DOLAR 16,5792 0.1%
EURO 17,5823 -0.04%
ALTIN 969,38-2,27
BITCOIN 342351-2,70%
Afyonkarahisar
17°

HAFİF YAĞMUR

13:12

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

TAKVA YAZILARI (8) – Kocatepe Gazetesi

ABONE OL
15 Ekim 2011 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Muharrem Günay 15 Ekim 2011 Cumartesi 03:00:00
  ALLAH YANINDA EN DEĞERLİ İNSAN KİMDİR?
“Yâ eyyuhen nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve gabâile li teârefû, inne ekremekum indallâhi etgâkum, innallâhe Alîmun habîr(habîrun).” (49/Hucurat -13)
“Ey insanlar! Şüphesiz biz, sizi bir erkekle bir kadından yarattık (ırkınız ve şahsınızla övünmeniz için değil; sırf iyilik uğrunda) tanışasınız (yarışıp ve yardımlaşasınız) diye sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Hiç şüphesiz ki sizin Allah yanında en şeref-liniz, en takvâlınız (Allah’ın emirlerine en uygun yaşayanınız ve günahlardan sakınanınız)dır. Şüphesiz, Allah hakkıyla bilendir, (her şeyden) haberi olandır. (49/Hucurat-13)(Feyzü’l Kur’an/h.Tahsin Feyizli)
(Takvâ sahibi olmak, bütün günahlardan ve günaha giden yollardan sakınmak, nefsi terbiye ve tezkiye etmektir. Bu da nefsi her türlü kötü ve batıl duygu ve isteklerden arındırarak, Allah’ın emrine ve Resûlü’nün sünnetine uygun yaşamak; insanlara karşı dış yaşantısını Allah’a karşı da iç yaşantısını tertemiz süslemektir. Muttakîlik köşeye çekilme değil, aynı zamanda emr-i mâruf nehy-i münkeri yerine getiren aksiyoner bir hayat tarzıdır. Âyet-i kerîmeden anlaşıldığı üzere dünyada bütün insanlar arasında, insan olma yönünden hiç bir farklılık ve üstünlük yoktur. Eşitlik, karşılıklı saygı, müsamaha ve hayat hakkını tanıma (5/32) vardır. Hâlbuki bu hareket Batı’da ancak 15. asırdan sonra hümanizm ile gelişmiştir. Ancak Allah’a olan inanç ve kulluğun yerine getirilmesi bakımından O’nun katında dereceler ve üstünlükler vardır.) (49/Hucurat-13)(Feyzü’l Kur’an/h.Tahsin Feyizli)
Ayette İnsanların şubeler/milletler halinde yaratılış sebebi olarak gösterilen tanışmak iyilikte, hayırda yarışmak ta bir takva ölçüsüdür. Nitekim Maide suresi 48. ayette insanların iyilikte, hayırda yani takvada yarışmaları için farklı ümmetler/milletler halinde yaratıldığına dikkat çe-kilir.
Takvâ bir kalb olayıdır. Tâat ve kulluk sâyesinde kalbi günahlardan arındırmak ve bu sâyede Allah’ın rızasına ve sevgisine kavuşmaktır. Bir başka ifâdeyle takvâ kişiyi Allah’tan uzaklaştıracak şeylerden sakındırmaktır. Kur’ân’da “takvâ sahipleri, Allah’ın dostudur.” (8/Enfal,–34) âyeti, takvâ ve dostluk ilişkisini teyid etmektedir. Ayrıca bir başka âyetteki “Allah’tan takvâ üzre olun ki Allah size öğretsin.” (2/Bakara–282) ifâdesi takvâ ile mânevî ilim, basiret ve firâset arasındaki ilgiye dikkat çekmektedir. Allah Rasülü’nün: “Müminin firâsetinden sakının; çünkü o, Allah’ın nûruyla bakar.” (Buharî, Tevhid, 63) hadisi bu anlamdadır.
Yine hemen her konuda insanları eşit gören dinimiz, takvanın yanında ilim sahibi olmayı da bir üstünlük vesilesi olarak kabul eder ve “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu” der. Burada da görüldüğü gibi takva sahibi müminlerde bulunması gereken bir önemli özelliklerden birisi de bilgi sahibi/âlim/ilim ehli olmak ve tefekkür etmektir.
Allah, kendisinin bilinmesini arzu etmiş ve bu kâinatı yaratmıştır. O halde, “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri bundan öğüt alır” (39/Zümer -9) Ayet-i kertmesi ile murad edilen, insanoğlunun, yaradılışının sırrını, hikmetini bilmesidir. Yaradılışın sırrını bilmek için o yaradılışın ve yaratılmışların kanunlarını bilmek, ilim sahibi olmak, “müspet” denen ilimleri öğrenmek gerekir. Bilen kişi her şeyden evvel Allah’ı bileceğinden, Allah’tan en çok korkan, en doğru yolda olan da o kimse, yani alim, bilgi sahibi olandır (Kullarından yalnız âlimler Allah’tan korkar. Allah şüphesiz aziz’dir, gafur’dur) (35/Fatır -28).
“Allah kendisinden başka ilah olmadığına adalet-le şahadet etti. Melekler ve ilim sahipleri de O’ndan başka ilah olmadığına şahadet ettiler.” (3/Ali İmran/18)
“De ki: ‘Benimle sizin aranızda Allah Teâlâ’nın ve Kitab’ın ilmine sahip olanların şahitlik etmesi yeter.” (3/Ra’d-43)
Dikkat edildiğinde görülecektir ki, bu ayetlerde Allah Teâlâ (c.c) önce kendi zatından başlayarak birliğine şahadet etmekte, ikinci olarak melekleri, üçüncü olarak da âlimleri bu gerçeğe şahit göstermektedir. Bu ise, ilmin ve âlimin yüceliğini gösteren çok büyük bir delildir.
“Hz. Peygamber’e amellerin hangisinin daha üstün ve efdal olduğu sorulduğunda, şöyle cevap verdi: ‘Allah’ı bilmek’. Ne tür bir bilgiyi kastettiği sorulduğunda, yine ‘Allah’ı bilmek’ diye cevap verdi. Ashab ‘Biz amelden soruyoruz, siz ise ilimden haber veriyorsunuz’ diye itiraz edince, Hz. Peygamber şöyle cevap verdi: ‘Allah’ı bilerek yapılan amel ne kadar az olursa olsun insana fayda verir. Allah’ı bilmeksizin yapılan ameller ise, insana bir fayda sağlamaz’.” (İbn Abdilberr (Enes’den)

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.