DOLAR 18,6254 -0.09%
EURO 19,7224 -0.01%
ALTIN 1.075,35-0,14
BITCOIN 3183840,89%
Afyonkarahisar

AÇIK

06:31

İMSAK'A KALAN SÜRE

“Zafer” deyip de geçmemeli – Kocatepe Gazetesi

ABONE OL
1 Eylül 2013 17:38
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Murat Arısoy 1 Eylül 2013 Pazar 17:38:08
  “Afyonkarahisar’ın düşman işgalinin kurtuluşunun yıldönümü” etkinliklerinde tam olarak hangi durumdan ve nasıl kurtulduğumuzu anlamak zor. Kocatepe’de yapılan “bir subayın konuşması” da “tören bitse de gitsek” havasındaki protokolün ilgisini çekmiyor pek, protokolün ilgisini çekmeyince basın mensupları da kayıtsız kalıyor.
TÜRK HALKI, UŞAKLIĞI KABUL EDEMEZ
“Kurtuluş” denilince, önce “kurtuluşun ruhu nedir”, onu anlamak gerekir. Turgut Özakman’ın “Şu Çılgın Türkler” isimli eserinde, Milli Mücadele’nin, İstiklal Harbi’nin gayesi, Mustafa Kemal Paşa’nın ağzından şöyle aktarılıyor:
“Bütün cihanın bilmesi lazımdır ki Türk halkı, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun hükümeti, uşak muamelesine tahammül edemez.”
MİLLET İÇİN ŞEHİT OLMAYA HAZIRLAR
Şevket Süreyya Aydemir’in “Tek Adam-II” isimli kitabında ise Mustafa Kemal Paşa’nın Büyük Zafer’den sonra dile getirdiği gerçeğe dikkat çekiliyor. O gerçek, “Kocatepe Ruhu”nun da ipuçlarını veriyor:
“Garp cephesinde 26 Ağustos 1922’den beri başlayan taarruz hareketlerimiz Afyonkarahisar’ı Altıntaş-Dumlupınar arasında büyük bir meydan muharebesi halinde beş gün beş gece devam etti. Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının şecaat, şiddet ve sürati, tevkifatı subhaniyeye vesile-i tecelli oldu. Zalim ve mağrur düşman ordusunun asli unsurları akıllara dehşet verecek katiyetle imha edildi. En büyük kumandanından en genç neferine kadar ordularımıza hâkim olan fikir milletin gösterdiği vazife uğrunda şehit olmaktır.”
“OLMAZ” DENİLENİ BAŞARDILAR
Başkomutan da, er de görev uğruna şehit düşmek için savaşmış… Bu görev ise önce vatanı işgalden kurtarıp bağımsızlığına kavuşturmak, sonra da memleketi ileri götürecek tedbirler almak. Herkes hazırkıta. Şimdilerde farklı siyasi grupların birbirileri için attıkları “ölüm” sloganları, bundan 91 yıl önce düşman için düşünülmüş, hatta düşünülmekle kalmamış, içselleştirilmiş.
“Hadi saldıralım” demekle olmamış tabii her şey. Günlerce tartışılmış, planlanmış, karşı çıkanlar olmuş, onaylayanlar olmuş.
Örneğin Şu Çılgın Türkler’de bu tartışmalara açık bir şekilde yer veriliyor. Yakup Şevki Paşa, Kocatepe’den taarruzun hayal olacağını, bırakın savaşı tüm memleketi kaybedeceğimizi söylüyor. Yakup Şevki Paşa, “Afyon tahkimatını incelettim. Biz burayı öyle bir günde, iki günde yaramayız. Hayal görmeyelim” deyip devamında birçok gerekçe öne sürüyor.
Mustafa Kemal Paşa gerekçeleri dinliyor, dinliyor, dinliyor… Sonra net ve kesin bir ifadeyle, “Varımız bundan ibaretse kesin sonucu bununla almak zorundayız” deyip tartışmayı sonlandırıyor.
GÜÇ TOPLAMAK
İÇİN FIRSAT
Mustafa Kemal Paşa, Nutuk’ta taarruz ve zafer planının aslını şöyle anlatıyor:
