en iyi bahis siteleri
DOLAR 19,0773 0.25%
EURO 20,5277 -0.54%
ALTIN 1.226,230,53
BITCOIN 5373661,59%
Afyonkarahisar
12°

PARÇALI BULUTLU

16:40

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

“FATİHA İLE FETİH” YAZILARI – 121

ABONE OL
9 Kasım 2018 15:12
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Mustafa Yılmaz DÜNDAR 9 Kasım 2018 Cuma 15:12:53
 

ÖRNEK ALIP UMUTLANMAK,
İBRET ALIP KORKMAK GEREKİR
Bugünkü paylaşımla birlikte artık “İhdinas sıratal müstakiym” ayetindeyiz. Hakk Yol için istenmesi gerekenleri, olması gerekenleri içeren bir tanım ve sesleniş bize öğretiliyor, bütün bunlar bize lûtfediliyor: “İhdinas Sırâtal Müstakıym, sırat elleziyne enamte aleyhim, ğayril mağdubi aleyhim veladdaalliyn” deyin. “Bizi o sırât-ı müstakıyme hidayet et ki o inam’da bulunduklarının yoludur, gadab edilmişlerin ve sapanların değil.” (Âmin)
Bu ayetlerle talib olduğumuz hayatı yaşayanlar olmuştur, onları öğrenip, örnek alıp umutlanmak gerekir. Bir de yoldan sapanlar olmuştur ki onları da öğrenip ibret almak gerekir. Korkmak için. Yaşayanları öğrenmek gerekir umutlanmak için, sapanları öğrenmek gerekir ibret alıp korkmak için! Çünkü istediğimiz sırât-ı müstakıym hayatının bize düşen, bizim yapmamız gereken bir yanı da örnek ve ibret almaktır. Öyle bir ibret ve örnek almalıyız ki bize Havf ve Reca’yı, Korku ve Umud’u birlikte yaşatsın. Çünkü korkusuz umut ve umutsuz korku Rahmanî değildir.
HAKK YOLDA TEK BİR ŞEY İLE HERŞEY TAMAM OLURKEN, ESFELE SAFİLİYN İMKÂNLARINDA BİRÇOK ŞEY İLE HİÇBİR ŞEY OLMAZ!
Bir şey istemek için tek bir şansımız varsa, Allah’tan herhangi bir şey istemek için bize bir şans tanınmışsa, sırât-ı müstakıym için hidayet isteriz, o tek şansımızı bunun için kullanırız; Allahım bize hidayet et der, bu hidayetin daim ve kolay olmasını isteriz. Çünkü dünyamız da ahiretimiz de ancak hidayet ile en güzel, en yeterli, en tam, en tamam olur. Hakk yolda tek bir şey ile herşey tamam olurken, esfele safiliyn imkânlarında birçok şey ile hiçbir şey olmaz! Ayrıca esfele safiliyn imkânlarla Hakk Yol’un ne olduğu, nasıl olduğu ve yolun kuralları bilinemez, bulunamaz. Nisa-78 ayeti gereği şuna inanıyoruz: Elbette ki herşey Allah indindendir, ancak Allah’ın dilemesiyledir.
Paylaşacağımız bazı bilgileri kolay anlayabilmek Nisa-78 ve Nisa-79’u hatırlamamız gerekiyor. Bu ayetler meallerde yeterince ortaya konulamamış, orijinal mânâları yeterince yansıtılamamıştır. Görebildiğim birçok meale baktım, orijinal mânânın meale yansımadığı, noksan kaldığı dikkatimi çekti. O mânâ noksanlıkları, okuyanı tereddüde düşürecek noksanlıklar. Şunu da bir parantez açıp belirtelim ki bu konuda yanlış yapılmasın: Konularımızı paylaşırken hep ayetleri ve hadisleri tefekkür, tezekkür ediyoruz, öyle olunca da meallerle ilgili bazı tespitlerde bulunuyor, olması gereken ama olmayan bazı hususları dile getiriyoruz. Buradan yola çıkarak onları silip atmayın. Bizim önerilerimiz onların daha mânâlı, daha değerli hale gelmeleri içindir, onları yanlış bir listeye almak için değil, silip atmak için hiç değil. Meallerin hepsinden yararlanılabilir, hele de onarılan bu bakış açılarıyla her birinden rahatlıkla yararlanabilirsiniz.  
HER ŞEY ALLAH İNDİNDENDİR,
YANİ HER ŞEYİN HÜKMÜNÜ ALLAH VERİR, İYİ VEYA KÖTÜ, HEPSİ ALLAH’IN İNDİNDENDİR
“Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile! Kendilerine bir hasene isabet etse “bu Allah indindendir” derler; başlarına bir seyyie isabet etse “bu senin indindendir” derler. Hepsi Allah indindendir de. Bu adamlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar!” (Nisa-78)
