Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Saltuk DURUALP
e-posta: YAZARIN TÜM YAZILARI

İYİ NİYETLİ BİR BELGE: OVP

“Ekonomi yazmayacağım” diye kendime söz verdikçe ekonomi yazıyorum.
Şu sıralar haklı bir şöhrete sahip olan Baturay Özdemir’in “Siyasi şaka yapmayacağım” dedikten sonra siyasi şaka yapması gibi mi?
Ya da yaşadığımız her şey şaka mı?
Bunu şundan diyorum: Adeta Mayıs’tan Önce, Mayıs’tan Sonra dönemini yaşıyoruz.
Mayıs’tan önceki ekonomi yaklaşımı ile Mayıs’tan sonraki ekonomi yaklaşımı arasında epeyi fark var.
Merakla beklenen, bu köşede de kısaca değindiğim Orta Vadeli Program açıklandı. Orta Vadeli Program iyi niyetle oluşturulmuş. Türkiye’nin kamu maliyesini, dijital dönüşüm süreçlerini, yeşil dönüşüme uyumluluğunu, aynı zamanda enflasyon hedeflerini kapsamlı bir şekilde ele alan Orta Vadeli Program ve sonrasında basına yansıyan yorum ve demeçlerde bazı ayrıntılar dikkatimi çekti.
Mesela OVP’de şöyle bir cümle geçiyor:
“Üniversitelerin yönetişimi geliştirilecek, bu kapsamda, yerelde mütevelli heyet veya istişari mahiyette mekanizmalar oluşturularak üniversite-özel sektör-yerel yönetim-STK işbirliği güçlendirilecektir.”
Bildiğim kadarıyla üniversitelerimizin zaten Danışma Kurulları bulunuyor. Hatta bazı üniversiteler, dekanlıklarda bile bu kurulları oluşturmuş. Bu cümledeki “yönetişim” kavramının ardından “mütevelli heyet” sözcük grubunun gelmesi, “Devlet üniversitelerinin vakıf üniversiteleri hâline dönüştürülmesi gibi düşünülüyor” sorusunu sorduruyor. Bunun yararı zararı ayrı tartışılır; ancak 81 ile üniversite kurarken planladığımız “herkes üniversite okusun” sloganının da sonuna gelmiş oluyoruz sanırım. Ayrıca zaten herkesin üniversite okuması değil, iş öğrenmesi mühimdi. O da ayrı bir meselemiz.
Sizinle OVP’den başka bir cümle daha paylaşacağım:
“Geçici ve/veya uluslararası koruma statüsündekilerin, kayıtlı olduğu ilde ikamet başta olmak üzere Türkiye’de bulunma şartlarına riayet etmeleri gözetilerek, işgücü temininde güçlük çekilen alanlar öncelikli olmak üzere kayıtlı bir biçimde çalışmaları tesis edilecektir.”
Bu cümle, bazı kavramları üretmemizi ya da yeniden hatırlamamızı sağlıyor. Zira önümüzdeki süreçte işletmelerin çalıştıracakları kişiler için doğuştan vatandaşlık ile edinilmiş vatandaşlık arasında kalacakları görünüyor. Doğuştan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olanların isteyecekleri ücret ile savaş ve karmaya bölgelerinden ülkemize göç ederek vatandaşlık edinmiş kişilerin isteyecekleri ücret arasında fark olacak. Doğuştan vatandaşlar, asgari ücretten görece yüksek bir maaş isteyecek; edinilmiş vatandaşlık sahibi olanlar ise kanun gereği verilecek asgari ücrete razı olacak. Bu durum, beraberinde iki yıldır yaşadığımız “emeğin vasatlaşması” olgusunu “emeğin değersizleşmesi”ne bırakacak.
(Emeğin vasatlaşması: Asgari ücretin kendini yetiştirmiş, işinin erbabı olmuş “beyaz yakalı”ların maaşlarına yaklaştırılmasının ardından beyaz yakalıların da düşük maaşa razı olması; bir taraftan da asgari ücretin yaygın ücret haline gelmesi. Bu durum, yetişmiş elemanların işlerine eskisi kadar değer vermemesi sonucunu doğurdu.
Emeğin değersizleşmesi: Başka seçeneği olmayan, kanunun verdiği çerçeveye mecburen razı olan işçi sayısının artması, bu yönüyle yetişmiş eleman yerine mecbur işçinin çalıştırılarak ‘Sen olmasan da ben varım’ denilmesi. Bu süreç, üretimin de kalitesizleşmesine neden olacak; bu da uluslararası rekabette ülkemizi geri geri bırakacak.)
OVP’nin genelinde ise “sıkılaşma” vurgusu ve enflasyonun düşürülmesi yaklaşımıyla karşılaşıyoruz. Kulağa hoş gelse de bazı sakıncalar var. Mesela 15-20 yıl boyunca sadece tüketmeye alıştırdığımız geniş bir kitleyi, “tüketmemeye” nasıl ikna edeceğiz?
OVP’den sonra duyurulan ama resmî bir açıklama yapılmayan kredi kartı düzenlemeleri doğruysa, insanlara “tüketme” demeyi sürdüreceğiz.
Çok güzel, böylece vatandaşlarımızın büyük çoğunluğunu faiz belasından uzak tutmayı başaracağız. Millet düşük faiz siyasetinde faize yönelmişti, şimdi “aman bulaşmayalım” diyecek.
Fakat küçük bir sorun var: Biriken borçları kim ödeyecek? Diyelim ki kredi kartlarının toplum borcunun asgari ödeme tutarını yükselttik. Önümüzdeki Ekim ayından itibaren Ocak sonuna kadar oluşacak ödeme zorluğunun üstesinden nasıl geleceğiz? Mart ayında yerel seçim var. Mart ayından önce yine kredi musluklarını sonsuzmuş gibi açacak, sabit gelirlinin kredi sınırlarını bankaların kafasına göre yine artırmalarına izin mi vereceğiz? O zaman OVP hedefleri ne olacak?
Bir de basına yansıyan döviz tahminleri var ki, yine ihracat ağırlıklı bir planlama yapıldığı görülüyor. Bununla birlikte Üretici Fiyat Endeksi’ne yansıyan, henüz tam olarak Tüketici Fiyat Endeksi’nde yerini almayan maliyetlerin pek çoğu, yüksek döviz kuru dolayısıyla gündemimize geldi. Üreticiyi koruyacak bir düzenlemede, döviz kurları bu denli yüksek tutulur mu?
Anlamış değilim. Zaten sanırım bizim anlamamız için de yazılmıyor bu tür belgeler.
Ha, unutmadan…
OVP’ye göre 2026 yılında ulaşmayı hedeflediğimiz işsizlik oranına son açıklanan verilere göre neredeyse yaklaştık.
OVP’nin yayınlandığı ayda kamuoyuna açıklanan bu veri, bizim hesaplamalarımızı yeniden gözden geçirmemizi gerektirmiyor mu?

YAZARLAR

TÜMÜ

SON HABERLER