DOLAR 18,6587 0.05%
EURO 19,6909 0.47%
ALTIN 1.071,730,10
BITCOIN 3210552,48%
Afyonkarahisar
10°

PARÇALI AZ BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

“FATİHA İLE FETİH” YAZILARI – 54

ABONE OL
18 Ağustos 2018 13:30
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Mustafa Yılmaz DÜNDAR 18 Ağustos 2018 Cumartesi 13:30:37
 

İYİ BİR MUHAMMEDÎ ZATEN İYİ İNSANDIR
İyi kul ve iyi insanın farkını zihnimize yerleştirmek için çok sık tekrar ediyoruz. Allah’a kulluk görevini yerine getirmeye gücü yettiğince gayret eden insan, birlikte yaşadığı insanlar arasında, kendisini ilgilendiren kişiler arasında ve kendisiyle ilgilenen insanlar tarafından kulluk görevinin tabiatı gereği emin ve iyi insan olarak bilinir. Ancak onun iyi insan olma çabası ve gayreti, hele de planı hiç yoktur. Gayreti ve planı Allah’ın razı olduğu bir kul olmaktır. Dolayısıyla, iyi bir kul iyi kul olma hayat tarzının gereği olarak kendiliğinden zaten iyi bir insandır. Buna mukabil iyi bir insana iyi bir kuldur diyemeyiz. İyi kul olmak iyi insan olmayı kapsar ama iyi insanın iyi kul olmakla ilgisi yoktur. İyi kul olmak ana başlığı altında iyi insan olmak vardır, ama iyi insanda iyi bir kul olmak gibi hedef yoktur, umurunda bile değildir. Hatta iyi insan oldukça müslümanları beğenmez, “sizden iyiyim, bir şunum noksan” der, iyi insan olmakla müslümanları geçtiğini zanneder. Bir iyi insan görünce, bu yüzden, ona “bu Muhammedî’dir” derseniz büyük suç işlersiniz, çünkü Muhammedî olmayan birisi de iyi insan olabilir. İyi bir Muhammedî zaten iyi insandır, değilse zaten başaramıyor demektir.
İYİ İNSAN İLE İYİ KUL
ARASINDAKİ FARKLAR
İyi bir insan insanlara yalan söylemez, iyi bir kul Allah’a karşı yalancı olmaz. Bunun nedeni tüm ayırıcı özellikler için geçerlidir. Bu yüzden onu burada bir kere açıklayalım, her birinde tekrar söylemeyelim. Neden yalan üzerinde çok duruyoruz? Çünkü ayet ve hadislerde “Allah yalanı, yalancıları sevmez” uyarısı geçtiğinde, bu uyarı Allah ile ilişkilendirilmiyor, insanlarla ilişkiler kapsamında düşünülüp insanlara yalan söylememe sonucuna ulaşılıyor, âyetten bu sonuç çıkarılıyor. Kur’ân’da öncelikle insan ilişkileri değil özellikle Allah’la olan ilişkimiz anlatılır. Allah’ın “yalancıyı sevmem” demesi, “bana yalan söylemeyin” demektir. “Bana yalan söylemeyin” dediği o hal nereden başlar? “Sen Rabbimizsin” dediğimiz noktadan başlar. İnsana söylenen yalan da aslında kime söylenmektedir, bakın: Yaşantımızı Billâhi anlamda düşündüğümüzde insanlar Allah’ın dışında var ve muhtar değillerdir. Böyle olmadıklarına göre, önemli bir noktada insanlara yalan söylemek de Allah’a yalan söylemek kapsamına kendiliğinden girer. Ama Kur’ân’ın fark etmemizi istediği, uyardığı yine de bu değildir. Kur’an buyurur ki, iyi bir kul Allah’a yalancı davranmaz. Ama iyi insan insanlara yalan söylemez. Bu kadar önemli bir fark var.