“Düşündüğümüz, ordularımızın ana kuvvetlerini düşman cephesinin bir kanadında ve elden geldiğince dış kanadında toplayarak yok edici bir meydan savaşı yapmaktı. Bunun için uygun gördüğümüz durum ana kuvvetlerimizi düşmanın Afyonkarahisar yakınlarında bulanan sağ kanat grubu güneyinde ve Akarçay ile Dumlupınar karşısına dek olan yerde toplamaktı.”
GENÇLER, ORDUDAN ÖNCE
ZAFER KAZANIYOR
Bu sırada savunma mevzileri hazırlanıyor, cephe gerisindeki halk seferber ediliyordu. İstiklal Harbi sırasında İstanbul ve ülkenin çeşitli bölgelerinde gençler ayaklanmış, “Üniversitemizde işbirlikçi hocalar istemiyoruz” diyerek İngilizlerle birlikte hareket eden öğretim üyelerinin uzaklaştırılmalarını istiyordu. Kurtuluş Savaşı Gençliği kitabında Zeki Sarıhan, öğrencilerin zaferinin, askerlerin zaferinden önce kazanıldığını şu ifadelerle vurguluyor:
“Fakülte kurulları art arda toplanmakta ve yarım kalmış ikinci dönem sınavlarının ne zaman yapılacağını ilan etmektedir. Üniversite’de ilk açılan Tıp Fakültesi’dir. Tarih 25 Ağustos 1922’dir. TBMM Orduları ertesi gün Afyon Cephesi’nde büyük saldırısını başlatacaktır. Derse ilk giren öğretmen, öğrencilerin alkışlarıyla kürsüye çıkar, 4 ay 20 gün sonra zorlu bir direnişten ve amaçlarına ulaştıktan sonra derslerine kavuşan öğrenciler, sevinç içindedirler.”
HERKES O’NU ANKARA’DA SANIYORDU
Ve o kutlu gün gelmişti. Fahri Belen’in “Kocatepe 1900 metre yüksekliğiyle bütün sahaya hakimdi. Doğuya ve batıya uzanan kollarıyla büyük kuvvetlerin gizlice toplanmalarına elverişliydi. İnsan o günkü duruma göre Kocatepe’yi, düşmanı gözaltında bulundurmak ve bir orduyu gizlemek için tabiatın bir lütfu sayabilir” dediği Kocatepe’den düşmana karşı “püskürtme” harekatı başlayacaktı. Turgut Özakman’dan okuyalım:
“Herkesin Ankara’da sandığı Başkumandan Kocatepe’de, ordusunun başındaydı. Başıyla İsmet Paşa’yı işaret etti. İsmet Paşa, Nurettin Paşa’yı uyardı. 1’inci Ordu Komutanı Nurettin Paşa, telefonla kolordulara gerekli emri verdi. Önce bir tek top sesi duyuldu, mermisi koca Tınaztepe’ye düştü. Sonra bütün toplar düzenleme ateşi için gürlediler. 05.30’da batarya komutanları zevk narası atar gibi emir verdiler: Ateş, ateş ateş! Tahrip ateşi başladı. Bu kesimde 200 kadar top vardı. Hazırlanmış ateş planına göre Yunan mevzilerini direnek merkezlerini makineli tüfek yuvalarını tel örgüleri yeri bilinen Yunan toplarını ateş altına aldılar.Savaş aşağıda, tepeler, yarlar, çukurlar, taşlı bayırlar, kayalar, siperler, tel örgüler, hendekler, kum torbaları, makineli tüfek yuvaları, kamyon ve top enkazları, yanmaya devam eden çalılar, ölüler ve toplanmamış yaralılarla dolu ürkünç arazide savaş dumanı altında bir an bile durmadan devam ediyordu. Bu sınırlı alanda 60 bin insan boğuşmaktaydı.”
HERKESİN KALBİNDE HEYECAN
Büyük Taarruz’la ilgili Şevket Şüreyya Aydemir ise Binbaşı Mahmut Soydan’dan alıntı yaparak “Saat beşe çeyrek var. Birdenbire bir top patladı. Bu ilk top zafer anahtarı olmuştur. Saat altıya doğru dördüncü kolordu kumandanı Kemalettin Sami Bey telefon etti: Kalecik Sivrisi düştü” diyor. Yine Aydemir, “bir kurmay binbaşı”nın o günleri şöyle anlattığını kaydediyor:
