DOLAR 18,6419 -0.01%
EURO 19,5185 -0.07%
ALTIN 1.062,010,07
BITCOIN 3177330,02%
Afyonkarahisar

KAPALI

06:35

İMSAK'A KALAN SÜRE

Papa, Gedik Ahmet Paşa’dan kaçanları Aziz ilan etti

ABONE OL
2 Haziran 2013 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Sezer Küçükkurt 2 Haziran 2013 Pazar 03:00:00
  Afyonkarahisar’a eşsiz hayır eserleri ile birlikte şehrin en güzel ibadethanesini miras bırakan Gedik Ahmet Paşa’yı bir kez daha hatırladı tüm dünya. “İtalyan çizmesinin topuğu” Otranto’yu Türk toprağı haline getiren Gedik Ahmet Paşa’dan kaçan 800 Hristiyan Papa tarafından geçtiğimiz günlerde aziz ilan edildi. Otranto’da bu 800 Hristiyan’ın kafataslarından oluşan duvarlara sahip bir kilise bulunuyor.

“Afyonkarahisar’ın en güzel, en gösterişli, en büyük külliyesi neresidir?” diye bir soru sorulsa herhalde hepimiz “İmaret” cevabını veririz. Halk arasında İmaret olarak bilinen Külliye’nin asıl ismi Gedik Ahmet Paşa Külliyesi’dir. Gedik Ahmet Paşa Camii, Taş Medrese, İmaret hamamı gibi bölümleri bugüne kadar muhafaza edilen külliyenin eski zamanlarda Gedik Ahmet Paşa İlköğretim Okulu ve Marulcu Mahallesi’ni de içine alan arazileri de kapsayan büyük bir vakıf olduğu bilinir.
Osmanlı Devlet geleneği, devşirmeleri vezir, paşa yaparak devletin üst noktalarına ulaştırırken, artık “devletlü” olan bu kişilerin servetlerini halk için harcamalarını sağlamıştır hep. Osmanlı coğrafyasının dört bir yanındaki tarihi eserlerin çok büyük bir bölümü, paşaların, vezirlerin, hanedan mensuplarının şahsi servetlerinden yaptıkları harcamalarla bina edilmiştir. Böylece Devlet imkanları ile sağlanan servetler halkın hizmetine sunulmuştur. Afyonkarahisarlılar arasında şehrin imar çalışmalarıyla ilgili olarak söylenen yaygın bir hikayeye göre, merhum Gedik Ahmet Paşa bu külliyesini kurarken mevcut yeri seçtiğinde pek çok eleştiri almıştır. O zamanlar şehir merkezinin epeyce dışında bir yer tercih eden Paşa’ya, “Şehrin bu kadar uzağına yaptıracağınıza şehre daha yakın bir nokta seçseniz” denildiğinde, “Gün gelecek bu külliye şehrin orta yerinde kalacak” dediği anlatılır hep… Paşa’nın ileri görüşlülüğü ile kentin imarına sağladığı katkıya atıfta bulunulur.
GEDİK AHMET PAŞA’YA
KARŞI SAVAŞANLAR “AZİZ” İLAN EDİLDİ
Bugün Gedik Ahmet Paşa’yı yeniden anmamızın sebeb-i hikmetine gelelim isterseniz. Efendim, Hırıstiyan Katolik aleminin yeni Papa’sı Papa Franciscus, selefi Emerit Papa 16. Benediktus’un 800 Otrantolu’nun aziz ilan edilmesi yönünde aldığı kararı, geçtiğimiz hafta Vatikan’ın ünlü Aziz Petrus meydanında düzenlenen ve onbinlerce inananın katıldığı “azizlik” töreniyle gerçekleştirdi.
Törende konuşan Papa, “Biz, bugün Otranto şehitlerine hürmet ederken, dünyanın pek çok yerinde bu günlerde halen şiddete maruz kalan pek çok Hristiyan’a Tanrı’nın, cesaret, sadakat ve kötülüklere iyilikle cevap vermesini diliyoruz” dedi. Otranto’nun bulunduğu Puglia Bölgesi’nden olan Kardinal Angelo Amato’nun, 800 Otrantolu’nun, İtalya’yı, Katolik ve Hristiyan kimliğini koruduğunu belirten ifadeleri de basına yansıdı.
