GAZETECİ RAYMOND  RECOULY’NİN ANADOLU SEYAHATİ

GAZETECİ RAYMOND RECOULY’NİN ANADOLU SEYAHATİ

Fransız gazeteci ve yazar Raymond Recouly (1876-1950), çıktığı Dünya seyahatinde üç yıl boyunca seyahat eder. Rus-Japon savaşından (1904-1905) Fas’a ve hemen ardından Mançurya’ya savaş muhabiri olarak gönderilir. 1906’dan 1908’e kadar Le Temps gazetesinin Londra temsilcisi ve bu görevinin sonunda siyasi editör olarak atanır. Aynı zamanda kendisini Le Figaro gazetesinin dış politika bölümünün başında bulur. 1908’den 1914’e kadar yine Avrupa ve Doğu’da birçok geziye çıkar. 1920’lerde ve 1930’larda, dünya çapında çok sayıda konferans verir.1
Recouly’nin çıktığı gezilerden birisi de, 1909 senesi sonlarına doğru gerçekleştirdiği İzmir-Konya arasındaki yolculuğudur. Anlattığına göre çıktığı bu son gezisinden yaklaşık altı yıl evvelde yine ülkemizin bazı yerlerine seyahat etmiştir. Recouly, İzmir-Konya yolculuğuna ilişkin notlarını ünlü Le Figaro gazetesinde yazı dizi halinde yayınlar.2 Recouly, yolculuğuna trenle İzmir’den başlar. Afyonkarahisar’a kadar İzmir-Kasaba ve Temdidi (Uzantısı) hattını kullanır. Daha sonra Konya’ya kadar Anadolu Demiryolu hattıyla seyahat eder. İzmir’den itibaren görüp öğrendiklerini tarihi bilgilerle harmanlayarak aktarır. En nihayetinde Afyonkarahisar’a kadar gelir. Afyonkarahisar’a gelişini şöyle anlatır3:
“Uşak’tan İzmir-Kasaba hattının son noktası olan Afyonkarahisar’a gitmek üzere sabah çok erken saatte ayrıldık. Öğle saatlerinde Afyon’a vardık. Burası İzmir hattının Anadolu Demiryolu ile birleştiği yerdir. Anadolu demiryolu, büyük Alman firmasına ait Bağdat demiryolunun başlangıcıdır.”
Recouly, yolculuk sırasında kullandığı tren hatlarının, binaların ve tesislerin kıyaslamalarını yapmakta, İzmir-Kasaba ve Anadolu Demiryolu hatlarının kesiştiği Afyonkarahisar’da bu hatların neden özellikle birleştirilmediğine yönelik açıklamalar getirmektedir. Bu konularla ilgili olarak:
“Anadolu Demiryollarının ekipmanları daha modern ve vagonları İzmir-Kasaba hattındakilerden daha rahat ve kullanışlı. Sultan Abdülhamit’in padişahlığı süresince iki demiryolu ağının bağlantısı yapılmadı. Çünkü hükümdarın çevresinde bulunanlar İzmir’den çıkan trenin İstanbul’a varması durumunda imparatorluğun varlığı için en tehlikeli durumların ortaya çıkabileceği hususunda herhangi bir zorluk çekmeden kendisini ikna etmişlerdi. Bu nedenle padişah, her bir hattın arasında birkaç metrelik bir aralık bırakılmasını açık ve net bir şekilde emretmişti. Şirketler için bazen lokomotifleri bir hattan diğerine taşımak gerçekten büyük bir başarıydı. Konunun Yıldız Sarayına ulaşmasını önlemek için ustaca taktikler kullanmak ve en ufak önlemleri almak gerekiyordu.” Yazar.
Şehrin ismiyle ilgili olarak ise: “Afyonkarahisar, bu isim hem şehrin hâkim yönünü ve hem de bu bölgenin ana zenginliğini ifade ediyor. Burayı gördüğünüzde, volkanik bir bölge olan Auvergne’ye geldiğinizi düşünürdünüz.” Der. Buradan Afyonkarahisar’ın coğrafi ve topografik görünümünün, gezgin Recouly’e memleketi Fransa’nın Lyon şehri yakınlarındaki eski volkanlar zincirine ev sahipliği yapan Auvergne bölgesini anımsattığını anlıyoruz.
Recouly, makalesinde Afyonkarahisar çevresindeki bu manzarayı meydana getiren olağanüstü gücün karşısında insanın kendisini küçük ve çaresiz hissettiğini söyler. Recouly;
“Uçsuz bucaksız bir ovanın kenarında aniden muhteşem yükseklikte birkaç lav konisi belirdi. En yüksek olanı dört yüz metreden az değildir. Düz, keskin duvarları ve müstahkem bir kaleyle örtülü zirvesi gururla gökyüzüne doğru yükseliyor. Bu olağanüstü jeolojik olay, zihninizin şaşkına dönmesine neden olur. Her şey gözlerimizin önünde, kendimizi devasa etkileri olan olağanüstü gücün önünde küçük, endişeli ve çaresiz hissediyoruz.” Diyerek olağanüstü manzara karşısında yaşadıklarını ve hissettiklerini satırlarına yansıtır.
