kişi haline gelen insan, zekâtla da toplumsal ve ekonomik kalkınmaya hizmet eder.
Namaz ve zekât sadece Ümmeti Muhammede özgü ibadetler değildir. Hz. Âdem’den itibaren bütün peygamberler ve insanlar namaz ve zekâtla emrolunmuş olup, Peygamberimizden önceki Peygamberlerin şeraitlerinde de bu ibadetler vardı. Ancak, özellikleri ve uygulanış biçimleri farklıydı. İsrailoğulları’na hitaben Kur’ân’da şöyle bir ayet vardır: “Ve egımissalâte ve êtuzzekâte verkeû mearrâkiîne/Namazı İkâme edin, zekâtı verin ve rükû edenlerle birlikte rükû edin!” (Bakara: 43). Benzeri durumlar zekât için de geçerlidir.
Namaz ve zekâtın tarihselliği İslam’ın en önemli kaynağı olan Kur’ân-ı kerim’de değişik surelerde ele alınmıştır. Özellikle, Enbiya ve Meryem gibi surelerde birçok peygamberin hayatı ve içinde bulundukları toplumların yapısı çok özlü bir şekilde anlatılmaktadır. Bunların içinde en çarpıcı olanı Meryem Suresi’nde Hz. İsa ile ilgili olarak geçen bölümdür. Henüz kundaktaki bir bebekken Allah’ın bir mucizesi olarak konuşmaya başlayan Hz. İsa’nın (a.s.) ağzından çıkan ilk sözler şunlar olmuştur:
“Bebek şöyle konuştu:“Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. O bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı; nerede olursam olayım beni, mübarek (feyizli ve insanlara faydalı) kıldı. Hayatta olduğum müddetçe bana namazı ve zekâtı emretti.” (Meryem: 30–31)
Hz. İsa (a.s.) , kendisine ilahlık makamının verileceğini önceden hissetmiş gibi, daha doğar doğmaz “Şüphesiz ki ben, Allah’ın kuluyum” diyerek kendisinin ancak bir kul ve peygamber olduğunu kendi lisanıyla bütün insanlığa bildirmiştir. Aynı zamanda, “namaz ve zekât”la emrolunduğunu belirterek de insanın ve toplumun en çok neye ihtiyacı olduğunu peygamberlik ferasetiyle önceden hissetmiş ki, henüz bebekken kendisine bu hakikatler söylettirilmiştir.
Aslında, bugün İslam dini içinde yer alan bütün hakikatler geçmiş peygamberlerin şeriatları içinde de yer alıyordu. Mahiyetleri aynıydı; Fakat uygulanış biçimleri farklıydı. Hz. Âdem’den Hz. Nûh’a, Hz. Nûh’tan Hz. İbrahim’e, Hz. İbrahim’den Hz. Musa’ya, Hz. Musa’dan Hz. İsa’ya ve Hz. İsa’dan Hz. Muhammed’e kadar dinin aslı ve temel hakikatleri hep aynı kalmıştır. Bununla ilgili olarak Kur’ân’da bir çok ayet vardır. Örneğin, bir ayette şöyle deniliyor:
“(Ey Resûlüm!) Şüphe yok ki biz, Nûh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Ya’kub’a, (O’nun) torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’a ise Zebûr’u verdik” (Nisâ: 163).

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.