DOLAR 18,6424 0.03%
EURO 19,6445 0.05%
ALTIN 1.077,03-0,29
BITCOIN 316294-1,28%
Afyonkarahisar

AZ BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

“YA İSTANBUL BENİ ALIR, YA DA BEN İSTANBUL’U!”

ABONE OL
30 Mayıs 2013 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Muharrem Günay 30 Mayıs 2013 Perşembe 03:00:00
  Diyen Fatih, deliye dönmüş ve hocası Akşemseddin’den fethin bir an önce gerçekleşmesi için himmet buyurmasını istemiştir.
Henüz şehzadelikte iken hocası Akşemseddin’den “Elem çekme begüm, İstanbul fethi size nasip olacak” diye müjde alan Sultan Fatih, 28 Mayısı 29 Mayısa bağlayan gece bir müjde daha alır. Akşemseddin:
“-Yarın sabah şu kapıdan (Topkapı) hisara yürüyüş ola. İzni Hüda ile bâb-ı zafer feth olup ezan sadâsı ile surun içi dola. Gün doğmadan Gâziler sabah namazını hisar içinde kılalar” diyerek kat’i müjdeyi ve günü bildirdi. (O.Turan, T.C.H.M. 2. cilt, s.55) )
Padişah II. Mehmet ve hocası Akşemseddin, bu son hücumun başlayacağı gece sabahlara kadar Allah’a yalvarmışlar ve dua da bulunmuşlardır. Şafakla birlikte, top sesleri, tekbirler ve mehterin vurduğu coşturucu marş sesleri altında Türk ordusu hücuma geçti. Artık bu iman ordusu karşısında Bizans’ın yapacağı bir şey yoktur.
Gerçekten 29 Mayıs 1453 gecesi ilahi müjde gerçekleşiyor, Allah, Allah sesleri ve tekbirlerle, tıpkı Hz. Peygamberin hadislerinde belirttiği gibi gâziler sabah vaktinde surları aşmış bulunuyorlardı.
Hücum kollarının birisinin başında bulunan Ulubatlı Hasan, üç hilalli Türk sancağını surların tepesine dikmiş ve kendisi de bu sırada atılan oklarla şehadet şerbetini içmiştir. Onu bir sel gibi akan gaziler takip etmiş, böylece İstanbul’un fethi gerçekleşmiştir.
Hz. Muhammed Fetihe Katılıyor
Bin bir türlü sırlarla dolu olan bu fetihte, surların dibinde bir başka güzellik daha tecelli ediyor ve vücudu delik deşik olarak kızgın yağlarla kavrulmuş Ulubatlı Hasan’ın simasında tatlı bir tebessüm yayılıyordu. Çünkü bu mübarek asker, şehit olmadan biraz önce, surların tepesinde Fahri Kainat Efendimizi görmüştü… Çünkü o kadar yara bere içerisinde onun surların tepesine çıkacak mecali kalmamıştı. Hz. Muhammed ona, surların tepesinde görünerek; “gel gel” deyince, o bütün ağrılarını unutmuş ve sancağı tepeye ulaştırmış, Resul-ü Ekrem’e gülümseyerek şehit olmuştu. Çünkü iki cihanın serveri Hz. Muhammed, hadisinde fethi müjdeler de orada olmaz mı? Allah’ın Ordusunu yalnız bırakır mı? Fatih Ulubatlı’nın yerde gül gibi açılan çehresini ve yanan vücudunu görünce, üzerine kapandı, onu kokladı, ağladı ve; “mâna kardeşim benim, İstanbul sana değermiydi…” dedi. İşte dava arkadaşlığı böyle olmalıdır.
Fatih, “ Fetihten hemen sonra İkindi Namazını kılarak secde’ye vardı. Ayasofya Kilisesi’ni Cami’ye çevirerek İlk ikindi namazında kendisi imam oldu. Namaz’a durunca “Tekbir” aldı, “Allahu Ekber” dedi ve el bağladı. Tekrar “Tekbir” aldı, el bağladı. Üçüncü defa “Tekbir” aldı ve el bağladı, ondan sonra namaz’ı kıldırdı. Askerler şaşırmışlardı.. Alışılmışın dışında “Üç Tekbirle” namaz’a başlanmıştı. Namaz’dan sonra Fatih’e sordular; “Sultanım niçin üç tekbir aldınız? ” Fatih: “İlk tekbir’den önce niyet ettim; Allahım Kabe’yi bana göster dedim, olmadı. Tekrar tekbir aldım, yine Kabe’yi göremedim. Üçüncü tekbir’de; Allahım, İstanbul’un güzelliğini gözümün önüne perde yapıp Kabe’yi bana unutturma! .. Arada mekan ve mesafeyi kaldır, Kabetullah’ı bana göster Allahım, dedim ve Üçüncü tekbir’i aldım. Kabe karşıma geldi ve ondan sonra namazı kıldırdım.” Dedi.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.