Ayetteki “ind” ve “hasene-seyyie” mânâlarını hatırlayalım. Ayette iki “ind” kelimesi geçiyor; Allah indi ve insan indi, yani sizin indiniz. Bir de hasene ve seyyie kelimeleri var. Ayetlerdeki hasene ve seyyie günlük hayattaki mânâsından farklıdır. Kur’an’da “hasene” Hakk olaylar için kullanılır. Bâtıl olaylar, davranışlar, bâtıl fikirler için ise “seyyie” kullanılır. Hasene için iyi ve güzel, seyyie için kötü ve çirkin diye mânâ verildiğinde iş karışıyor. Çünkü “iyi” de, “kötü” de normal yaşantıda var, onların Muhammedi yaşantıdaki iyi ve kötüden farkı olmalı. Muhammedi idrak için “hasene” Hakk’ı temsil eder, “seyyie” ise bâtılı ifade eder ve herşey bu bakış üzerine bina olunur. Ayeti anlamak için hasene ve seyyie kelimelerini şimdilik iyi ve kötü gibi düşünelim, ama esası Hakk ve batılla ilgilidir. “Başınıza iyi bir şey geldiğinde diyorsunuz ki; bu Allah indindendir. Kötü bir şey geldiğinde “bu senin indindendir” diyorsunuz. Ayet uyarıyor: “böyle demeyin. Hepsi Allah indindendir deyin! Ne oluyor bu adamlara, böyle olduğu halde bu işi bir türlü anlayamıyorlar!” Bu sınıfa düşmemeye gayret edelim inşaAllah. Ayetteki “İND” anlaşılması gereken önemli bir manadır ve Allah’a aittir, dûniHi bir “ind” yoktur. İnd hüküm verir, esas hükmü veren “ind”dir. Hayatta bunu bazen kullanırız, birisine; “senin artık indimde değerin yok” deriz. Kendimiz için özel bir seviye tespit eder ve deriz ki; artık o işin benim indimde değeri yok. O bahsettiğimiz, kullandığımız ind bizim için çok özel bir noktadır. Ama Kur’an’da geçen ind, hüküm veren yerdir; hüküm sahibidir, mülk sahibidir, güç sahibidir ve o ancak Allah’tır. İnd, hangi şartlar altında olursa olsun Allah’ın indidir; Allah’ın indi hüküm verir, hüküm sahibi Allah indidir. Ayette eleştirilen insan ne yapıyor? Yanlış bir yaklaşımla, belki kendince iltifat içeren bir yaklaşımla, iyi bir şey olduğunda onu Allah indinden biliyor, kötü bir şey olduğu zaman onu kendi indinden sanıyor: İyi bir şey olduğu zaman bu Allah indindendir diyorlar, kötü bir şey olduğunda senin indindendir diyorlar. Uyarıyor: Böyle demesinler. Her şey Allah indindendir, yani her şeyin hükmünü Allah verir, iyi veya kötü, hepsi Allah’ın indindendir. Allah’ın dışında bir “ind” zaten iddiadır, dûniHi kelimesiyle anlatılan zandır, vehmin zulmeti kapsamındaki zandır. Olmayan bir zanna var gibi muamele yapmayın, olmayan bir “ind”den bir hüküm geliyor muamelesi yapmayın, her şey Allah indindendir denmektedir. Nisa-79’u da bu bakışla çok dikkatli anlamak gerekiyor, çünkü bu ayette “ind” kelimesi yok, geçmiyor: “Sana gelen hasene Allah’tandır. Başına gelen seyyie ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik, şahit olarak da Allah yeter.”
“EĞER ESFELE SAFİLİYN YAPIYA,
DÛNİHİ ZANLARA UYARSANIZ
 YANLIŞ İŞ ONUN SONUCUDUR”
Nisa 78 ve Nisa 79 meallendirilirken her iki ayete de “Allah tarafından, Allah’tan” denilmektedir. Öyle olunca ayetteki mânânın anlaşılması mümkün olmuyor, hem de bir ikilem, bir zıtlık varmış gibi oluyor, doğru yaklaşılmadığı için birbirine ters gibi gözüküyor. Bu iki ayetteki mânâlar aslında ters değildir. Nisa 79’da orijinalinde “Allah indinden” ifadesi yoktur, oradaki mânâ “Allah’tan” şeklinde olmalıdır, ayette “ind” kelimesi geçmiyor. Halbuki Nisa 78’de ayetin orijinalinde “Allah indindendir” ifadesi mevcut. Nisa 79 “Allah’tan” derken, Nisa 78 “Allah indinden” demektedir. Bu iki mânâ birbirinden farklıdır. İlkinde (Allah indinde) insan yoktur, yalnızca Allah’ın hükmü vardır. Nisa 79 kesret âlemiyle ilgilidir, kesret mânâsıyladır, orada insan vardır. Bu yüzden “Allah indinden” demiyor, “Allah’tan” diyor. Kesret diliyle. Bir düzen kurulmuş, bir dünya yaşantısı var, ayetteki dil ve mânâ bu yaşantının