DOLAR 18,5853 -0.02%
EURO 18,1602 -0.16%
ALTIN 1.021,94-0,08
BITCOIN 369182-1,81%
Afyonkarahisar
12°

HAFİF YAĞMUR

12:57

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

ALLAH’I ANLAYABİLMEK ANLAYAMAYACAĞINIZI ANLAMAKTIR

ABONE OL
22 Ocak 2018 13:36
0

BEĞENDİM

ABONE OL

– 85 –
İhlâs Hayat Döngüsü yaşantısıyla birlikte Şekûr ismi kapsamına girilir. Bu ismin kapsamına giren kişi diyor ki ben İlmullah’ta Allah’ın dileğinin suretiyim. Yani her ne oluyorsa Allah’ın dileğidir. Böyle diyen, bunun dışında bir şey düşünebilir mi? Mümkün değil. İşte bunu kabul etmiş olmak şükür halidir. Bu, şükür halinin fiili zikrullahıdır. Siz artık “şekur, şekur, şekur” demeseniz de haliniz zikrullahtır, siz o halinizle 24 saat zikirdesiniz. Hâlbuki dilde zikir yaparken sayıyordunuz; 3600 Şekûr, şu kadar şu, şu kadar bu… Şimdi öyle değil, siz artık 24 saat zikrullahtasınız. Bunun çok iyi anlaşılması lazım. Bu noktaya gelmişse kişinin yaşantısı fiili zikirdir, siz hep fiilen zikrullahtasınız. Burası iyi anlaşıldığında görülecektir ki EFENDİMİZ’İN 24 SAATİ tüm esmaların zikrullahıdır, O 24 saat zikrullahtadır. Biz Efendimiz (SAV)’in haline ulaşabilmek, o halden nasiplenebilmek için işe dilde zikirle başlıyoruz. Bu yüzden, sünnete baktığımızda Efendimiz kimseye “sen 3600 defa şunu zikret, 4500 bunu zikret” dememiş. Hemen “peki, bu nasıl iş” demeyin, doğru olmaz. Efendimiz’in fiili zikrullahına ulaşabilmek için bu yoldan geçmek, böyle başlamak gerekiyor. Esas hedefe önce dilde zikirle, sonra vücut kimyasında zikirle sonra fiilde zikirle ulaşılır. Ulaşılması gereken en önemli zikrullah fiildedir, yüksek derecede nur üreten çok önemli zikrullah fiilde zikirdir.
ALLAH’I KAVRAYABİLMEK
O’NU KAVRAYAMAMAKTIR