İyi bir insan iftira etmez. İyi bir kul Allah’a iftira sayılacak iddialarda bulunmaz. Örneğin “müstakilen varım ve muhtarım” demez, böyle düşünmez. Eğer böyle düşünürse Kur’ân ona “iftira ediyorsun, yalan söylüyorsun. Müstakilen VAR ve Muhtar olan Allah’tır, başka müstakilen VAR ve muhtar YOK” der. Ama kişi “ben de müstakilen varım ve muhtarım” zannıyla bir iddiada bulunmuş oluyor, yalan söylüyor, iftira ediyor. Bunu fark etmiş iyi bir kul zaten kimseye yalan da söylemez, iftira da etmez, Allah’ın dışı iddiasıyla müstakillik ilan etmediği için.  
İyi bir insan insanları kandırmaz. İyi bir kul ise Allah’ı kandırıyor pozisyonunda olmaz. “Allah’ı kandırmaz” demiyorum. Zaten kandıramaz, öyle bir şey mümkün olmaz. İyi kul Allah’ı kandırıyor pozisyonunda kalmaz, o pozisyonda olmaz.
İyi bir insan insanlara verdiği sözü tutar. İyi bir kul Allah’a verdiği sözü tutar.
KİBİR ANCAK ALLAH’A AİTTİR
İyi bir insan insanlara kibir sergilemez. İyi bir kul Allah gibi gözükerek müstakillik ilan etmez. Kibir budur: Allah gibi gözükmek! Allah gibi gözükmek nasıl olur? Allah gibi gözükmek tanrı olmakla, tanrılık, ilahlık iddia etmekle olur. İlah Allah’tır. Sen de “ilahım” diyorsan, yani “Müstakilen VARIM ve Muhtarım” diyorsan Allah gibi gözüktün demektir. Bu halinle Allah’a karşı mütekebbir oldun, kibirli oldun demektir. Şuna özellikle dikkat ediniz: Kibir suç değildir, sakın kibiri kötü ilan etmeyin, günah olur. Ancak kibir Allah’a aittir, kibriya sahibi Allah’tır, Mütekebbir olan Allah’tır. Eğer siz kibri kınarsanız suç işlersiniz. Kibir çok yüce bir şeydir, Allah’a aittir; çünkü O Mütekebbir’dir. Âyet ve hadislerde kınanan kibir Allah��ın verdiği yetkilerle Allah’a karşı “ben de ilahım” demektir. Kibri Allah’a karşı kullanmak suçtur, o kınanmıştır. Bir toplum düşünün ki, orada kral ve bir de sahte krallar var. Bu durumda siz “kral olmak, krallık suçtur” der misiniz? Sahte krallara karşı durursunuz, sahte krallık yapanları kınarsınız. Kibir de öyle. Onlara “siz sahtesiniz, sahte mütekebbirsiniz, Mütekebbir Allah’tır, Kibriya Allah’ındır” dersiniz.
Ancak Mütekebbir olan “BEN” der, “BEN” Mütekebbir’in ifadesidir: “BEN BENİM.” Bu ifade, Hz. Mûsa aleyhisselâmın vurulduğu Rabbinin sözüdür. Mütekebbir olan Allah “BEN” der ama Halifetullah olan bizlere de Allah kendi “BEN” demesinden yetki vermiştir, “Benim adıma ‘BEN’ diyebilirsiniz” demiştir. “BEN” demek bu yüzden çok şerefli bir şeydir, Allah’ın verdiği bir şereftir. Çünkü “BEN” Allah’ın sözüdür, onu ancak Allah söyleyebilir! Ancak Allah söyleyeceği sözden bize diyor ki, “siz de benim adıma onu kullanabilirsiniz, yetki verdim.” Bu bir emanet ve bir yetki olmasına rağmen dûniHİ algıdaki kişi ne yapıyor? Allah adına değil de kendi namına “BEN” diyor. Suç olan budur, kınanan budur! DûniHİ algıda olan kişi, Allah’ın verdiği yetkiyle Allah’a karşı “müstakilen VAR ve Muhtar” ilan ettiği haline “BEN” diyor. Bu yeni bir ilah demektir. Çünkü ancak ilah “BEN” der. Kim kendi namına “BEN” diyorsa o ilah olmuştur, Allah’a ortak olmuştur. İyi bir kul bunu fark ettiği için Allah’a karşı kendi namına “BEN” demez. Allah adına, ona verilen yetkiler içerisinde, edebiyle nasıl deniyorsa öyle “BEN” der.