ÖNCEKİ PAPA’NIN SON KARARINI UYGULADI
Emerit Papa 16. Benediktus, 800 Otrantolu’nun azizlik mertebesine yükseltilmesi kararının açıkladığı 11 Şubat 2013’teki toplantıda, Papalık görevinden ayrılacağını duyurarak dünya gündemini sarsmıştı. Papa Franciscus, bu törenle selef Papa’nın son kararını, hayata geçirmiş oldu. Aziz ilan edilme töreninde, 800 Hristiyan’ın yanı sıra ilk kez bir Kolombiyalı ve bir de Meksikalı rahibe, Papa tarafından aziz ilan edildi. Katolik Kilisesi’nin ilk Latin Amerikalı Papası Franciscus, bugünkü törenle toplamda 802 kişiyi aynı anda aziz ilan ederek ayrı bir rekora da imza attı.
800 OTRANTOLU
OSMANLI’YA KARŞI SAVAŞMIŞTI
Cennet mekan, Fatih Sultan Mehmed Han’ın emriyle 1480 yılının Temmuz ayında, İtalya seferine çıkan Gedik Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, Otranto kalesini 13 ay boyunca elde tutmuş ancak daha sonra gerek Fatih’in vefatı, gerekse buradaki birliklerin takviye edilmemesi sonucu kaleyi bölge halkına geri bırakmak durumunda kalmıştı. Hristiyan dünyası Otranto’da 13 ay boyunca süren çarpışmalarda, Osmanlı’ya esir düşen 800 Otrantolu’nun, Müslüman olmayı reddedince idam edildikleri iddia ede geldi hep bugüne kadar. O 800 Hristiyan’ın kafatası Otranto’daki bir katedralde bugüne kadar muhafaza edildi. Kuru kafalardan oluşan duvarları ile dünyada benzeri olmayan bu katedral Gedik Ahmet Paşa ve Osmanlı Ordusu’na duyulan kinin ifadesi olarak yüzyıllardır korunuyor.
VATİKAN’IN
OTRANTO HAKKINDA ANLATMADIKLARI
Dr. Erdal Küçükyalçın bu olayla ilgili geniş bir araştırma yayınladı geçenlerde. Belki Afyonkarahisarlıların gözünden kaçmıştır bu bilgiler. O nedenle Dr. Erdal Küçükyalçın’ın bilgilerine bir göz atalım isterseniz.
Otranto Katedrali’nde sergilenen yüzlerce kafatasıyla 14 Ağustos 1480’den beri canlı tutulan hatıralar şimdi yeniden canlandırılıyor, ‘Martiri Di Otranto’ olarak anılan 800 kişi aziz ilan ediliyor. Aslında ne olmuştu o tarihte?
ANTONIO PRIMALDO KİMDİR?
28 Temmuz 1480’de 128 parçalık Osmanlı donanmasıyla Otranto açıklarında görülen Gedik Ahmed Paşa 18 bin kişilik bir kuvvetle İtalya çizmesinin tam topuğunda yer alan şehri kuşattı. İki hafta kadar dayanan şehir nihayet 11 Ağustos’ta ele geçirildi. Hıristiyan tarih yazımına göre Paşa daha önce fethettiği hiçbir yerde yapmadığı kadar sebepsiz şiddet uyguladı. Önce katedrale sığınan halkı testereyle ikiye böldürterek öldürttü, sonra da kalan 800 erkeği yakınlardaki Minerva Tepesi’ne (günümüzde Hristiyanların Şehitler Tepesi) götürerek din değiştirmezlerse öldürüleceklerini söyledi. Rivayete göre aralarından Antonio Primaldo adlı bir terzi teklifi kesinlikle reddedince Türkler de o 800 masumu kılıçtan geçirdi. Hatta ilk öldürülen Antonio başsız bedeniyle infazın sonuna kadar ayakta kalmış, askerlerin tüm çabalarına rağmen yıkılmamış. Üstelik bu sahneye şahit olan Türk askerlerinden biri dayanamayarak Hıristiyan olmuş ama hemen çarmıha gerilmiş. Her şey bittiğinde 12 bin kişi öldürülmüş, 5 bin kişi esir edilmiş. Oysa şehrin o dönemki nüfusunun en fazla 8 bin olduğu artık biliniyor. Bu zulüm hikâyelerini anlatanların bahsetmediği başka neler var?