Kişinin kendini ”B” ile takdim etmesiyle başlayan hal şükür halidir, ŞEKUR İSMİ kapsamıdır. Çünkü o hal, “veren Allah’tır”ın hayat tarzıdır. Yani kendisini ”B” ile takdim edene Şekûr ismi gereği Allah daha ilerisini verir. Onun için, o kişinin “B” yolunda ilerlemesi artık Rabbinin öğretimindedir. Onun öğretmeni Rabbi olur, şimdi o Rab isminin denetiminde olur. “Ben Rabbım” diye başlayan bir hayat var. Daha sonra “benim hakikatimde O var” idrakı ve yaşantısı, sonra da “ben İlmullah’ta Allah’ın dileğinin suretiyim” yaşantısı. Böyle başladığınız bu yolda şimdi siz Şekûr ismi gereği size fazlasını verecek olan Rabbınızın öğrencisi olursunuz, öğretmeniniz, mürebbiyeniz Rabbınız olur.
Siz bu takdimle yaşarken fikir ileri sürmeye, yorum yapmaya devam ederseniz, bu takdim gereği HAMİD İSMİ kapsamına girersiniz. Ancak şuna dikkat edin, fikir ileri sürerken, yorum yaparken haddinizi aşacak olursanız bir anda tanrı olursunuz. Mesela “Allah ne güzel yaratmış” dediğiniz an takdir eden tanrı olursunuz. Siz fark ettiniz ki Allah’ı hakkıyla anamazsınız bile. Çünkü öğrendiniz ki, Allah’ı kavrayabilmek O’nu kavrayamamaktır, O’nu kavrayamayacağınızı kavramaktır. Allah’ı anlayabilmek anlayamayacağınızı anlamaktır. İşte bu takdimde sen Allah’ı takdir edemeyeceğini fark edersin. Bu bir yeteneğinin yokluğunu fark ediş değildir, Allah’ı takdir edecek bir varlık olmadığını fark etmektir. Aksi halde “Bizim Allah’ı anlamaya gücümüz yetmez” diyen, yani Allah’ı anlayamayan, buna gücü yetmeyen tanrı olursun. Allah’ı takdir edecek bir varlık yoktur. Allah’ı ancak Allah takdir eder, bilir. Bu yüzden Hamd O’na aittir. Şimdi Elhamdülillah’ı öyle bir fiili zikirle çıkarırsın ki, yorumların, fikirlerin Elhamdülillah kapsamında olur. Ne yapıyorsan, ne fikir ileri sürüyorsan, ne yorum yapıyorsan hepsi Elhamdülillah kapsamında olur. Kendini “B” olarak takdim ettiğin, “B” takdimiyle “BEN” dediğin fikir ileri sürmeler, yorum yapmalar hep “Elhamdülillah Kapsamı”ndadır. Çünkü sen artık Hamiyd ismi kapsamındasın.
TANRILIK İLANINDAN YAPTIĞIN
KEŞİFLERLE KURTULDUN!

