DOLAR 18,6331 0.01%
EURO 19,3052 0.06%
ALTIN 1.042,630,15
BITCOIN 302095-2,16%
Afyonkarahisar
10°

KAPALI

06:26

İMSAK'A KALAN SÜRE

Neden aday olunur? – Kocatepe Gazetesi

ABONE OL
12 Aralık 2013 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Sezer Küçükkurt 12 Aralık 2013 Perşembe 02:00:00
  Daha önce oda ve borsa seçimleri öncesinde “neden aday olunur” sorusuna cevap aramıştık bu sütunlarda. O günlerde oda ve borsa seçimleri gündeydeydi. Bugün ise gündemde yerel seçim var.
Bu kez yerel seçim sürecinde neden aday olunduğunun cevaplarını kendi çapımızda, okuduklarımızdan alıntılarla değerlendirelim biraz.
Seçimle gelinen noktaların önemsiz, faydasız olduğunu kimse iddia edemez. Oluşturulan meclisler, kurullar, belirlenen temsilciler toplumun önemli bir kesiminin onayından geçerek o görevlere gelmektedir.
Sizce seçilmiş olmak, aday olanlar için görevin tamamlanması anlamına mı gelmektedir?
Elbette ki ki hayır. Dünyanın neresine bakarsak bakalım, sosyal politika üretmeyen kamu ya da özel kurumlar artık yok denecek kadar azdır. Çağdaş düzende toplum içerisinde göreve soyunan kişi ya da kurumların önceliği sosyal politikalar üretmek, bu projeleri hayata geçirmek ve toplum refahına katkı sağlamak olarak belirleniyor. Öyle “seçildik, iş bitti” anlayışı devri geçmişte kaldı.
Bu çerçeveden Afyonkarahisar’daki yerel seçimlerine bakmak gerekirse eğer; Aday olanlar sadece bilinen temsil ve oylama görevleri için değil, sadece orada bulunabilmek için değil, kendilerine ve çevrelerine rant sağlamak için değil, sosyal politikalarla ilgili, toplumun refahı ile ilgili, şehrin gelişimi ile ilgili görüş sahibi olarak o görevlere talip olmalıdırlar. İnsan, “Benim neyim eksik” diyerek değil, bu güne kadar olan kötü örneklerden feyz alarak değil, topluma sağlayabileceği artılardan yola çıkmalıdır. Öyle ki, adaylar sahip oldukları vizyonları ile Afyonkarahisar’a bir şeyler katabilmeli, hatta bu katkılarını ülke çapına yayabilmeliler. Aksi takdirde bu seçimler ve alınacak görevler “dostlar iş başında görsün” ya da “kaldır, indir görevli”liğinden öteye geçemez. Hem kent açısından, hem yerel yönetim açısından, hem de kişisel olarak nelerin ortaya konabileceği iyi değerlendirilmelidir.
***
Olayın bir diğer yönüne bakacak olursak siyasilerin kendi kişisel çıkarları yönünde karar alması ve mevzuat hazırlaması, bütçelerin bu paralelde oluşturulması, bu çerçevede bütçelere ödenek konulması, imar, sağlık, ihale gibi konularda, sosyal faydanın ikinci plana atılması ülke olarak gelişmemizin önündeki en büyük engellerden görülmektedir.
Siyasi yolsuzluk, ekonomide kaynakların daha etkin kullanılmasını önler. İçeride ve dışarıda güven sorunu yaratır. Ülke ekonomisini daha kırılgan yapar.
Kılıfına uydurulmuş yolsuzluklar, ispat edilemezse de şaibe yaratır. Şaibeli insanlardan oluşan bir siyasi organizasyonun başarılı olmaması gerekir. Ne var ki gelişmekte olan ülkelerde maalesef çoğu defa toplum bu gibi yolsuzlukları kulak ardı ediyor… Uzmanlar bunun iki nedeni olabileceğine işaret ediyor.
Birincisi İktisatta ekonomik yolsuzluk teorisi… Bu teoriye göre, yolsuzluk yaptığı halde siyasette ve hizmette başarılı olan siyasileri toplum hoş görme eğilimindedir.
İkincisi yolsuzluk yapanlar, sağladıkları çıkar unsurlarını kısmen yakınlarına dağıtırsa veya bununla topluma bazı konularda destek olursa, yine toplum yolsuzlukları kulak ardı edebiliyor. Türkiye’de bu durum “Hırsız ise bizim hırsız” diye ifadelendirilebilmektedir.
Türkiye bu anlamda bir çıkmaz içindedir. Türkiye’de siyaset yapmak için para dağıtanlar, parsa dağıtanlar, belediye başkanı ise başka yörelere yardım edenler, baş üstünde tutuluyor. Kimse “bu değirmenin suyu nerden geliyor” diye sormuyor.
Siyasette yalnızca para geçerli olunca, siyaseti meslek haline getirmiş olanlar da ister istemez para toplamanın yolunu arıyor. Söz gelimi bir belediye başkanının para sahibi olması, aldığı maaşla mümkün değildir. Buna rağmen nasıl oluyorsa, herkes belediye başkanı olmak istiyor. Hatta bir ilçe belediye başkanlığı dahi, Milletvekilliğinden önde tutuluyor.
Siyasetin para kazanmak için yapılması da siyasette yaratıcılığı engelliyor. Söz gelimi, Türkiye’de siyasette, muhalefet partileri yalnızca ağız kavgasına giriyor… Yolsuzluklar dahil her konuda daha çok bağıran daha çok prim yapıyor. Ekonomik ve sosyal konularda öneri getiren, proje üreten bir siyasetçiye zor rastlanıyor.
Hani hep vaad edilir ya… “Şeffaflık”, işte şeffaflık bu noktada önem kazanmaktadır. En küçüğünden en büyüğüne kadar siyaset makamlarında bulunanlar şeffaflığa söyledikleri kadar hassasiyet gösterseler hepimiz için daha iyi olacaktır.
Sözün burasında son günlerde Hükümet cephesi ile tartışma yaşayan Hizmet Grubu’nun önderi Fethullah Gülen Hoca’nın bir kaç ay önce internette paylaştığı sözlerine bir bakalım. Hocaefendi “Harun olarak yola çıkıp Kârunlaşanların bir gün yerin dibine batacaklarını” dile getirdikten sonra sözü ihaleden pay alanlara getirerek bakınız neler diyor: “Eğer dilimde tel’in etmeye, ‘Yerin dibine batsın!’demeye azıcık açıklık bulunsaydı, dilimin bir parçasında bedduaya yer olsaydı, ‘millete hizmet ediyoruz’dedikleri halde o iş içinde kendi çıkarlarını düşünenler, meseleleri çıkar çarkına bağlayanlar, ihalelerde kendilerine pay ayıranlar ve kendilerine pay verenleri mabeyn-i hümayun insanı haline getirenler hakkında ‘Allah sizi çoluk çocuğunuzla, beklentilerinizle, ümitlerinizle yerin dibine batırsın, mahvetsin!’ derdim.”
Belki, “O sohbette kastedilen ‘olmuş bir olay’ değil, ‘olması muhtemel’ bir olumsuzluktur” denilebilir. Sonuç itibariyle günümüz gerçeklerine işaret edilmektedir.
Tüm bu sözlerin ardından memlekete, millete hizmet adına halis niyetle yola çıkan tüm siyasetçilere başarılar diliyor, toplumun hizmet ve şeffaflık beklentisini bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.