DOLAR 16,8202 0.36%
EURO 17,5517 0.36%
ALTIN 977,250,14
BITCOIN 3214670,22%
Afyonkarahisar
20°

AÇIK

13:13

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

İğneyi kendimize, çuvaldızı başkasına…

ABONE OL
9 Ekim 2012 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Günümüzün tartışması, “Baas rejimi yanlısı olmak” ve “Baas rejimi karşıtı olmak”.
Türkiye’deki muhalefetin Baas rejimine doğrudan bir desteği görünmese de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, muhalefeti “Baas rejiminin yanında olmak”la suçluyor. Aslında bu bir suç mudur, o konu da tartışılır.
***
Baas, Arap Sosyalist Diriliş Partisi olarak tanımlanabilecek bir oluşum. Bütün Arapları sosyalist bir devlet içinde toplamayı dert ve hedef edinmiş “vatansever-sosyalistler” birliği olarak da tanımlanabilir.
Bu düşünce, Baas rejiminin ortaya çıkmasından çok daha önce Türk Milleti içinde de gelişmişti. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde yetişen bir Tatar fikir adamı olan Mirseyit Sultan Galiyev, Türk dünyasının bir bütün hâlinde olması gerektiğini belirterek “Turan Sosyalist Cumhuriyeti”nin kurulması için çalışma yürütmüştü. Türkler bir tek çatı altında toplanacak, böylece dünyadaki sömürülme düzenine karşı halkların devriminde Türkler de etkin bir rol alacaktı.
***
Yabancısı olmadığımız, belki de genlerimize işleyen bir ülkünün Arap Milleti’ne uyarlanmış hâline neden karşı çıkmak ya da karşı çıkmamak arasında kalalım?
***
Son zamanlarda Suriye’nin ne kadar kötü yönetildiğini anlatmak moda oldu.
Bir yıl öncesinin “Esad”ını bir anda “Esed” yaptık, sonra da verdik veriştirdik.
Baas rejimiymiş, baskıcıymış, demokrasi yokmuş, söz hakkı yokmuş.
Başını yönetime karşı kaldıran eziliyormuş, susturuluyormuş.
***
Suriye’nin dünden bugüne değiştiğini söylemek, tuhaf bir iddia olur. Ortak Bakanlar Kurulu toplantıları yapılırken de, “ah ne kadar iyi anlaşıyoruz” pozları yayınlanırken de, “komşularla sıfır sorun yaşıyoruz” derken de Suriye’de Esad yönetimi ve Baas rejimi vardı.
“Uyaracağız, uyarıyoruz, uyardık” fiil çekimini gerçekleştirirken de, o yönetime değil de Amerika Birleşik Devletleri destekli muhalefeti desteklerken de, “Aklını başına al” kabadayılığı yaparken de Suriye’de Esad yönetimi ve Baas rejimi vardı.
***
Öte yandan, başka rejimleri, yönetimleri eleştirmeden önce şöyle bir sakin kafayla kendimize bakmak faydalı olur.
Örneğin 7 Ekim 2012, pazar akşamındaki anahaber bültenlerine baktınız mı? Benim görebildiğim kadarıyla İstanbul, Ankara ve Eskişehir’de ayrı ayrı eylemler yapılmış. Bu eylemlerde iktidarın istemediği durumlar ortaya çıkınca, polis eylemcilere biber gazı ile müdahale etmiş.
Kameralara nasıl görüntülerin yansıdığını hayal etmek zor değil.
Çok uzağa gitmeye gerek yok. Beyyazı’da yaşanan biber gazlı müdahalenin görüntüsünü, Türkçe bilmeyen birisine izletseniz, “Burada savaş mı var” diye soracaktır.
Özelleştirmeye karşı çıkan işçilerin üzerine tazyikli su sıkıldığınını hatırlıyoruz.
Biber gazı sıkılan bir vatandaşın hayatını kaybettiğini gördük.
Hükümeti protesto etmek için Ankara’da büyük bir açıkhava toplantısı düzenlemek isteyen sendika üyelerinin Ankara’ya otobüslerle ulaşmasının engellenmesi için 81 vilayete talimat gönderilen bir ülkedeyiz.
Başbakan’ın konuşma yapacağı salonlara öğrencilerin kimlik taraması yapıldıktan sonra alındığını biliyoruz.
Başbakan’ın ziyaret edeceği vilayetlerde “potansiyel gösterici” etiketli öğrencilerin gözaltına alındığını duyuyoruz.
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun Afyonkarahisar’da katıldığı akademik yıl açılış töreninde de öğrencilerin bozuk paralarının, cep telefonlarının, hatta şemsiyelerinin bile kapı girişinde toplandığına şahit olduk.
Tutuklandıktan 5 yıl sonra bile suçunun ne olduğunu öğrenemeyen sanıklarla dolu iki cezaevimiz var.
***
Koyalım şimdi her şeyi üst üste.
Alt alta yazalım.
Toplayalım, çıkaralım.
Suriye’ye “Haddini bil” diyelim.
Türkiye’de de “İleri demokrasi”den bahsedelim.
Öyle mi?

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.