İTALYA’DAKİ BÜYÜK YUNANİSTAN
Apulia vilayetine bağlı Otranto İtalya’nın en doğu ucunda, Yunanistan’ın Epirus bölgesine ve Arnavutluk kıyılarına en yakın noktadır. Çizmenin yüksek topuğu olan Salento Yarımadası’nda yer alan Otranto, İyonya Denizi ile Adriyatik Denizi’nin buluştuğu stratejik konumuyla tarih boyunca her zaman denizaşırı ticaretin yapıldığı önemli bir limandır. M.Ö. 8’inci yüzyıldan itibaren sürekli olarak Yunanistan’dan göç almış ve Otranto, Taranto, Napoli (Neapolis) gibi çok sayıda Yunan yerleşimi kurulmuştur. Aslına bakarsanız İtalya’nın güneyi modern zamanlara kadar ‘Magna Graecia’ (Büyük Yunanistan) olarak anılırdı. Günümüzde dahi güney İtalya’da birçok yerde Yunanca konuşan Grikolar yaşamakta olup bölge nüfusunun yüzde 15’i Yunanca soyadları taşımaya devam ediyor. Hatta Otranto’nun da içinde bulunduğu Salento Yarımadası’na bugün bile ‘Grecia Salentina’ denir.
Bu neden önemli? Papalık Ortodoks inancına sahip olan bölge insanlarını Katolikleştirmek için bin yıldır çaba sarf ediyor ancak bir türlü tam başarı sağlayamıyordu. Vatikan’ın gönderdiği piskoposlar bölgede kabul görmediği gibi çok sayıda isyan ve çatışma yaşandı. Büyüyen Osmanlı tehdidine rağmen 1439’da Floransa Konsili’nde, Doğu (Ortodoks) ve Batı (Katolik) kiliselerinin birleştirilmesi için yapılan görüşmeler bile sonuç vermedi. Bu görüşmelerde Bizans’ı temsilen imparator John VIII. Paleologos’la birlikte bulunan ve birleşmeyi savunan Basilios Bessarion Papa tarafından kardinal yapıldı ve İtalya’da kaldı. 1463’te ‘Latin Konstantinopol Patriği’ sembolik unvanı verilen Bessarion İtalyan topraklarındaki Grikoların Roma’ya bağlanmaları için çalıştı. Ama bu da sonuç vermeyince bir ara yol bulundu: Grikolar ‘Bizans Katoliği’ sayıldılar. Ama Ortodoks ritüellerini koruyarak görünüşte Vatikan’a bağlanmaları bile 16’ncı yüzyılın ortalarını bulacaktı. Dolayısıyla Gedik Ahmet Paşa 1480’de Otranto’ya geldiğinde şehir Katolik veya İtalyan olmadığı gibi, her açıdan bir Bizans kolonisiydi. Merkez kilisesi de Katolik değil Bizans kilisesiydi. Tarih dersine iyi çalışmış olan Fatih, ‘Yeni Doğu Roma İmparatoru’ sıfatıyla Bizans’a ait topraklarda hak iddia ederek İtalya harekâtını sağlam bir zemine oturtuyordu.
Otranto seferi 1479’da imzalanan Osmanlı-Venedik barış antlaşmasının hemen ardından, Papalığın düşmanı Floransa hâkimi ünlü Lorenzo de Medici’nin teşviki ile gerçekleşir. Dolayısıyla Osmanlı’nın Otranto’da bahsedildiği gibi aşırı şiddet uygulamasının akılcı bir nedeni olmamakla birlikte öyle gözükmesinin Papalık açısından faydaları büyüktü. Her iki taraf da ‘din siyaseti’ yürütüyordu. Hatta Fatih 3 Mayıs 1481’de Gebze Hünkâr Çayırı’nda vefat ettiğinde hedefinde İtalya olduğu söylenir. Haberi alan kale komutanı Otranto’yu sulhen teslim eder.

GEDİK AHMET PAŞA’NIN ESERLERİ

Gedik Ahmed Paşa Afyonkarahisar’da bir külliye, Ladik’te bir mescit ve bir köprü, Kütahya’da bir mektep ve bir arasta yaptırmıştır. İstanbul’daki eserlerinden sadece bulunduğu Gedikpaşa semtine adını veren hamamı günümüze ulaşmıştır. Fatih Sultan Mehmet tarafından kendisine tevdi edilen adını taşıyan vakıf günümüze kadar gelmiştir. Fatih’in fermanı ile vakfın yönetimi, 15. yüzyıldan Cumhuriyet’e kadar Gedik Ahmet Paşa’nın evladı Kebir’leri tarafından yönetilmiştir. 1924 yılında çıkarılan Vakıflar kanunu ile yönetim Gedik Ahmet Paşa ahvadı adına Vakıflar tarafından idare edilmektedir. Vakıf kayıtlarında 15.yüzyıldan günümüze kadar bütün evladı kebirleri kayıtlıdır. Bir rivayete göre 17. yüzyıldan itibaren Aydın bölgesinin hakim ailelerinden olan Arpazlı ailesi Gedik Ahmet Paşa’nın soyundandır.

GEDİK AHMET
PAŞA KİMDİR?