Recouly; Afyonkarahisar’daki Ermeni toplumundan ve gelişinden birkaç sene önce yaşanmış olan büyük yangından da kısaca bahsetmeden geçemez. Doğu şehirlerinde her zaman yeni yangın geçirmiş bir bölümün olduğunu şu sözlerle ifade eder:
“Burası lav konilerinin dibinde, günübirlik çarşısını gezdiğim, ilginç ve resmi yapılmaya layık manzarası olan bir kasaba. Ana meydanda, civar köylülerin yetiştirip getirdikleri kavun ve karpuzlar dağlar gibi yığılmış. Bana Ermeni mahallesini gösteriyorlar. Çünkü burada Ermenilerin büyük bir topluluğu var. Bir kısmı yeni yanan çarşının içinden geçiyoruz. Doğudaki herhangi bir şehirde, çarşının her zaman yeni yanmış bir kısmı vardır. Seyahatnameleri veya günlükleri okursanız, eski günlerde de durumun tamamen aynı olduğunu görürsünüz.” Tespitinde bulunur.
Recouly’e göre Afyon’un toplam nüfusu yüz bin kişiyi aşmaktadır. Ona göre, Afyonkarahisar’ın demiryolu hatlarının kesiştiği bir noktada olmasından dolayı geleceği çok parlak ve gelişmesi ise kaçınılmazdır.
Bölgenin, çevresindeki haşhaş tarlalarıyla ünlü olup, Haziran ayında bütün bu haşhaşlar çiçek açarken, kırsal alanın görünüşünün olağanüstü güzellikte olduğundan emin olduğunu, haşhaş tohumlarının Ekim ayında ekildiğini, zaten bitkinin uzun olan çimlenme döneminin toprak altında kışın zorluklarına dayanmasını sağladığını ve İlkbahar da çok hızlı büyüdüğünü kaydeder. Yine Temmuz ve Ağustos aylarında bitkinin sütünün hasat edildiğini bunun için günbatımında küçük bir özel bıçak taşıyan erkek, kadın ve çocukların tarlalara dağıldıklarını, haşhaş kapsülü üzerine dairesel bir kesi yapıldığını ve bu kesikten bitkinin beyaz sütünün çıkarak neredeyse anında donduğunu, bu sıvının afyon olduğunu, bu sertleşen sıvının ertesi gün kazıyıcı ile toplanarak yoğrulduğunu, yine aynı bitkinin yapraklarına sarıldığını, böylece elde edilen afyonu piyasaya genelde iyi bir para karşılığında sattıklarını belirtir.
Recouly, Afyonkarahisar’ın sahip olduğu ve tüm dünyaca bilinen mermerlerinden bahsederken:
“Çevrenizde başka bir zenginlik kaynağı daha var. Kullanılabilecek ve büyük fayda sağlayabilecek bir başka zenginlik, sinnadik mermer ocağıdır. Bu mermer antik çağda saflığı ve özellikle renk çeşitliliği bakımından meşhurdu. Tapınakları ve sarayları süslemek için çok uzaklardan, büyük bir masraflarla getirilmişti ” Notunu düşer.
Recouly, tarihçi Strabon’un, Romalıların renk çeşitliliği ve tek parça sütun tutkusu nedeniyle, bu tür yükleri taşımak için denize kadar uzun bir yol olmasına rağmen, muazzam büyüklükteki ve güzellikteki bu sütunları ve plakaları taşımaktan hiçbir zaman vazgeçmediklerini söylediğini aktarır. Yine Ayasofya’nın en güzel mermerlerinin buradan götürüldüğünü belirtir.
Buradaki mermer ocaklarının imtiyazını alarak yeni üretime başlamış genç bir Fransız girişimciyle tanıştığını anlatır: “Şans benim, son zamanlarda taş ocağı için imtiyaz aldığını ve işçilerinin blokları kaldırmaya başladığını söyleyen genç bir Fransızla tanışmamı sağladı. Antik çağ bu mermerleri Roma’ya taşıdı. Şimdi Paris’e kadar gelecekler…” Der.
Recouly, son olarak kaleye tırmanmak için yeterli zamanı olmadığını, olsa da bunu deneyeceğinden emin olmadığını şu sözlerle ifade ediyor:
“Şehrin dört yüz metre yukarısındaki en yüksek kayanın tepesinde bulunan kaleye tırmanmak için yeterli zamanım olmadı. Ancak bol zamanım olsa bile, bu zorlu tırmanışı deneyeceğimden kesinlikle emin değilim. Dört yüz metre dik merdiven gibi bir patikada, güneş tarafından ısıtılan kararmış kayaların arasında, bu gerçekten çok fazla!
Dağlar gibi, kalelerde çok güzeller …
Ama aşağıdan!”
Dip Notlar:
1https://www.babelio.com/auteur/Raymond-Recouly/131574 erişim: 19 Eylül 2020
2 Raymond Recouly seyahat notlarını Le Figaro gazetesinin 23 Ekim, 3, 11, 19 Kasım, 7, 29 Aralık 1909 ve 9 Şubat 1910 tarihli sayılarında yayınlamıştır.
3Afyonkarahisar seyahatine ait notları 29 Aralık 1909 tarihli Le Figaro gazetesinde “En Orient, D’Ouchak à Koniah” başlığı altında yayınlanmıştır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi