Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Mustafa Yılmaz DÜNDAR

SEN TANRI MISIN? – 85-

“A” TAKDİM FORMU “BEN” GERÇEĞE
KARŞI SAĞIRDIR, DİLSİZDİR, KÖRDÜR
Bakara 18: Sağırdırlar, Dilsizdirler, Kördürler, onlar (hakikatlerine) dönemezler.”
Hatırlarsanız dedik ki; sağır algılamaları kilitlenmiş olandır; dilsiz hakikati dillendirmeyendir; kör apaçık olduğu halde hakikati fark edemeyendir. Ayet bize bir gruptan, bir idraktan bahsediyor: Onların algıları kilitlenmiştir, hakikati konuşmazlar, apaçık gerçeği duymazlar, fark etmezler, bu yüzden de onlar hakikatlerine dönemezler. Bu ayette tarif edilen idrak, geri dönüşsüz nefse zulüm halidir, ayet onları tarif ediyor; bu halleri devam ederse onlar hakikatlerine dönemezler.
Bu noktada bir İz sürelim. Önce bilelim ki bu ayet bizi, bizdeki bir hali tarif ediyor: “Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; onlar (hakikatlerine) dönemezler” ayetini lütfen ötelemeyin. Sağır, dilsiz ve kör oluş “A” Takdim Formu “BEN” yapımızın özelliğidir. Bunu bir örnekle açmaya çalışalım. Bir yere gittiniz veya bir yazı okuyorsunuz ve orada hakikatle ilgili bir konu anlatılıyor olsun. Örneğin, en sık karşılaşılan konu olan Kader meselesi anlatılıyor olsun, hem de sünnete ve ayetlere tam uygun olarak. Bir kişi var ki o anlatılanı dinliyor, îmanı kuvvetli olduğu için de kabul ediyor. Ama ona “anlatılanı anladın mı?” diye sorduğunuzda “anlayamadım” diyor. Hemen belirteyim ki onun bu hali bile çok önemli bir mertebedir; “kabul ediyor ama anlayamadım” diyor. Anlayamadı ve anlayamadığının da farkında. Ama şuna lütfen çok özen gösterin, çok dikkat edin: Dinleyip kabul ettiği halde anlayamamak “A” yapının özelliğidir. Çünkü “A” Takdim Formu “BEN” gerçeğe karşı sağırdır, dilsizdir, kördür. O da bu yüzden anlatılan hakikati anlayamadı. Ancak, Elhamdülillah, kuvvetle kabul ettiği için, imanla kabul ettiği için anlamaya gayret ediyor. Onun bu gayreti iyi bir haldir elhamdülillah. Ama bu “iyi hal” anlayamadığını anlayamayanlara göredir. Allahım cümlemizi muhafaza ediver (âmin), bir de “anlayamadım” bile diyemeyenler vardır, yani anlayamadığını bile anlayamayanlar vardır, onun bu hali onlara göre iyidir. O kadar kuvvetli “A” Takdim Formu “BEN” ki; anlayamadığını anlayamıyor. Bu kadar kuvvetli “A” Takdim Formu “BEN” olmak; o kadar sağır, o kadar dilsiz, o kadar kör olmaktır. Anlayamadığını anlayamadığı için de El Hüsna’yı tasdik edemez. EL HÜSNA’YI TASDİK, ileride açılacak olan Fiillerin Tecellisi Yaşantısı’nın temelini oluşturur. Bu kapsamda sizinle bir öneri paylaşayım:
HASTALIĞIN İLACI OLARAK
EL-BÂSIT İSMİNDEN YARARLANALIM
Halimiz ne olursa olsun, formatımızda “A” Takdim Formu “BEN” vardır. Bu hal, bu yapı, bu idrak sağırdır, dilsizdir ve kördür. Bu yüzden, böyle olduğunu anlayıp göremeyeceğimiz veya dillendiremeyeceğimiz yerlerin olma ihtimali çok kuvvetlidir. Bu hastalığın ilacı olarak El-Bâsıt isminden yararlanalım. El-BÂSIT “açan, yayan, vizyon kazandıran, hakikati anlamayı kolaylaştıran” manalarını içeren Allah’ın muazzam, mükemmel kanunlarındandır. El-Bâsıt’ın manasına bakıp onu dualarımıza alalım inşaAllah. Ancak doğru manalara, yani haniyf olanın yazdığı manalara bakmak gerekiyor. “Ey Bâsıt olan Allahım, beni sağır, dilsiz, kör olmaktan koruyuver, kurtarıver. Hakikate karşı sağır, dilsiz, kör olmayayım. Ey Bâsıt olan Allahım anlayışımı açıver” diyerek Bâsıt’a seslenelim, O’ndan isteyelim. A’raf