“B” takdimiyle birlikte hemen o anda ŞEHİD İSMİ kapsamına da girer ve bir olayın, bir şeyin, bir varlığın hakikatini görmeye başlarsınız. Şehid ismi kapsamına girince ne olur, bir işin hakikatini görürseniz ne olur? Şahit olursunuz, bu kadar. “B” takdimiyle beraber yavaş yavaş şehadet başlar, şahid olmayı öğrenmeye başlarsınız. Kendini “B” ile takdim ettiğiniz an bu çalışır; Şehid ismi kapsamında olursunuz. Şehid ismi kapsamında olunca şahitliğinizin hem derecesi hem de şahit olduğunuz şeyler öyle bir hale gelir ki; sonuçta İMANINIZ İKANA DÖNÜŞÜR. Çünkü şahit olmakla Keşf Kapısı açılır, bu kapı “B” takdimiyle açıldı. Neden açıldı? “Ben İlmullah’ta Allah’ın dileğinin suretiyim” demekle ilk keşfini yaptığın için açıldı. Bu bir keşiftir. Böylece, yedi önemli isme ait şu keşif oluştu: Sendeki Hayy, sendeki Semi, sendeki Basir, sendeki Aliym, sendeki Mürid, sendeki Mütekellim, sendeki Kadir isimlerinin aslında Allah’a ait olduğunu onların yetkisinin Allah’a ait olduğunu, onlara ait bir güç ilan etmediğini keşfettin. Zaten bu keşiftir ki seni tanrı olmaktan kurtardı, tanrılık ilanından bu keşifle kurtuldun. Bunu keşfettiğin için bendeki rab Rabbımdır dedin. Bendeki rablık bana aittir demedin. Başlangıçta “o güç Rabbımındır” diyebilirsiniz ama sonra “Rabbımdır” demek normalleşir.
“B” takdimiyle beraber İlmel Yakin hal başlar. Kişi kendisini “B” ile takdim eder ve orada sabit durursa İlmel Yakin hal başlar. İlmel Yakin hal kime aittir biliyor musunuz? Nefs-i Mutmainne’ye! İşte “B” kapısı onun kapısıdır, o kapıya gelmiş olursunuz. Geri dönüşsüz, sabit durulursa o kapı velayete girme yeridir. Çok önemli şahısların Özel Kalem’i vardır, randevu verirler, orada oturur beklersiniz, sonra da içeri alınırsınız. İşte “B”de sabit durmak, Özel Kalem’de beklemek gibidir; ayrılırsanız randevuyu kaybedersiniz, orada bekleyeceksiniz. Velayetin özel kalemi “B” takdiminin Sıfır Noktası’dır. Eğer sabit olur, orada karar kılarsanız İlmel Yakin hal başlar. Bu kararlılık devam ederse Aynel Yakin, sonra da Hakkal Yakin haller gelir, yaşanır.
ÇOK KRİTİK BİR BEKLEYİŞ VAR
İlmel Yakin’le birlikte Fiillerin Tecellisi başlamış olur. Fiillerin Tecellisi daha önce değil, burada başlar. Bunları çok önemseyin, kişi kendisini “B” ile takdim eder ve orada sabit olabilirse o başlar. Fiillerin tecellisi çok önemlidir ve İlmel Yakin halin başlamasıyla beraber esma’ül hüsna dünyası içerisinde başlar. Fiillerin tecellisini yaşamak zor mudur? Zor olur mu hiç, niye zor olsun? Zaten esma’ül hüsna dünyasındasınız, artık sizin için fiillerin tecellisi kadar normal bir şey olamaz. Gördüğünüz, düşündüğünüz, yaptığınız, bildiğiniz her şey zaten fiillerin tecellisi kapsamındadır, kendiliğinden öyledir. Sen her şeyde Allah’ın emrini gördüğün için fiillerin tecellisi denilen hayatı artık kendiliğinden yaşarsın. Ancak girişte çok dikkatli olmamız gerekiyor, çünkü: Özel Kalem’de otururken birisi size çay getirir, verirken de eğilip kulağınıza “siz ne önemli adamsınız” diyebilir. Ve sen orada beklerken bir anda kendini içerdekinden daha önemli bilirsen, tuzağa düşersin. Geri dönüşsüz hale gelene kadar, bu giriş aslında girdapların olduğu yerdir, eğer dikkat edilmezse çok risklidir. Orada sabit kalabilmek için, kararlı olabilmek için uyanık olmak, “ilimle” dikkatli olmak gerekiyor. Aksi halde bir anda kişi tanrılar âlemine düşer. Bu şöyledir: İhlâs Hayat Döngüsü hareket eden bir tren olsun, onun bir yerinden tutundun ama daha içeri girmedin, trene tutunmuş gidiyorsun. Biraz sonra elin açılır düşersin… İhlâs Hayat Döngüsü’ne girip oturabilmek lazım! Onun için de kararlı olmak ve o işle ilgili güce sahip olmak lazım. O hayat döngüsünün treninde sana ait bir yerin olması için, o kompartımanda oturabilmen için bu şarttır.
SİZDEN ÇIKAN TANRIYA AİTSE,
O İŞ, O ARZU, O TALEP YANLIŞTIR

Fiillerin tecellisine ait farklı idraklar mevcuttur ve bir insanın fiillerin tecellisi prosedürü içerisinde ulaşabileceği hemen hemen en iyi hal şudur: Kişi tüm arzulardan ve isteklerden kesilir. Bu cümleyi “dünyadan bir şey arzulamaktan ve istemekten kesilmek” diye anlarsanız doğru olmaz. Kişi, fiillerin tecellisinde tanrıya ait isteklerden, tanrısal heveslerden, tanrı bakışına ait arzu ve isteklerden kesilir. Ondaki talepler tanrı talepleri değildir artık. Tasavvuf kitaplarında, özellikle Abdülkerim Ciyli Hazretleri’nin İnsan-ı Kamil’inde fiillerin tecellisi bölümünde bu tür cümlelere rastlayacaksınız. Bunları okuyunca “biz bir şey istemeyecek miyiz, arzu ve istekler kesildiğinde hayat nasıl olur?” deyip, kendinize sıkıntılı işkenceli, yanlış bir hayat seçmeyin. Tanımlar, öneriler ve uyarılar hep tanrıyla ilgilidir, tanrıyı iyi tanırsanız süreç doğru çalışır. Sizden çıkan tanrıya aitse, o iş, o arzu, o talep yanlıştır. Yaptığınız işler tanrıya ait değilse bilin ki gayet iyi bir yolda gidiyorsunuz. Bu ayırımı çok iyi yapabilecek bir bakış yakalamamız gerekiyor.
ULAŞILACAK BU ESAS TALEP NOKTASI
“MERHAMET VE BAĞIŞLANMA” İSTEMEKTİR