“İYİ KUL ALLAH’TAN OLAN
EMANETLERE HIYANET ETMEZ”
İyi bir insan insanların emanetlerine hıyanet etmez. İyi bir kul Allah’tan olan emanetlere hıyanet etmez. “Emanete hıyanet yasaktır” hükmünün başladığı yer burasıdır. İnsanların emanetlerine saygı göstermekle “emanete hıyanet yasaktır” hükmünü yerine getirmiş olmazsınız. Muhammedî olmayan birisi de insanların emanetlerine saygılı olabilir. Muhammedî olmayan birinin yaptığı bir şeye siz nasıl Kur’ân’ın önerdiği amel budur dersiniz? Biz Kur’ân okuduğumuz halde yapamıyoruz, da Kur’ân okumamış birisi onu yapıyor olabilir mi? Öyle birine siz “iyi adam” derseniz olmaz. Muhammedî olmayan birisi de yalan söylememe, emanete ihanet etmeme prensibini uygulayabilir. Biz onun anladığı şekliyle yalan söylememeyi, emanete sahip çıkmayı İslâm’ın kuralı yapamayız. Muhammedî idrak ve algıda olmayan birisinin yapabildiği şey İslamî kural olmaz. Muhammedi olmak, Lâ ilâhe illallah Muhammeden Rasûlullah’ın gereğini yapmaktır. Bu idrakla ilişkisi olmayan birisi benzer şeyler yapıyor diye onu Muhammedî ilan ederseniz olmaz.
“İyi kul Allah’tan olan emanetlere hıyanet etmez” halinin en önemlisi şudur: İyi kul Allah’ın verdiği ‘Tercih’ yetkisini yani Muhtariyeti Tercih Gücü’nü Allah’a karşı kullanmaz. Yerin göğün korkup yüklenmediği, almadığı, cahil olduğu için insanın yüklendiği, Allah’ın insana verdiği emanet budur, Tercih Yetkisi’dir. Hakk’la bâtıl arasındaki tercih yetkisi insana emanettir. İyi kul bu yetkiyi Allah’a karşı kullanmaz, yani Allah’tan olan emanete hıyanet etmez. Öncelikle mânâ budur.
SANA VERİLEN HEDİYENİN FARKINDA MISIN? ALLAH HEP İKRAM EDİYOR
İyi bir insan insanlara nankörlük yapmaz. İyi bir kul Allah’a karşı nankör olmaz. Allah’a karşı nankör olmamak, Şükür ve Hamd anlamında her noktada çok dikkat etmemiz gereken bir şeydir. Yirmi dört saatinizdeki nimetleri düşünün, bir de dünyaya bakın. İnsanların çoğu aç, çoğu susuz, çoğu evsiz, çoğu savaşta, evinde barkında değil, kimileri kaybolmuş. Akdeniz gemilerle dolu, kaçan insanlar üst üste, içinde müslümanlar da var. Haberlerde vardı, su bulamıyor idrarını içiyor, başka içecek bir şey yok. Bütün bunlar yaşanırken, sen gece rahat yatağa uzanıyorsun, bu nasıl bir hediye biliyor musun, nasıl bir lütuf? Oraya uzanınca eğer titremiyorsanız olmaz. Dünyadaki bu zorluklara rağmen sen güven ve emniyettesin. Yırtıcı hayvanların olmadığı kapalı, emniyetli bir yerdesin. Dışarıda birileri nöbet tutuyor, sen evim ve yatağım dediğin bir yerde rahat yatıyorsun. Sahibini unutmak yok! İnsanlara davranırken sahibi hiç unutmuyoruz. Çok büyük, çok güzel, çok lüks özel bir konak düşünün, sizi orada misafir etmişler. Konak sahibini unutur musunuz? Bir oda verdiler ki “bize ne güzel bir oda vermişler” diyorsunuz. Yatağa baktınız, nasıl da güzel bir yatak hazırlamışlar diyorsunuz. Bu yüzden, evin hanımını beyini hiç unutmuyorsunuz. Kahvaltıya iniyorsunuz, nasıl da bir kahvaltı hazırlamışlar diyorsunuz. Çıkıncaya kadar dilinizde hep bunlar; şöyle ikram ettiler, şunu koydular. Dünya? Dünya da Allah’ın size ikram ettiği bir yer, herşey O’nun, hep ikram ediyor, hep ikram ediyor… Ve “beni anarsanız, duniHİ olmaksızın benim ikram ettiğimi bilirseniz çoğaltırım” diyor. İyi bir kul bunu yapar. Ama konaktaki iyi insan, ona ikramda bulunan insanları hiç unutmaz. İyi bir kul Allah’a karşı böyledir, o da Allah’a nankör olmaz.
