DOLAR 16,5927 -1.77%
EURO 17,5792 -1.5%
ALTIN 975,20-1,68
BITCOIN 345165-4,53%
Afyonkarahisar
22°

PARÇALI AZ BULUTLU

17:12

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

DERSİM KATLİAMI-IV

ABONE OL
18 Nisan 2011 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kantarın Topuzunu Kaçırmak.
Türk Milleti, 1683 II. Viyana yenilgisiyle başlayan ve 1921’de Sakarya önlerinde son bulan 239 yıllık uzun ve kanlı süreç sonunda, Balkanlardan Anadolu’ya doğru itilirken aynı zamanda sayısız ihanetlerle karşılaştı. Bu süreçte Osmanlı orduları bir tarafta cephede vuruşurken öbür tarafta cephe gerisinde Sırp, Yunan ve Bulgar isyanlarıyla karşılaştı. Bütün bunların üstüne 1912’de Arnavutluk imparatorluktan ayrıldı. Arnavutlar öteden beri Osmanlı Devleti’nin temel direklerinden biri olarak düşünülmüştü. Ayrılmaları Türklerde büyük bir sarsıntı yarattı. Balkan Savaşı yıllarında İstanbul’da bulunan William M. Pickthall’ın “Harpte Türklerle Beraber” adlı kitabında Arnavut isyancılara karşı halkın nasıl öfkelendiğini anlatan satırlar bulunur.
Türk Milleti’nin milli vicdanını en çok yaralayan I. Dünya Savaşı’ndaki Arap isyanı olmuştur. Hz Muhammed’e duyduğu sevgiden dolayı “Kavm-i Necip” olarak adlandırdığı Arapların isyanı, Türklerin; kendilerini “en sadık kardeşleri” tarafından satılmış hissetmelerine sebep oldu. Yine 1914’de Rus orduları Doğu Anadolu’ya girerken Van, Muş, Bitlis vb yerlerde Ermeni isyanları çıktı. Hatta Van’da geçici Ermeni hükümeti bile kuruldu. Bu yaşananlar, Türkler arasında, bir acizlik durumunda Anadolu’dan da atılacakları korkusunu uyandırdı. 15 Mayısta Yunan orduları İzmir’e çıktığında bu defa Rum ihaneti ile karşılaşıldı. Yunan orduları, İzmir’den Sakarya önlerine kadar yerli Rumların ihanetiyle birlikte ilerledi.
Bilinen gerçeklerdendir; savaş ortamının getirmiş olduğu sıkıntılar, ülkede yaşanan bütün dengeleri bozar. Savaş, cephe gerisinde sürekli bir asayişsizlik ve terör ortamının oluşmasına zemin hazırlar. 1911’den 1922’ye kadar bitmek tükenmek bilmeyen savaşlar zincirinin, Anadolu coğrafyasını, eşkıyalığı üreten bir zemin haline getirmesi gayet doğaldı. Nitekim Kurtuluş Savaşı boyunca cephe gerisinde çıkan iç isyanlar, bunların şeyhülislam fetvasıyla kışkırtılması, Demirci Mehmet Efe, Çerkez Ethem isyanları gibi olaylar yaşandı. Sabahattin Selek’in tespit ettiği gibi Kurtuluş Savaşı’nda cephe gerisinde cepheden daha çok kayıp verildi. Hatta M. Kemal dahi “İç Cephe” olarak tanımladığı cephe gerisini “Dış Cephe”den daha önemli olduğunu belirtmek zorunda kaldı.
Kısa bir tarih gezintisi yaparak değindiğimiz gibi 1923’e kadar geçen sürede yaşadığımız acı olaylar milli hafızamızı ihanet korkusuyla yoğurdu. Öyle ki; cephedeki düşmandan çok cephe gerisindeki işbirlikçiden ve hainden korkar hale geldik. Bunda da haklı idik zira cephedeki düşmanın nereden, nasıl saldıracağı bellidir ama cephe gerisindeki hainin, nerede, ne zaman, ne yapacağı belli değildir. En ummadığınız anda sizi sırtınızdan hançerler.
Cumhuriyeti kuran önder kadro Balkan Savaşı’ndan I. Dünya Savaşı’na ve oradan da Kurtuluş Savaşı’na kadar geçen süreçte bunu yaşadı. Onların savaş yıllarına ait hatıralarını okuduğunuzda bu korkuyu görürsünüz. Bu kuşak 1923’te yeni devleti kurduğunda bu korku sebebiyle devlete uzanan ele hiç acımadı. Onları gözünde devlet en yüce kavramdır, acizlik ve teslimiyet devlete yakışmaz. Devlet hem dış düşman hem de iç düşmana karşı mücadele ile kazanıldığından her ikisine karşı uyanık olunmalıdır. Bu sebeplerle Cumhuriyetin ilk yıllarında Şeyh Sait isyanı çıktığında isyancılara müsamaha göstermemiş ezip geçmiştir. Keza Dersim isyanında da böyle olmuştur.
Bu tarihsel süreçte oluşan milli hafıza ile içerdeki isyancılara karşı acımasız davranan zihniyet kanaatimce iç isyanlarda bazen kantarın topuzunu da kaçırmıştır. Altan Tan, “Kürt Sorunu (Ya Tam Kardeşlik, Ya Hep Birlikte Kölelik)” kitabında Dersim isyanının çıktığı yıllarda zamanın Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın bütün isyancı köylerin bombalanarak yok edilmesi emrini verdiğini anlatır. Prof. Dr. Metin Heper “Devlet ve Kürtler” adlı kitabında Fevzi Paşa’nın bombalanarak haritan silinmesini emrettiği Dersim köylerinin isimlerini yazar.
Fevzi Paşa’nın bu emri kör bir şiddetin yanında devleti koruma içgüdüsü taşır. Lakin bu içgüdü isyanın bastırılmasında aşırılıklara da yol açmış, kantarın topuzu kaçırılmıştır. Nitekim tarihimizde Celali İsyanları diye anlatılan ve yaklaşık iki yüz yıl Anadolu’yu kan ve ateşe boğan isyanlar ceberut bir Osmanlı vergicisinin şiddetinden doğmuştur. Bozok bölgesinde Süklün Koca denilen ihtiyar bir Türkmen beyinin arazisinden fazla vergi tahsil etmeğe kalkılmış direnince de koca ihtiyar hem dövülmüş hem de sakalları kesilmiştir. Bu ihtiyar Türkmen beyine yapılan hakaret Celali İsyanlarının başlangıcı olmuştur. İsyanları bastırma adına bilinçsizce uygulanan şiddet ayrılıkçılığı körüklemiştir. Altan Tan; “Kürt Sorunu (Ya Tam Kardeşlik, Ya Hep Birlikte Kölelik)” kitabında yine Rıza Zelyut; “Dersim İsyanları ve Seyit Rıza Gerçeği” kitabında bu olguyu kabul eder.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.