Şimdi “fiillerin tecellisi” ile duanın “aslında yalnızca merhamet istemek” oluşunu alakalandıralım: Bizi duanın yalnızca merhamet istemek olduğunu anlamaya götürecek yer burasıdır. Kişi fiillerin tecellisini yaşıyorsa yalnızca “merhamet ve bağışlanma” ister. “Amener Rasulü”de bize öğretilen de budur: Allahım affediver, bağışlayıver ve bize merhamet ediver. Ulaşılacak bu esas talep noktasını, bu hali fiillerin tecellisinde fark edersiniz.
Fiillerin Tecellisi konusunda şu tür bocalamalara da düşülebilir: Kişi tanrılık iddiasından kurtulmadığı halde “kurtuldum ve fiillerin tecellisini yaşıyorum” sanıyorsa “günahlar da Allah’ın emirleri” der ve yanılır. Evet, gerçekte öyle! Değil mi? Biz bir şeyi “doğru-yanlış” diye tarif ettiğimizde onun bize göre öyle olduğunu, göreceli olduğunu biliyoruz. Aslında “yanlış” diye tarif ettiğimiz şeyler de Allah’ın emridir. O dilemese olmaz. İşte, kurtuldum sanan tanrı, “bazı yanlışları yapıyorum ama onları Allah diliyor, aslında sorumluluğum yok, olmaması lazım” gibi düşünür. Buna benzer olaylarla karşılaştığımızda ne yapacağız? Yanlış bir hoşgörü tuzağına düşmeyeceğiz! Fiillerin tecellisi konusunda insanı en fazla tereddüde düşürecek şeylerden birisidir ki, yanlış bir hoşgörüye girilebilir. Yanlış yapanlara bakıp “o da Allah’ın emrini yapıyor” deyip yanlış bir hoşgörüye girilir. Bu yanlış yorumdan kaynaklanır. Elbette hepsi Allah’ın emri. Onlar Allah’a rağmen mi tanrılıklarını ilan ediyorlar? Hayır. Onlarda dilenen de tanrılıklarını ilan etmeleri. Ama tuzağa düşmemek için ne yapmalıyız? Burada zihinlerin henüz beşer olduğu için çözemediği, ama Rab Sistemi içerisinde yeri olan bir şey var. Nasıl olduğunu ancak uygulayarak yaşayabildiğimiz, fark edebildiğimiz bir yol gösterici var: İnsan-29 ve İnsan-30 ayetleri. Hayata İnsan-30’a göre baktığınızda “dileyen ancak Allah’dır” dediğinizde yanlış yapılanlar dâhil her şeyin Allah’ın dileği olduğunu (fiillerin tecellisinde) görür, kabul edersiniz. Ama karşınıza çıkan olaylarda nasıl davranacaksınız? Olaylar İnsan-30 kapsamında ama siz doğru davranışı nasıl seçeceksiniz? İşte o zaman İnsan-29 devreye girer; “dileyen Rabbini seçer, Rabbine yönelir” der. Kesinlikle İnsan-29’la hareket edeceğiz. Nasıl? Fiillere bakacağız, kendimizden çıkan veya başka yerde rastladığımız o fiilden Allah razı mı? İnsan-29’u böyle uygulayacağız: Bu fiilden Rabbim razı mı? Böyle emir verdi, emri böyle, ama razı mı?

HİSSETMEK VE MUHTARİYET -85-

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.