içiyle ilgilidir. Bu yaşantı başlamadan önce bu yaşantının nasıl olacağına Allah indinde hüküm verilmiştir. Hüküm “ind”le ilgilidir ve “Nisa 78” bunu anlatma sadedindedir. Nisa 78’de Allah indinde hüküm verildiği anlatılır. Sonra yaşantı başladı, onu Nisa 79 anlatır. Bu ayet yaşantı sürerkenki davranış biçimini söyler: Bu yaşantıda size bir hasene gelirse Allah’tandır. Eğer bir seyyie ile meşgul olursanız, başınıza bir seyyie gelirse bu nefsinizdendir; yani onu siz Muhtariyeti Tercih Gücü’nüzle tercih etmişsinizdir. Nisa 79 bize onu Muhtariyeti Tercih Gücü’müzle elde ettiğimizi, bize verilen tercih yetkisini yanlış kullandığımız için öyle olduğunu anlatır. “Eğer esfele safiliyn yapıya, dûniHi zanlara uyarsanız yanlış iş onun sonucudur” der. Kesrete bakarak söyleyeceksek böyledir. Ama ind kullanacaksak tek bir ind vardır; Allah indi. Bu yüzden hükmün hepsi Allah indindendir. Burayı çok iyi anlayabilmek gerekiyor, bu nedenle hep bunları anlatıyoruz.
DÜNYA YAŞANTISINDA İNSAN
KENDİNİ İÇİNDE BULDUĞU ESFELE SAFİLİYN YAPIYLA HİDAYET YOLUNU BİLEMEZ
Bu yaptığımızla biz mânâları ayrıştırdık. Ayırdığımız bu manaları gerektiğinde çakıştırabilmek de lazım. Nisa 78 ve 79’un ayrı olmadıklarını hissettiren tek mânâ yapabilmek de gerekiyor. Hem ayrıştırabilmek hem yeri gelince cem edebilmek önemlidir. Böyle olunca, Nisa 79 bize şunu öğretir: Dünya hayatında eğer size bir hidayet isabet ederse bu Allah’tandır. Hidayet dışı bâtıl işler ise Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisini yanlış kullanmanızdandır, dûniHi zanları tercih etmenizdendir. Şu ayetleri Nisa-79 çerçevesinde tefekkür edelim:
 “Bunlar Allah ayetleridir, Bil-Hakk sana tilavet ediyoruz. Allah âlemlere zulüm dilemez.” (Âl-u İmran-108)
“Muhakkak ki; Allah, zerre ağırlığı kadar bile zulmetmez.” (Nisa-40)
“Fahişet (hayasızlık, şirk) işlediklerinde; ‘Babalarımızı da bunun üzerinde bulduk ve Allah da bununla bizi emretti’ dediler. De ki: Kesinlikle Allah fahşayı emretmez. Allah üzerine bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?” (A’raf-28)
Elbette herşey Allah indindendir, herşey ancak Allah’ın dilemesiyledir, Nisa 78 gereği böyledir. Allah indinde ne olacağı, nasıl olacağı belirlenmiş olan dünya hayatı sürecinde ise Nisa 79 ayeti gereği hidayet ayrıca Allah’ın lütfetmesiyledir. İşte bundan dolayı, kesretin yaşanmaya başlandığı noktadan sonraki hal için “hidayet Allah’tandır, Allah’ın dilemesi iledir” denir. Bu cümleyi duyunca “hidayet Allah’ın dilemesiyledir de diğerleri, diğer dilemeler, diğer olanlar kimin dilemesiyle?” demeyin. Elbette herşey Allah’ın dilemesiyle! Mânâları ayrıştırma tekniği budur. Onu bu gibi sorularda kullanabilmeliyiz. Mânâları ayrıştırmak gerekiyor. İndallah’ta dilemek ayrı şeydir, dünya hayatındaki dilemeler ayrıdır, artık onlar birbirinden ayrı şeylerdir. Dünya hayatındaki dilemeler için İnsan 29’da; “Dileyen Rabbine yönelir” denir. İndallah’taki dilemeyi içeren şekilde düşünmeniz, sınırı aşmamanız, dûniHi zannlara düşmemeniz için hemen İnsan 30; “Allah dilemeden dileyemezsiniz” der veya daha ileri manada “ayrıca dileyen yok, İlla Allah” der. Bu uyarıyı fark etmeyen dûniHi zanna düşer. DûniHi zanna düşmeyelim diye bu ayet geliyor. Sonuçta öğreniyoruz ki; dünya yaşantısında insan kendini içinde bulduğu esfele safiliyn yapıyla hidayet yolunu bilemez, sırât-ı müstakıymi bulamaz. Dünyada bu ancak Allah’ın dilemesiyle, Rabbinden bir müdahaleyle olur. Bunu konuyu anlaşılsın diye yarın çok basit bir örnekle anlatmaya çalışacağım.
Günümüz, Cumamız hayrlı oluverir inşaAllah…

“FATİHA İLE FETİH” YAZILARI – 121-

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.