Peki Afyonkarahisar’a yüzyıllar önce Türk’ün, eşsiz bir mührünü vurarak, ortaya büyük bir külliye çıkartan Gedik Ahmet Paşa kimdir? Pek çoğumuz, camisinde ibadet ettiğimiz, hamamında temizlendiğimiz, ağaçlarının gölgesinde serinlediğimiz, hiç olmazsa yol tarif ederken adını telaffuz ettiğimiz bu tarihi şahsiyeti tanımayız. Ansiklopedilerde Gedik Ahmet Paşa şu şekilde anlatılmaktadır:
Gedik Ahmed Paşa 15. yüzyılın ikinci yarısında mühim vazîfeler görmüş Osmanlı sadrazamıdır. Zamânında yaşamış târihçiler, âilesi ve menşei hakkında bir şey yazmamaktadırlar. Yeniçerilikten yetişmiş olduğu bilinen Gedik Ahmed Paşa’nın Anadolu beylerbeyi oluncaya kadar hangi vazîfelerde bulunduğuna dâir mâlûmât da yoktur. Devşirme olduğuna inananlar da bulunmaktadır. Anadolu beylerbeyliği yaptığı zamanlarda Uzun Hasan ve Karaman Beyliğine karşı büyük başarılar kazandı. 1470 Eğriboz Seferinde gösterdiği kahramanlık ve başarılar, vezirliğe yükselmesine sebep oldu.
Vezir olduktan sonra daha büyük vazîfelere memur edilen Ahmed Paşa, önce Alanya Kalesini fethetti. Daha sonra Karamanoğulları’nın elinde bulunan Silifke, Mokan ve Gorgos kalelerini alarak, buralarda bulunan Karaman âilesi mensuplarını İstanbul’a gönderdi. Uzun Hasan’ın kardeşi Cihangir Bey’in seçme Türkmen beylerinden müteşekkil ordusunu şehzâde Mustafa Çelebi ve Davud Paşa’nın da desteğiyle yenerek Türkmen beylerini esir aldı (1472).
1473 Otlukbeli Savaşında sağ cenahta bulunan Gedik Ahmed Paşa, bu kısmın kesin gâlibiyetinde önemli rol oynadı. Akkoyunlu Seferi sırasında, Karamanoğulları ile müttefikleri olan Venedikliler tarafından alınan Anadolu’nun güney sâhilindeki bâzı kaleleri yeniden fetheden Ahmed Paşa, aynı sene Mahmud Paşa’nın yerine sadrâzam tâyin edildi (1474).
Vezîriâzam olduktan sonra, 1475’te Karadeniz’deki Ceneviz kolonilerinin fethine memur edildi. Azak ve Menkub kalelerini aldı ve Kırım Hanlığını Osmanlı Devletinin himâyesine soktu. Haziran 1475’de Kefe, Sudak ve Azak’ı aldı. Kefe’de Cenevizliler tarafından hapse atılmış olan Kırım Hanı Mengli Giray’ı zindandan çıkardı ve onunla bir anlaşma yaptı. Buna göre, Mengli Giray Kırım Hanı olarak Osmanlı himayesini kabul etti. Bu fetihler aynı zamanda Karadeniz’in Türk gölü hâline getirilmesi projesinin ikinci safhasını da teşkil eder. 1476’da Fâtih Sultan Mehmed’le birlikte Boğdan ve Mora seferine çıkan Ahmed Paşa, İşkodra’nın fethine memur edildiğinde, bundan kaçındığı için vezîriâzamlıktan azledilerek, Rumeli Hisarına hapsedildi.
Bir süre sonra Hersekzâde Ahmed Paşa’nın delâleti ile hapisten çıkarılan Gedik Ahmed Paşa, donanma kumandanlığına tâyin edilerek, Gelibolu’ya gönderildi. 1478’de Limni’yi alarak, buraya Anadolu’nun Türk ahâlisini yerleştirdi. 1479’da Yunan Denizine sefere memur edilen Kaptânıderyâ Gedik Ahmed Paşa, Kefalonya, Zanta ve Santamaura adalarını fethetti. Ertesi sene Napoli Krallığının fethine memur edildi. Otranto’yu zaptetti ise de, daha ileri yürümesini Fâtih Sultan Mehmed’in vefâtı haberi engelledi.
Fâtih Sultan Mehmed’in vefâtından sonra devlet kadrolarında vazîfeye devâm etti. Haziran 1481’de II. Beyazıt ile Cem Sultan arasında Yenişehir’de yapılan savaşa son anda katılan ve savaşın II. Beyazıt’ın kazanmasında rol oynayan Gedik Ahmet Paşa, buna rağmen Cem taraftarı olduğuna dâir şüpheleri yok edemedi ve hapse atıldı. Gedik Ahmet Paşa’nın hapsedilmesi kapıkullarının ayaklanmasına yol açtı. Bunun üzerine serbest bırakılan Gedik Ahmet Paşa, Karamanoğlu Kasım Bey’in isyanını bastırmak için Karaman’da bulunan Şehzade Abdullah’a yardıma gönderildi. Kasım bey kış sebebiyle Suriye’ye kaçınca, Gedik Ahmet Paşa isyanın bastırılmasında beklenen başarıyı sağlayamadı. II. Beyazıt, Gedik Ahmet Paşa’yı 18 Kasım 1492’de Edirne’deki Yeni Saray’da verilen ziyafette boğdurttu. Gedik Ahmet Paşa’nın katli üzerine yeniçeriler Edirne Subaşısı’nı öldürdülerse de isyan bastırıldı. Gedik Ahmed Paşa Edirne’de defnedilmiştir.

GEDİK AHMET PAŞA’NIN KATLİ

Tarihi gerçekliği tartışılmakla birlikte Gedik Ahmet Paşa’nın katli ile ilgili olarak şu hikaye anlatılır:
Sultan II. Beyazıt tahta çıktığı zaman padişahlığı şerefine Edirne’de tantanalı bir tören düzenlemiş, Gedik Ahmet Paşa’yı da sofrasına davet etmişti. O sofra Gedik Ahmet Paşa için ölüm sofrası oldu. Davetin en coşkulu anında II. Beyazıt çevresindeki vezirlere sordu:
—Küfranı nimet edenin cezası nedir?
Vezirler hep bir ağızdan yanıt verdiler
—Ölümdür.
II. Beyazıt parmağını Gedik Ahmet Paşa’ya doğru uzattı:
—İşte ol münafık budur
O sırada davetlilere beyaz kaftanlar armağan edilirken, eski veziriazam Gedik Ahmet Paşa’ya siyah bir kaftan getirildi. Siyah kaftan ölüm işaretiydi. Paşa’ya siyah kaftanı giydirdiler ve ziyafetin sonunda kendisini kapı dibinde bekleyen cellatlara teslim ettiler.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.