“26 Ağustos 1922 sabahı saat üçte hayvanlarla ordugahtan Kocatepe gözetleme mevkiine yollandığımız zaman herkesin kalbinde kutsal bir heyecan vardı. Kocatepe’de hafif sabah sisleri arasında düşmana pek yakın akıbeti ifade eden azametli bir varlık görünüyordu.”
KARARGAH, AKŞEHİR’DEN ŞUHUT’A
Mustafa Kemal Paşa ise Büyük Taarruz dakikalarını Nutuk’ta “24 Ağustos 1922’de karargahlarımızı Akşehir’den saldırı cephesi gerisindeki Şuhut kasabasına getirdik. 25 Ağustos 1922 sabahı da Şuhut’tan savaşları yönettiğimiz Kocatepe’nin güneybatısındaki çadırlı ordugaha gittik. 26 Ağustos sabahı Kocatepe’de bulunuyorduk. Sabah saat 5.30’da topçu ateşimizle saldırı başladı” ifadeleriyle aktarıyor.
ASKER İÇİN DUALAR
SEMAYA YÜKSELİYOR
Büyük Taarruz başarıya ulaşınca, işgaldeki şehirleri de kurtarmak önemli bir vazifeydi. 25 Ağustos’u 26 Ağustos’a bağlayan gece verilen Büyük Taarruz emrinden saatler sonra, 27 Ağustos 1922’de Afyonkarahisar kurtulmuştu. Şu Çılgın Türkler’de Afyonluların askere olan sevgisi ve ilgisine ilişkin şu satırlara yer veriliyor:
“8’inci Tümen’den bir alay saat 17.30’da Afyon’a girdi. Halk yol boyunca iki yana ayran kazanlarını, su küplerini, börek ve ekmek kadayıfı tepsilerini, dilim dilim kesilmiş karpuzları, kavunları dizmişti. Alay Komutanı iki bölüğü yangınları söndürmeye yolladı. Kalanlar durmadılar, yürüyüşlerini biraz ağırlaştırıp yiyerek, içerek, alkışlar, dualar arasında yürüdüler. Dördüncü Kolordu’nun öteki üç tümeni de hızla tepelerden aşağıya, Afyon’un batısına iniyordu. Görevi Yunan tümenlerinin Dumlupınar’a çekilmesini önlemek ve rastladığı birlikleri imha etmekti. Pek az uyumuş, durmadan dövüşmüşlerdi. Ayakları yara içindeydi. Öğle yemeği yememişlerdi. Ama hiç savaşmamış gibi dinç ve neşeliydiler. Zaferin sihriydi bu.”
TÜRK İSTİKLALİNİN ÖLÜMSÜZ ESERİ
26 Ağustos-30 Ağustos 1922 tarihlerinde Türk askerinin milletle birlikte kazandığı zafer, birdenbire gelmedi kuşkusuz. Mustafa Kemal Paşa’nın “Türk istiklalinin ölümsüz eseri” olarak tanımladığı büyük zafer, Nutuk’ta şöyle anlatılıyor:
“Her safhasiyle düşünülmüş, ihzar, idare ve zaferle intaç edilmiş olan bu harekat Türk ordusunun, Türk zabitan ve kumanda heyetinin yüksek kudret ve kahramanlığını tarihte bir daha tespit eden muazzam bir eserdir. Bu eser Türk milletinin hürriyet ve istiklal fikrinin layemut abidesidir. Bu eseri vücuda getiren bir milletin evladı, bir ordunun başkumandanı olduğumdan, ilelebet mesut ve bahtiyarım.” .

NELER YAZILDI?

Zeki Sarıhan’ın araştırmasına göre Anadolu basını, işgalden kurtuluşu büyük bir coşkuyla karşıladı.
-28 Ağustos 1922 tarihli gazeteler-
Öğüt: “Ateşli bir sel gibi işgal edilmiş diyarlara akan Ordumuz.”
Akşam: “Ordumuz Afyonkarahisar Cephesi’nde Yunan hatlarına taarruz etti”
İkdam: “Bilecik önünde taarruz başladı mı?”
Vakit “Dün Anadolu’dan hiçbir haber gelmemiştir, telgraf da çekilmemiştir.”
-29 Ağustos 1922 tarihli gazeteler-
Hâkimiyeti Milliye: “Ey Türk yürü! Yürü ki senin bu yürüyüşün tarihte yeni bir devir açıyor.
Şark âlemine saadet ve hürriyet temin ediyor. Yürü ki bütün İslamiyet gülsün. Yürü ki bütün Şark mesut olsun!”
Öğüt: “Nur, zulmete galebe çalıyor.”

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.