KUR’ÂN BİZE ALLAH İÇİN, ALLAH’A, ALLAH’LA VE DAHİ İLLALLAH, İLLA BİLLÂH NASIL YAŞAYACAĞIMIZI ÖĞRETİR
İyi bir insan canlıların ihtiyaçlarına yönelik fedakârlıklar yapar. İyi bir kulda “cansız” kavramı yoktur. Yoldaki taşı ayağıyla kenara iten arkadaşını “ayağınla değil elinle al, incitirsin” diye uyarışı hatırlayın. İşte iyi kul! İyi insan canlılara yönelik çeşitli fedakârlıklar yaptığı için onu iyi insan diye anlatırlar. Öyle yaptı diye İngiltere Prenses Diana’yı ne yapacağını, nasıl takdir edeceğini şaşırdı. Saraydayken yapamıyordu, çıktı, dışarıda canlıların ihtiyaçlarına yönelik konuşma, gezme, defile, bir şeyler yaptı diye İngiltere ona nasıl davranacağını şaşırıyor. İşte iyi insan böyledir, onun karşılığını insanlar verir, kuralını da onlar koyar. Peki, iyi kul?
İyi kul zekât, sadaka… gibi infak adı altında ne varsa bunları öğrenir ve gerçekleştirir, infak eder. Hatırlayalım ki en önemli infak “müstakilen VARIM ve Muhtarım” iddiasını vermektir, onu def etmektir. Onu birine veremezsiniz, ancak def edersiniz. Küfür olan bir şeyi birine veremezsiniz. Bir örnek vereyim. Bir zamanlar çevre konferanslarında alüminyum tencerelerin zararından bahsederdik, çünkü evler alüminyum doluydu. Konu anlaşılsın diye esprili bir örnek verirdim. Örneği duyan kişi eve gidip alüminyumları elinden çıkarıyor ama atmıyor, birine veriyor. Olmaz! Sana zehirli ona da zehirli. Dolayısıyla Muhtariyeti Tercih Gücü’nün cazibesine kapılıp kendini müstakil ilan edenin, o iddiayı def etmesi en önemli infaktır. Bunu yapmadan servetini verse para etmez, sevabı yoktur. Sevap sayacı ancak onu def ettikten sonra çalışmaya başlar. “Şu işin şu kadar sevabı var” denir ya, işte o hâl, bu iddiayı def ettikten sonra başlar.
İyi bir insan canlıların haklarına saygılı olur ve hak yemez. İyi bir kul Allah’ın Hakkına riayet eder, Allah’ın vasıflarına sahip çıkıp onları örtmez, onları inkâr etmez, onlara ters davranmaz.
Bu mukayeseyi ayetlerden yaptık. İşte Kur’ân bize bütün bunları Allah için, Allah’a, Allah’la ve dahi İllallah, illa Billâh nasıl yaşayacağımızı öğretir. “Allah için, Allah’a, Allah’la ve dahi İllallah, illa Billâh” cümlesinde ilk basamaktan nefs seyr-i süluğu ile ilgili ipucu var. Bütün bunlar Allah için, Allah’a, Allah’la ve dahi ileride İllallah, illa Billâh olarak bunları nasıl yaşanır, bunu bize Kur’ân öğretir ve öğütler. Ve bizden ister ki siz O’ndan razı, O da sizden razı olsun. Bunun bir diğer söylenişi şöyledir: O senden razı, sen de O’ndan razı. “Sen O’ndan razı, O da senden razı” ifadesi kesret cümlesidir. Ama “O senden razı, sen de ondan razı” derseniz, bu tevhid cümlesidir. Çünkü sen yokken O senden razı olarak seni yaratmışsa sen bu işleri yaparsın. Âyet işte bu kula “gir cennetime” diyor. Kur’ân biz bu seviyeye gelelim ister…

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.