DOLAR 18,5039 -0.02%
EURO 18,1433 -0.12%
ALTIN 987,780,00
BITCOIN 3581930,30%
Afyonkarahisar
25°

KAPALI

12:59

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

TAKVANIN HAKİKATİ ALLAH’Â İTAATTİR – Kocatepe Gazetesi

ABONE OL
2 Ağustos 2016 13:25
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Muharrem Günay 2 Ağustos 2016 Salı 13:25:52
 

Takva, Allah’tan başka olan şeylerden sakınmadır. Takva, kendinde (nefsinde) Allah’tan başka bir şey görmemedir.
Takva, Hz. Muhammed (s.a.v)’in sözlerine ve sünnetine samimiyetle uymadır.” (S. Şerif Cürcânî, et-Tarifât, çev. A. Erkan, İst. 1997, s. 64.)
Takva, Allah’ın korumasına girmek, emrini tutup azabından korunmaktır. (Elmalılı, Tefsir, 7/176.)
İbni Kayyım el-Cevziyye diyor ki: “Takvanın hakikati Allah’a itaat ve O’nun emrine ve yasaklarına uyarak amel işlemektir. Muttaki, Allah’a iman ederek, O’nun vaadini (verdiği sözü) tasdik ederek emredileni yapar, yasakları da onları kabul ederek ve vâidine (korkutmasına) iman ederek terk eder.”
Tıpkı Talha b. Habib’in dediği gibi:
“Fitne ateşi çıktığı zaman onu takva ile söndürün.” Sordular ki:
“Takva nedir?” Dedi ki:
“Allah’a, O’ndan bir nur ile itaat etmen, Allah’ın sevabını beklemendir. Allah’ın haramlarını O’ndan bir nur ile terk etmen, Allah’ın azabından korkmandır.”
Takva hakkında söylenilen en güzel sözlerden biri işte budur. (İbni Kayyım el-Cevziyye, Zadu’l Muhacir, Kayrosıtî 1991, s. 9.)
Takva, Allah’ın azabından korunma hususunda dikkat ve titizlik göstermektir. Onun hakkında şöyle denmiştir: “Günahları bütünüyle terk et; işte bu takvadır. Dikenli bir arazide, gördüğü zararlılardan sakınarak yürüyen kimsenin yaptığı gibi yap. Küçük günahı önemsemezlik etme; çünkü dağlar da küçük taşlardan meydana gelmiştir.” (Alusî, Tefsir, 1/108. Nak. E. Sağıroğlu, Kur’an ve Toplum. İst. 1993, s. 242.)
Takva, Allah’ın seni nehyettiği yerde görmemesi ve sana emrettiği şeyde de gafil olmamandır. Takva, kalbi Hak’tan alıkoyan, meşgul eden her şeyden uzak olmaktır. Başka bir deyişle takva, emredileni yapmak, nehyedileni terk etmektir. (İbni Kesir, 3/477, nak. Kur’an ve Toplum, s. 242.) (Seyyiattan tevakki, hasenatı iltizam etmektir.)
Takva Kur’an’da pek çok âyette batıl inançları, kötü tutum ve davranışları terk edip onlardan uzaklaşma manasında kullanılmaktadır. Bundan dolayı peygamberler, kendi kavimlerini öncelikli olarak içinde bulunulan durumu terk anlamına gelen takvaya davet etmişlerdir.
Şüphesiz yeryüzünde bozgunculuk yapmak ile salih amel işlemek birbirinin zıddıdır ve karşılıkları farklı olacaktır. İttika eden kimse, putçuluk ve hurafeden kaynaklanan batıl inancı terk ettiği gibi, zina, hırsızlık, haksızlık, katillik gibi toplumsal suçları da terk eder. Burada muttaki ile müfsid’ (bozgunculuk yapan) gibi iki ayrı tiple karşı karşıyayız. İman ettikten sonra takva sahibi olanlar, iman nimetinden mahrum olarak fesat peşinde koşanların karşısına konulmuştur.
Birbirinin karşıtı olan bu durumla, takvanın, inanç ve davranışta, eğriyi ve batılı bırakmak olduğu anlaşılır. Bundan dolayı başka âyetlerde batılı bırakma anlamına kullanılan takva, Allah rızasının şartı olan inanca uygun olumlu davranışları imanla birlikte yürütme şeklinde kullanılmaktadır. (bak. Nisâ: 4/128,129. M. El-Behİy. İnançla ve Amelde Kur’anî Kavramlar, çev. A.Turgut. İst. 1988, s. 203.)
    Ebu Hureyre (r.a)’nin naklettiğine göre Peygamberimiz (s.a.v) şöyle demiştir:
“Birbirinize haset etmeyiniz. Kendiniz almak istemediğiniz hâlde diğerini zarara sokmak için bir malı methedip fiyatını artırma yarışına kalkışmayın. Birbirinize buğzetmeyin. Birbirinize yüz çevirip arka dönmeyin. Sizden bazınız diğer bazınızın üzerine alış verişe girişmesin. Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz. Müslüman Müslümanın kardeşidir, Müslüman Müslümana zulmetmez. Yardıma muhtaç olduğu zaman da onu yalnız ve yardımcısız bırakmaz. Onu hor ve hakir görmez. Takva işte budur.” Rasûlüllah, ‘Takva işte buradadır’ sözünü üç defa tekrarlamış ve her seferinde eliyle göğsünü işaret etmiştir. (Müslim, Birr/32. Tirmizî, Birr/18, Hadis no: 1927, 4/320. Müsned, 2/325. Nak. ŞİA, Takva mad. 6/101.)
Muhasibi, “Her zahidin (çok ibadet edenin) zühdü (kendini ibadete vermesi) marifeti (Allah’ı tanıması), marifeti aklı, aklı da imanı ölçüsündedir” derken, zühd, bilgi, akıl ve imanın, olgun insanın şahsında toplanması gerektiğini vurgulamış olmaktadır.
Takvayı, zihnî ve amelî duyarlılık biçiminde ele alan, ya da bu anlamı yükleyen Muhasibi, hem amelsiz tefekkürü, hem de tefekkürsüz ameli noksan bulmakta, marifet ehli olmanın yolunu bu ikisinin bütünlüğüne bağlamaktadır. (N. Macil, Ehl-i Sünnet Ekolünün Doğuşu, İst. 1996, s. 78.)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.