Suresi 180. ayette buyrulur: “Allah’ın Esma’ül Hüsna’sı vardır. O’na onlarla dua edin.” Hiç değilse o önerinin bu yanını çalıştırıp dualarımızı Esma’ül Hüsna’larla yapmaya gayret edelim ve bu konuda El-Bâsıt’ı değerlendirelim. Ayetlerden, hadislerden ve Esma’ül Hüsna’lardan duaya çevirerek de yararlanalım, öyle de değerlendirelim. Dua ayetlerine ve Efendimiz (SAV)’in öğrettiği dualara bu idrakla yaklaşın, onlar ancak o zaman bir mana ifade eder. Onların her biri bizim “A” Takdim Formu “BEN”den kurtulmamız içindir, ayet ve hadisler zulmetten kurtulmamız için öğütlerdir. Mesela şu dua hadislerini o gözle bir inceleyin:
“Allâhümme rahmeteke ercû, fe lâ tekilnî ilâ nefsî tarfete aynin ve aslıhlî şa’ni küllehû, Lâ ilâhe illâ ente Subhâneke innî küntü minez zâlimîn.”
“Allâhümme ahricnî min zulümâtil vehmi ve ekrimnî binûril Fehmi.”
“Allâhümme elhimnî ruşdî ve eıznî min şerri nefsî.”
Bu duaları ve önemini biliyorsunuz. Efendimiz (SAV) bize öğretiyor:
“Allâhümme rahmeteKE ercû: Allahım merhametini umuyor, bekliyorum.”
Çünkü bu iş ancak Allah’ın merhametiyle mümkün… Öyleyse esas dua budur.
DÜNYADA GERÇEĞİ FARK EDEMEDİĞİ İÇİN HAKK’TAN PERDELİ OLAN, AHİRETTE DE ÂMÂDIR
Furkan Suresi 77. ayet de bu bilinç için bizi uyarır: (Merhamet nurunu istiyor olmasalar, yani) onların duaları olmasa neye yararlar. Bu ayetten de “Merhamet” istemek gerektiğini öğreniyoruz: “Allâhümme rahmeteKE ercû, fe lâ tekilnî ilâ nefsî tarfete aynin: Allahım merhametini umuyor ve bekliyorum. Beni göz açıp kapayıncaya kadar (“A” Takdim Formu “BEN”e ait zulmani) nefs hallerine bırakma, halimi indinden gelen bir lütufla temizleyiver, düzeltiver Allahım (âmin).”
Diğer bir ilaç da şu duadır: “Allâhümme ahricnî min zulümâtil vehmi ve ekrimnî binûril Fehmi: Allahım beni Vehmin Zulmeti’nden çıkar ve İndinden ulaşacak nurun verdiği anlayışla (Hakk olan “B” yapı) Nuruna ulaştır.”
Nasıl bir ilaç değil mi? Elhamdülillah, eşşükrülillah… Bu bakışla yapışırsanız duaları müthiş birer ilaç olarak bulacaksınız, hep… Ve böyle bakınca, “A” Takdim Formu” dediğimiz tanrı yapıdan kurtulmak için ayet, hadis ve esmadan nasıl yararlanırım?” telaşına gireceksiniz ve ayetleri, hadisleri, esmaül hüsnaları bu konuda yol arkadaşınız olarak bulacaksınız. Mesela El-Bâsıt ismi; Allah’ın el Bâsıt kuralı, idrakımızın açılması için bir esma olarak, bir dua olarak nasıl karşımıza çıktı değil mi?
Korkmak ve sığınmak üzere şu ayetlerde tanımlanan idraka dikkatle bakalım:
“Muhakkak ki, kâfir olanlara ve küffar olarak ölenlere gelince; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onlar üzerinedir.” (El Bakara-161).
Varlık ve muhtariyet iddiasıyla Allah’a eş ve ortak koşana ve o “A” hali ile ölmüş olana Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti vardır…
“O lanetin içinde ebedidirler. Onlardan azap hafifletilmez ve onlara bakılmaz.” (El Bakara-162).
Yani izin (mühlet) verilmez, geri dönüş yoktur.
“Kim bunda âmâ ise o ahirette de âmâdır, yol itibariyle daha da sapkındır.” (İsra-72).
Ayetler bize geri dönüşsüz zulüm halinde olanları böyle anlattı: Kim dünyada gerçeği fark edemediği için Hakk’tan perdeli ise, o ahirette de âmâdır, yol itibariyle daha da sapkındır.
“A’da A” hali dediğimiz Geri Dönüşsüz Nefse Zulüm halinin akıbetini ayetlerle de incelemiş olduk. Rabbim bizleri merhametinle bu hallerden koruyuver, kurtarıver (âmin).

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER